1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

  3. 15. UFUK TURU PROĞRAMININ ANDINDAN..
Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Yazarın Tüm Yazıları >

15. UFUK TURU PROĞRAMININ ANDINDAN..

A+A-

Bu sene 15. Ufuk Turunun ana teması “Sivil Toplum ve Dünyevileşme” adıyla 09-13 Mayıs 2018 tarihleri arasında Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu tarafından, Bursa’da icra edildi. Toplantılar, Platform üyesi 184 sivil toplum kuruluşunun ev sahipliğinde, Bursa Sivil Toplum Kuruluşları Platformunun desteğiyle, Türkiye’nin yedi bölgesinden 53 şehir ve Konya’dan toplam 350 sivil toplum temsilcisinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir.

Ana tema olarak ‘Sivil Toplum ve Dünyevileşme’ konusu, alanında son derece saygın akademisyen ve sivil toplum yetkilileri tarafından sunulan tebliğler çerçevesinde, çeşitli yönleriyle ve derinlemesine tartışıldı. “Din ve Dünyevileşme", "Değerler ve Dünyevileşme", “Gündelik Hayat ve Dünyevileşme” ile "Sivil Toplum ve Dünyevileşme " ana başlıkları altında dört oturum şeklinde gerçekleştirilen toplantılarda toplam 16 adet tebliğ sunuldu.

Bendeniz de bu toplantıda “Dinin Dünyaya Bakışı” konusunda bir tebliğ sundum. Din, insanın Allah’la, hemcinsleriyle ve varlıkla olan ilişkilerini düzenleyen değerler manzumesidir.  Bir değerler manzumesi olarak din, sadece bireyin sosyal ilişkilerini değil; nebâtat, hayvanat ve tabiattan oluşan tüm bir varlık alanıyla ilgili ilişiklilerini de düzenler.  Dolayısıyla dindarlık, sadece insanın Allah’la ilişkisi değil, âlem boyutuyla da çok yakından alakalı olan bir davranış biçimidir. Bütün bu eylemler, “dünyâ” adı verilen ve içinde yaşadığımız bu âlemde gerçekleştirilmektedir.

Arapçada dünya kelimesi denâ kökünden türemiş olup yakın manasına gelir.  Kur’an’da “el-Hayâtü’t-Dünya” kalıbında geçer. Yakın hayat, kısa hayat ya da ahiretten önceki hayat manalarını taşır. İslam,  dünya kurmaya karşı değildir. “Âhiret hayatının önündeki hayat” anlamına gelen dünyâ, insanın yaşadığı varlık alanı olması hasebiyle bize hem Allah’ı hatırlatıcı ve hem de mükellefiyetlerin yaşandığı mekân olması bakımından pozitif bir anlam taşır.

 İslam inancına göre,  ölüm öncesi hayat için bir hazırlık yeri olan dünyâ,  âhiretin üretim mekânıdır. Bundan dolayı, bir rivâyette de “dünyâ, âhiretin tarlasıdır” denilmiştir. Nitekim bir âyette hem dünya ve hem de âhiret için iyilik istememiz istenmektedir: “Rabbimiz! Bize dünyâda da iyilik ver, âhirette de iyilik ver.” (Bakara 2/201).  O halde uzağında durulması gereken varlık-dünyâ, içte, ilgi tarafında aranmalıdır. Yoksa dünya, Allah’a giden yolda yol gösterici olmak bakımından bir araç olarak çok değerlidir; zira burası, Allah’ın isim ve sıfatlarıyla ilişkili bir varlık alanıdır. Kur’an’da uyarı, sadece dünyâ hayatının, âhiret hayatı göz ardı edildiği takdirde Allah’la olan ilişkiyi saptırıcı mâhiyetine yöneliktir. Bu anlamda dünya, sufilerin tanımıyla; “insanı, Allah’tan uzaklaştıran şeydir.” Görüldüğü gibi,  ‘dünyâ’ kelimesinin etimolojisi, anlam bakımından din-dışılıktan ziyâde, dinî bir anlam taşır. İslam’a göre dünya hayatı, ahiret hayatından yalıtıldığı takdirde kınanır: “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.” (İbrahim 14/3). Çünkü âhiret hayatını göz ardı ederek dünyâ hayatını tek hayat olarak görmek,  inkârcılıktır: “Onlar, hayat ancak bizim şu dünyâ hayatımızdan ibarettir, biz bir daha dirilecek değiliz derler“.” (En’âm 6/29).  

Netice olarak, Kur’an’a göre,  insanı ölüm ötesi hayatı inkâra götüren etkenlerden birisi insanda istiğna duygusu ve mal sevgisidir. İslam dini, kirli ve günahkâr bir varlık olarak “dünyâyı” eşyanın maddesinde değil, ilgi tarafında arar. Maddi dünya iç dünyamıza hükmetmeye kalkmadıkça yiyecek, içecek, giyecek olarak madde tarafının haram kılınması söz konusu değildir. Dünyâ malı, kalem kalem sayılıp dökülecek olsa, her birinin kendi maddesinden çok,  peşine taktığı hırs ve ihtiraslardan dolayı aşağılandığı görülür: “Kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş, salma atlar, davarlar, ekinler.” (Âl-i İmrân 3/14). Bunların hepsi, şüphe yok ki dünyâ malıdır. Fakat hepsi de, dikkat edilsin, kadın, oğul, altın ve gümüş v.s. oldukları için değil, hizmetine koşuldukları dünyâ hayatının türlü ihtiraslarını karşılama sıfat ve yeteneğine sahip nesneler oldukları için kirli ve günahkârdır.  Yoksa bizâtihi dünyâ, kötülenecek bir mekân değil, aksine, değerli bir yerdir. O halde dünyanın dışında ve uzağında değil, Allah’ın hoşnutluğunu celbedecek işlerle, dosdoğru içinde ve ortasında olmak gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar