1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. ANALİZ - Rus savaş uçaklarının İran’a girmesi ne anlama geliyor
ANALİZ - Rus savaş uçaklarının İran’a girmesi ne anlama geliyor

ANALİZ - Rus savaş uçaklarının İran’a girmesi ne anlama geliyor

Bağımsızlık ve yabancı güçler konusunda son derece hassas olduğu bilinen İran'ın, sürpriz bir kararla kendi topraklarındaki bir askeri üssü Rus savaş uçaklarının kullanımına açması uluslararası arenada geniş yankı buldu- İran'ın, bölgeyi yakından takip ed

A+A-

İSTANBUL (AA) - HAKKI UYGUR - Rus savaş uçaklarının İran’daki askeri üslerde fotoğraflanması, bölgeyi yakından izleyen gözlemciler için bile oldukça şaşırtıcı bir gelişmeydi. Halep etrafındaki rejim kuşatmasının yarılmasından sadece bir kaç gün sonra, 16 Ağustos Salı günü basına yansıyan bu olay, İran’ın iç dengeleri açısından da, bölgesel açıdan da önemli bir gelişme kabul edilmelidir.

İran’ın iç dengeleri açısından meselenin önemi, bağımsızlık ve yabancı güçler konusunda aşırı hassas olduğu bilinen bir ülkede yabancı askerlerin varlığını kamuoyuna anlatmanın zorluğundan kaynaklanıyor. Özellikle haberin ilk olarak yabancı medyada yer alması, MGK Sekreteri Amiral Ali Şemhani gibi İranlı yetkililerin daha sonra ve üstü kapalı açıklamalarda bulunması, tarihsel olarak Rus müdahaleleri konusunda kötü anılara sahip ülke içinde tepki çekti. Bu durum genellikle yoğun bir sansürden geçen resmi ve yarı resmi haber ajanslarındaki okuyucu yorumlarından da açıkça anlaşılabiliyor.

Benzer şekilde İslamabad milletvekili Haşmetullah Felahatpişe de Çarşamba günkü meclis açık oturumunda, ülke içinde yabancı askerlerin varlığına izin vermenin anayasanın 146. maddesine aykırı olduğunu ileri sürdü. Söz konusu madde, barışçıl amaçlarla da olsa ülkede yabancı bir üs kurulmasını açıkça yasaklıyor. Meclis Başkanı Ali Laricani ve Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Borucerdi gibi yetkililer ise Hamedan’daki Noje Üssü’nün Ruslara tahsis edilmediğini, Rusların yalnızca geçici olarak üssün imkanlarından yararlandıklarını ileri sürdüler. Bu açıklamalara rağmen Meclis’in tamamen ikna olmadığı anlaşılıyor; zira aralarında farklı siyasi kanatlardan isimlerin de yer aldığı 20 milletvekili Perşembe günü yazılı bir önerge vererek Meclis’in bu konuyu kapalı bir oturumda görüşmesini istedi.

- Suriye operasyonlarına lojistik katkı

Rusya ve İran’ın neden böyle bir işbirliğine gittikleri hususunda farklı yorumlar yapılabilir. Öncelikle Rusların İran hava sahasını ve hava limanlarını kullanmalarının Moskova’nın Suriye’deki operasyonlarına ciddi bir lojistik katkı sağlayacağı aşikârdır. Rus savaş uçakları böylece çok daha az mesafe katetmek zorunda kalmakta, bunun sonucunda yakıt tasarrufu sağlayarak havadaki operasyon süresini uzatabilmektedir.

Aynı şekilde bu tasarruf, Rus uçaklarına çok daha fazla mühimmat taşıma imkanı da vermektedir. Burada akla Lazkiye yakınlarındaki Rus üssünün neden tercih edilmediği sorusu gelebilir. Uzmanlar Suriye’deki Hmeymim Hava Üssü’nün stratejik Tu- 22 M ağır bombardıman uçakları için çok uygun olmadığını belirtiyor. Ağır uçakların iniş ve kalkış sırasında uzun pistlere ihtiyaç duydukları ve bu durumun çatışma ortamında sorun çıkarabileceği vurgulanıyor. Bununla birlikte, söz konusu haberden bir gün sonra, Hmeymim’de de yerleşik olan ve uzun pistlere ihtiyaç duymayan Skhoui-34 avcı uçaklarının da İran’dan kalkarak Suriye içindeki bombardımana katıldığının belirtilmesi, meselenin yalnızca teknik bir zorunluluk olmayabileceği izlenimini güçlendiriyor.

Olayın zamanlamasına bakıldığında, son dönemde Suriye’de tanık olunan en belirgin saha gelişmesi şüphesiz Halep üzerindeki rejim ve Şii milislerin kuşatmasının kırılmasıdır. Kuşatmanın kırılmasında iki önemli etken göze çarpıyor: Birincisi muhaliflerin, tahminlerin aksine rejimin eline en son geçen kuzey-batı yönündeki Kastello yolu üzerinden değil, güney-batı istikametindeki Ramuse bölgesi üzerinden saldırıya geçmiş olmalarıydı. Bunun yanı sıra kuşatmanın yarıldığı gün, yine beklentilerin aksine, Rus hava kuvvetlerinin aktif bir şekilde çatışmalara katılmadığı gözlendi. Bunda muhaliflerin Halep içinde lastikler yakarak görüş alanını kapatma gibi taktikleri de etkin olmuş olabilir. Bununla birlikte son dönemde zaman zaman rejim destekçisi Rus ve İran (hava-kara) güçleri arasında koordinasyonsuzluğun örnekleri de görülüyor. Bu durum geçmişte İranlı yetkililerin Rusları suçlamasına kadar varabilmişti. Benzer şekilde, geçen aylarda Beşşar Esed’in “Önceliğimiz tüm Suriye üzerinde hakimiyet sağlamak” şeklindeki açıklaması, Rus yetkililer tarafından kamuoyu önünde sert bir biçimde eleştirilmişti. Yine Rusların zaman zaman yanlışlıkla rejim yanlısı milis güçlerini vurdukları da biliniyor. Dolayısıyla Rusya operasyonlara aktif ve seri şekilde müdahale imkanının kısıtlandığı gerekçesiyle İran’ı üslerini açmaya ikna etmiş olabilir.

- Rusya-Türkiye yakınlaşması ve İran'ın tavrı

Öte yandan olayla irtibatlandırılabilecek ve son dönemde yaşanan bir diğer önemli gelişme ise Türkiye ve Rusya arasındaki yakınlaşma. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus lider Putin arasında 9 Ağustos’ta Saint Petersburg’da gerçekleşen görüşme, beklendiği gibi oldukça verimli geçti ve bir gün sonra askeri, istihbarat ve dışişleri yetkililerinden oluşan bir Türk heyeti Moskova’yı ziyaret etti. Başbakan Binali Yıldırım hızla düzelen ikili ilişkilerin, Suriye konusunda da etkilerini göstereceğini ve altı ay gibi bir sürede Suriye’de çok ciddi gelişmelerin kaydedilebileceğini açıkladı. Suriye hususunda olası bir Türk-Rus yakınlaşması uzun zamandır uluslararası basında dile getiriliyordu. Zira kanlı darbe girişiminden epey önce Türkiye, Suriye konusunda Batılı müttefikleri tarafından yalnız bırakıldığını ve hayal kırıklığı yaşadığını dile getirmekten çekinmiyordu. Özellikle Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği PYD’nin Batılı müttefikler tarafından askeri ve lojistik olarak güçlendirilmesi ve Suriye içindeki saha hakimiyetini benzersiz bir biçimde artırması, Türkiye’yi Suriye konusundaki önceliklerini yeniden değerlendirmek zorunda bırakmış durumda.

Dolayısıyla, özellikle son bir yıl içinde sahada yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin sürekli olarak Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurguda bulunan ve Beşşar Esed’in kalmasının kendisi için kırmızı çizgi olmadığını açıklayan Rusya’nın tezlerine yakın durmasına neden olmuş olabilir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya ziyareti sonrası, Türk savaş uçakları bölgede yeniden operasyonlara başladı, Rus basınında da Türkiye’nin bir jest olarak İncirlik üssünü Rus uçaklarına da açabileceği yorumları yapıldı.

Rusya-Türkiye yakınlaşmasını ve bunun Suriye krizi üzerindeki muhtemel yansımalarını yakından izleyen bölge ülkelerinin başında kuşkusuz İran geliyor. İran söz konusu yakınlaşmanın Suriye’de "oyun değiştirici" olabileceğinin farkında. Bu yüzden süratle Rusya-Türkiye yakınlaşmasının boyutunu ve etkilerini anlama çabasına girdi. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, bu amaçla 12 Ağustos’ta Türkiye’ye geldi. İran kaynakları, Zarif’in Türkiye’ye hareketinden hemen önce Rus mevkidaşıyla Rusya-Türkiye ilişkilerine dair son gelişmeleri değerlendirdiğini belirtti. İran resmi söylemlerinde Türk-Rus yakınlaşmasını desteklediğini ifade etse de, Suriye’de iki ülkenin uzlaşmasıyla ortaya çıkabilecek yeni durumun kendi kırmızı çizgisi ilan ettiği Beşşar Esed’in orta vadede siyasi varlığını sürdürmesini imkansız hale getirmesinden çekinmekte. Dolayısıyla böyle bir zaman aralığında İran’ın beklenmedik bir şekilde “bağımsız duruşundan” taviz vererek ülkenin batısındaki hava üssünü Ruslara açması farklı bir anlam taşıyor da olabilir.

- Uzun vadeli ve kapsamlı işbirliğinin başlangıcı olabilir

İran'ın askeri üssünü Rus savaş uçaklarının kullanımına açması ABD tarafından tepkiyle karşılandı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner Rus uçaklarının İran’daki üsleri kullanmasının İran'a yönelik yaptırımları ihlal edip etmediğinin araştırılacağını, ayrıca bu konuşlandırmanın Suriye’deki krizin çözümüne bir fayda sağlamayacağını belirtti. Bununla birlikte Irak’taki Amerikan birliklerinin sözcüsü Albay Chris Garver, Rusya’nın ABD’yi üssün kullanımı konusunda daha önce haberdar ettiğini söyledi. ABD’nin iddialarını kabul etmeyen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise BM kararlarına atıfta bulunarak İran’a savaş uçağı satılmadığını ya da İranlıların kullanımına sunulmadığını, dolayısıyla Güvenlik Konseyinin 2231 sayılı kararının çiğnenmediğini savundu. Öte yandan İsrail’de yayınlanan The Jerusalem Post gazetesi Rusya’nın İran ile bu kadar kapsamlı askeri ve stratejik işbirliği içine girmesinin, Tahran ile Batı ülkeleri arasında varılan nükleer anlaşma ile mümkün olabildiğini belirtti. ABD içindeki farklı gruplarca da paylaşılan bu görüşe göre, mezkur anlaşma Tahran yönetimini uluslararası izolasyondan kurtardı ve Rusların böyle bir adım atmasını mümkün kıldı.

Sonuç olarak İran ve Rusya arasındaki bu işbirliği, Suriye merkezli gelişmelerden kaynaklanmış olsa da, mevcut işbirliği daha kapsamlı, geniş bir askeri ve stratejik işbirliğinin başlangıcı da olabilir. İranlı yetkililer uzun zamandır Rusya’yı Yemen krizine de müdahil etmek için ciddi bir uğraş verse de Ruslar şimdiye kadar bu hususta İran yanlısı bir tutum almaktan kaçındı. Hamedan’daki askeri üssün kalıcı olarak Ruslara tahsis edilmesi halinde, Rus hava kuvvetleri Körfez üzerinden Yemen’e uzanan bölgede ciddi bir varlık gösterebilecektir. Bu durum, Çin’in de Suriye’ye askeri danışman göndermeye başladığı haberleriyle birlikte değerlendirildiğinde, birçok aktörün farklı stratejik hedeflerle faaliyet gösterdiği bölgedeki askeri-stratejik gelişmeleri gittikçe daha da karmaşık hale getireceği kesin.

Dr. Hakkı Uygur. İran Araştırmaları Merkezi Başkan Yardımcısı

HABERE YORUM KAT