1. YAZARLAR

  2. Said Bulut

  3. 28 ŞUBAT DARBESİNE SÖVGÜ
Said Bulut

Said Bulut

Yazarın Tüm Yazıları >

28 ŞUBAT DARBESİNE SÖVGÜ

A+A-
O  dönemi  kısaca  hatırlayacak  olursak  Refah  Partisi  ilk  defa  1994  yerel  seçimlerinde  devrim  gibi  bir  başarı  sağlamıştı. İstanbul da  Recep  Tayyip  Erdoğan,  Ankara da    belediye  başkanı  olan  Melih  Gökçek,  Konya da Halil  Ürün  ve  Kayseri de  Şükrü  Karatepe  belediye  başkanlığı  seçimini  kazanmışlardı. Sadece  buralarda  değil  tüm  Türkiye’de  birinci  parti  olmuştu  Refah. Aslında  Erdoğan’ın  hayatındaki  kırılma  noktalarından  biri  Erbakan  hocanın  Erdoğan’ı   İstanbul’a  aday  yapması  ve  İstanbul’da  seçimi  kazanmasıdır. O  dönem  herkes  aman  belediye  koltuklarını  bunlara  vermeyelim  diyecek  kadar  vesayetçi  bir  zihniyet  anlayışı  güdüyorlardı.  Ne  oldu  Refah  belediyeleri  almıştı  ve  belediyecilikte  genç  ekip  sayesinde  Türkiye  tarihinde  en  iyi  hizmeti  vermişti. Bir  yıl  kısa  sürede  bu  kendisini  gösterdi. Zaten  o  zaman  görülmüştü  Refahın  gümbür  gümbür  geldiği. 24  aralık  1995  seçimlerinden  önce  başladı  laiklik  zırvalamaları.  Bu   tempo  içinde  her  gün  Hasan  Hüseyin  Ceylan  ve  Şevki  Yılmazın  kasetleri  çıkıyordu. Bu  yetmezmiş  gibi   kendi  yaptıkları  açıklamaları.  Gerçeği  söylemek  gerekirse  bu  hareketler  Refaha  çok  büyük  zararlar  verdi. Ama  merkez  medya  durmadan  bombalıyordu  Refahı. Seçim  yaklaştıkça  Refahın  birinci  çıkacağını  merkez  medyada  çok  iyi  biliyordu. Emin  olun  partinin  içindeki  bazı  gereksiz  siyasetçilerin  yukarıda  bahsettiğim  üslubu  yüzünden  Refahı  %  30  ile  farkla  kazanacağı  bir  seçimi  %  21  ile  kazanmıştı. Bunu  ben  demiyorum  sağlam  araştırma  şirketleri  diyor. Refah  birinci  çıktığı  andan  beri  merkez  medya  hep  bir  ağızla  Mason  olan  Mesut  Yılmaz  ve  Çilleri  zorla  koalisyona  oturtmak  istiyorlardı. Refah  gelmesinde  ne  olursa  olsun. Koalisyonu  kurdular  daha  doğrusu  zoraki  evlilik  yaptırdılar. Başarılı  olamadılar  ve   koalisyon  bozuldu.  Bu  koalisyon  içinde de  laiklik   zırvalamaları  devam  ediyor  tabi. Çiller  emin  bir  kararla  Erbakan  hoca  ile  koalisyon  yapmaya  karar  verdi. Merhum  Muhsin  Yazıcıoğlu’nun  desteğiyle  hükümet  güvenoyu  aldı. Refah Yol  kurulmasın  diye  elinden  geleni  yapanlar  eli  boş  çıktı. Unutmam  Hürriyet  tabi  Hoca  Başbakan  olduktan  sonra  zırvalamış  75  yıllık  cumhuriyet  tarihinde  bir  İslamcı  başbakan  oldu. Laiklik  elden  gidiyor. Hay  sizin  demokles  kılıcı  gibi  üzerimizde    tuttuğunuz  laikliğe  tükürsünler. Hoca  havuz  sistemini  getirerek  bütün  sermayeyi  bir  havuzda  tutup  bütün  ülkeye  milli  geliri  adil  şekilde  dağıtmıştır.  Türkiye  tarihinin  en  büyük  zamları  o  zaman  yapılmıştır. Elbette  bundan  çok  rahatsız  oldular. Baskı  devam  ediyor  aman  asker  rahatsız,  laiklik  elden  gitmesin  demode  sözleri.  Özellikle  Yüksek  Askeri  Şurada  kibirli,  alçak,  adi  ve  şerefsiz  paşanın  koskoca  ülkenin  Başbakanına  karşı  içki  içmesi  unutulamaz. Ama  onlar  fosil  oldu  emin  olun. Bu  baskılar  devam  ederken  bir  yanda  da    Hoca  müthiş  işlere  imza  atıyordu.  Koalisyonla  her  şeye  rağmen  uyum  içerisindeler.  Birde  3  Kasım  1996  Susurluk  kazasının   olması  hükümeti  daha  sıkıntılı  bir  duruma  düşürdüler. Üst  akıl  o  zaman  vesayetleri  bitmemiş  ülkeyi  rahatça  yönlendiriyordu. Baskılar,  her  gün  bir  isimsiz  paşanın  merkez  medya da  manşet  olması,  Müslümanlara  her  türlü  hakaret,  küfür,  alaya  alma  ve  neler  neler… Sincan  Belediyesinin  düzenlediği  Kudüs  gecesi  ve  bu  gecede  İran  Türkiye  büyükelçisinin  şeriat  çağrısı  ve  gece de  hiç  haz  etmediğim Hizbuldeccal  ve  Hamasın  liderlerinin  propagandasının  yapılması  ülkenin  kötü  bir  yöne  gitmesine  sebep oldu. Ne  olursa  olsun  Kudüs  Gecesi  kardeş  Filistin’e  sahip  çıkmak  için  yapılmıştır. Askerin  Sincan’da  darbe  provası  yaparak  tankları  yürütmesi.  O  dönem  Sincan  belediye  başkanı  Bekir  Yıldızın  tutuklanması. Maalesef  Bekir  Yıldıza  Refah  Partisi  ve  28  Şubattan  şikayetçi  olmayan  o  dönemin  adalet   bakanı  Şevket  Kazanın  Bekir  Yıldıza  sahip  çıkmadığı  gibi  kaderine  terk etmesi. O dönem  böyle  olanların  bu  dönem  böyle  şikayetçi  olmaması  normaldir. Sadece  Bekir  Yıldız  değil  müthiş  bir  liderlik  potansiyeli  olan  ve  geniş  bir  bilgi  ve  tecrübeye  sahip  cesur  kişilik  Hasan  Mezarcı ya da  sahip  çıkılmadı. Halbuki  Hasan  Mezarcı  müftü  olmasına  rağmen  siyasete  girip  müthiş  bir  çaba  vermiştir. Herkes  onun  gelecekteki  önemli  bir  lider  olarak  görüyordu. Kimse  kusura  bakmasın  ama  bugünkü  rahat  ortamda  Mustafa  Kemali ve  o  dönemi  rahatça  eleştirenlere  mesela  Mustafa  Armağan  vb. tarihçilere  muazzam  bakmamak  lazım çünkü  Hasan  Mezarcı  Türkiye’nin  en  zor  döneminde  bu  gerçekleri söyledi. Refah  sahip  çıkmadığı  gibi  Şevket  Kazan  Hasan  Mezarcıya  dalga  geçebiliyor. Aslında  Erdoğan’la  Refahın  en  büyük  farkı  dava  kardeşlerini  hep  yarı  yolda  bırakan  bir  Refah  ama  dava  kardeşlerini  eğer  haklı  iseler   ölümüne  sahip  çıkan  Erdoğan. Asıl  bu  sadece  kişiliklere  sahip  çıkmak  değil  ülkesine  ve  Müslümanlara  sahip  çıkması. Refahın  başarısız  olmasının  sebebi  Erdoğan’ın  başarılı  olmasının  sebebi. Fark  çok  net. Ve  28  Şubat  1997  MGK’sı  saat  üçte  başlamıştı. Hocaya  her  türlü  baskı,  sorular,  bunlar  yetmezmiş  gibi  Akit’in  manşetleri  Hoca  o  gün  tek  başına  karşısındaki alçaklara  karşı  Müslümanları  savundu. Tam 30  madde  dayattılar.  Ama  Hoca  direndi  ve  Merkez  Medyanın  iftira  attığı  gibi  Hoca  o  maddeleri  imzalamadı. Sadece  Müslümanlara  zararı  olmayan  4  maddeyi  imzaladı. Tamamen  direndi. Asıl  28  Şubat  kararlarını  uygulayan  Mason  Cumhurbaşkanı  Demirel,  Mason  Başbakan Mesut  Yılmazdı. Manşetler,  baskılar,  beşli  çakal  çete,  Yargı,  siyaset  brifingleri. DYP’den  bol  istifalar. Ona  rağmen  Refah  hiç  fire  vermedi. Hocanın  tam  bu  çakallarla  dansıydı  aslında  olanlar. Merhum  Muhsin  Yazıcıoğlu’nun  o  dönemki  harika  lafı: ‘Türkiye İran olmaz, Türkiye Cezayir olmayacak, Türkiye'nin Suriye olmasına da biz müsaade etmeyeceğiz.’  Diğer  harika  lafı:  ‘Namlusunu Millete Çevirmiş Tanka Selam Durmam.’ Baskılar  sonunda  21  Mayıs  1997’de  Refah  Partisine  kapatma  davası  açıldı. Müslümanlara  sövenler  kendinden  geçmişti. Bir  adi  ve  alçak  generalin  Hocaya  kutsal  topraklarda  iken  ettiği  küfürler. Aslında  o  ettiği  küfürler  kendisi  gibi  bir  şerefsizi  arif  ediyor.  Hoca  karşı  hamle  için  istifa  edip  görevini  Çillere  bıraktı. Mason  Cumhurbaşkanı  28  Şubatın  baş  destekçisi  ve  mimarı  olan  şahıs  görevi  kendisi  gibi  Mason  olan  birisine  devretti.  Emin  olun  Anasol d  hükümetine  hayırlı  olsun  manşeti  atan  şerefsizleri  unutmadık. Yılmaz  gelir  gelmez  ne  tuhaftır ki  havuz  sistemini  kaldırdı. Bütün  28  Şubat  kararlarını  uyguladı. Müslümanlar  baskı altında,  Başörtüsü  yasaklanmış,  İmam  Hatipler  kapatılmış,  dindar  askerler  ordudan  atılmış. Neler  neler. İşin  siyasi  ayağında  dinozor  Vural  savaşın  refaha  açtığı  kapatma  davası  sonuçlanmıştı. 16  Ocak  1998’de  Refah  kapatılmıştı. 17  Aralık  1997’de  Siirt’te  okuduğu  şiir  yüzünden  Erdoğan  4  ay  cezaevine  girmişti.  Her  yerden  baskı  ve  her  yerden  hakaretler. Müslüman  medyaya  baskınlar. 28  Şubat  1000  yıl  sürecek  dediler  15  yıl  sürmedi. Geride  koskoca  acılar  kalmıştı. 3  Kasım  2002’de  iktidara  gelen  AK  Parti  bu  darbe  arası   hükümete  tamam  artık  baskı  ve  şov  bitti  dedi. On binlerce  mağduru  unutmayacağız. Şimdi  o  dönem  kim  28 Şubata  destek  verdiyse  adidir,  İslam  düşmanıdır, alçaktır, namerttir,  her  tarafı  maddi  ve  manevi  bozuktur  ve  şerefsizdir. Paralel  Yapının  lideri  asker  daha  demokrat, Çevik  Bir  için ölürüm,  beceremediniz artık gidin,  İslam  Düşmanı  hükümete  hayırlı  olsun,  başörtüsü  düşmanı  Ecevit’e  şefaatçi  olurum  diyen,  başörtüsü  furuattır diyen  ve  28  Şubatı  destekleyip  hiç  zarara  uğramayan  o  kişi  müsveddesi  de  yukarıda  saydıklarıma  tam  olarak  müstahaktır. Ne  acıklıdır ki Saadetin  Genel Başkanı  Kamalak  paralel  medyaya  çıkıp  paralele  destek  verip,  onlara  göre  politika  yapıyorlar. Hoca  Saadetin  bu  yöneticilerinin  yüzüne  tükürürdü. Hocanın  kemikleri  sızlıyor bunlar  yüzünden.       Onun  yanında  DSP,  ANAP, CHP, MHP  ve  başka  kim  destek  verdiyse de yukarıda  saydıklarıma   müstahaktır. Medya  ayağından  Aydın  Doğan, Emin Karamehmet, Dinç  Bilgin,  Uğur Dündar, Reha  Muhtar tüm  paralel  ve  merkez  medyadaki  şahsiyetsilerde  bu  sövgüye  müstahaktır.     Askerler  ve  28  Şubatın  mimarı da  müstahaktır. Son  olarak ta  ben  28  Şubat  tarihinde,  tarihi  olayları  canlı  tutup  bu  darbeyi  yapan  ve  destekleyenlere  sövüyorum. Türkiye’nin  şimdiki  durumuna  ise  şükrediyorum.
 
NOT:  Mücahit  Erbakan  Hocayı  Rahmetle  anıyorum. Hocam  rahat   uyu  talebelerin  senin  istediğin  hedef  için  elinden  geleni  yapıyor  ve  İslam  Alemine  sahip  çıkmaya  çalışıyorlar.
NOT: Şehit  Malik  El  Şahbaz  yani  Malcom x,  Şehit  Metin  Yüksel,  Şehit  Hasan  El  Benna  ve   şehitler  ayı  olan  Şubatta  tüm  Şehit   mücahitleri  Rahmetle  anıyorum. Ne  mutlu  onlara.
 
 
HAMA
Hama  katliamının  33.yıldönümünde  ve   deccal  Esedin  halen  Müslüman  kardeşlerimizi  katletmesi  içimizi  acıtıyor. Bunun  için  rahmetli  Cahit  Zarifoğlu’nun   HAMA: SIMSICAK şiirini  sayın  okuyucularıma  sunuyorum:
 
HAMA: SIMSICAK
Hac yolunda bir merhale
Kalbin ve cesedin azık yeri
Tekkeler zaviyeler medreseler ve ulema
Yemiş yüklü ağaçların kolları kökleri
Saf ve seven bir göz gibi bakan şehir
Şimdi tüller arkasına geçmiş gibi
Büllbül yolar dudağını
Bakınca kara aklın batağına
Yetmişbin şehit
Sayısınca billur kase
Öyle bir sarsan ses
Gür gümrah dalmış Hak'la yarenliğe
İçinden akan nehir
İki yakayı çatan nehir
Ak durmadan ak
Yetmişbin kola ayrıl beş kıt'a ak
Sarıklar kan oldu
Ak sakal kan oldu
Demek bitmedi kerbela
Hama kerbelası dehrin
Nasıl kuru dudakları devlet olduysa Hüseynin
Şehit ağzını değdir üstüne ölü kalbimin
Bülbüller anıp susar sesini
Nice tevhit çekti dillerin
..ve üstüm başım perişan benim
Elim hayret kısa kamalarım kayıp
De şehit nefesini değdir üstüne ciğerimin
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT