1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Barış anlaşmaları Afrika'ya çare olamıyor
Barış anlaşmaları Afrika'ya çare olamıyor

Barış anlaşmaları Afrika'ya çare olamıyor

Kıtada şiddet olaylarının yaşandığı bazı ülkelerde imzalanan barış anlaşmaları, çatışmaların sona ermesini sağlayamıyor.

A+A-

Uzmanlar, Afrika'da barış anlaşmalarına rağmen şiddet olaylarının son bulmamasını anlaşmaların çözüme yönelik hazırlanmamasına bağlıyor.

Mali'de 2012'de başlayan siyasi kriz ve güvenlik krizine son vermek amacıyla geçen yıl Cezayir'de imzalanan barış anlaşması, ülkedeki şiddet olaylarını dindirmeye yetmedi.

Ülkenin kuzeyinde yoğun olan terör saldırıları, başkent Bamako'ya kadar uzanırken, barış anlaşmasına imza atan taraflar arasındaki çatışmalar da yeniden alevlendi.

Mali gibi kara kıtada bulunan birçok ülkede benzer durumlar yaşandı.

Güney Sudan'da 2015'te imzalanan barış anlaşmasına rağmen Devlet Başkanı Salva Kir askerleri ile muhalif Riek Machar destekçileri arasındaki çatışmalar devam etti.

Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki (OAC) Hristiyan ve Müslümanlar arasındaki şiddet olayları ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DKC) doğusundaki silahlı grupların saldırıları hala sürüyor.

"OAC'de siyasi yapı güçlü değil"

Çad'da Encemine Üniversitesinde siyaset bilimi profesörü Ahmet Muhammet Hassan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu ülkelerin "kırılgan bir yapıya" sahip olduğunu, bu nedenle barış anlaşmalarının yaşanan olumsuzlukların ortadan kaldırılmasına yetmediğini söyledi. Hassan, OAC'de çatışmaların sona ermesi amacıyla Ocak 2014'te silahlı grupların ateşkes ilan etmesi için dönemin Devlet Başkanı Michel Djotodia'nın görevden ayrılmasını şart koşmasının ve geçici bir hükümetin kurulmasının bunun bir göstergesi olduğunu vurguladı.

Anlaşmaya rağmen ülkedeki şiddet olaylarının devam ettiğini, olaylarda binlerce kişinin yaşamını yitirdiğini ve komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldığını hatırlatan Hassan, "Djotodia'nın iktidardan indirilmesiyle milislerin silahsızlandırılacağı zannediliyordu ancak öyle olmadı." dedi.

Hassan, OAC krizinin Djotodia'yı aşan çok derin bir sorun olduğunu ifade ederek "Ülkedeki siyasi yapı ve ulusal birlik güçlü olsaydı bu yılın başında düzenlenen seçimlerle sona eren geçici hükümetin ardından şiddet olayları yeniden patlak vermezdi." değerlendirmesinde bulundu.

"Çatışmalar genelde bir cinayetle başlıyor"

Çadlı sosyolog Djedubum Medard, şiddet olaylarının çoğunlukla bir cinayetle hızlıca tırmanışa geçtiğini belirterek "OAC ve Mali'deki durum gibi barış anlaşmasının ardından farklı dini ve etnik gruplara bağlı gruplar arasında yaşanan çatışmaların çoğu bir cinayetin ardından başlıyor." ifadesini kullandı.

Uluslararası arabulucuların çatışan grupların kültürel ve geleneksel yapılarını dikkate almadığına işaret eden Medard, barış anlaşmalarının çoğunun bilim temelli hazırlandığını savundu. Medard, çözüm önerilerinin sorunun kaynağına inemediğini söyledi.

DKC'de Kinşasa Üniversitesinden siyaset bilimci Albert Munanga da ülkede 2000'lerin başında af hakkı verilen ayrılıkçıların büyük bölümünün 2007- 2013 döneminde çeşitli gruplara yeniden katıldığına dikkati çekerek siyasi yetkililerin sorumluluklarını yeterince yerine getirmediğini vurguladı.

Burundi'de barış anlaşması ile anayasa uyumsuzluğu

DKC'nin başkenti Kinşasa'da Simon Kimbangu Üniversitesinde sosyal bilimler profesörü Dieudonne Wendo, sorunların kesin çözümü için arabulucuların taraflara yol göstermesi gerektiğini dile getirerek aksi halde şiddet olaylarına maruz kalan sivillerin barış anlaşmalarından yararlanamayacaklarını ve hatta ayrılıkçı gruplara katılmak isteyebilecekleri uyarısında bulundu.

OAC, DKC ve Burundi'de anlaşmalara rağmen ayrılıkçı ve silahlı milislerin eylem düzenlemeye devam ettiğini anımsatan Wendo, "Burundi'de Devlet Başkanı Pierre Nkurunziza'nın geçen yıl devlet başkanı seçiminde üçüncü kez aday olacağını açıklaması üzerine patlak veren siyasi kriz ve güvenlik krizi, ülkede 1993 iç savaşının sona ermesi amacıyla imzalanan Aruşa Anlaşması'nın yeterince açık olmaması nedeniyle yaşandı." diye konuştu.

Büyük Göller Ülkeleri Ekonomik Topluluğunun (CEPGL) hukuk danışmanlığı görevini yürütmüş Gustave Yakembe de anlaşmanın anayasayla uyum sağlamadığı için Nkurunziza'nın adaylığını açıklayabildiğini savundu.

Ülkede 10 yıldır iktidarda bulunan Nkurunziza'nın, hükümetle silahlı gruplar arasında Ağustos 2000'de imzalanan Aruşa Anlaşması'nda yer alan "devlet başkanının yalnızca iki kez seçilebileceğine" ilişkin maddeye rağmen Nisan 2015'te üçüncü kez devlet başkanlığı için adaylığını açıklamasının ardından şiddet olayları çıkmıştı. Anayasa Mahkemesi de adaylığın önünde yasal bir engel bulunmadığı yönünde karar almıştı.

Anayasaya göre, aynı kişinin en fazla iki dönem arka arkaya devlet başkanı seçilebildiği ülkede muhalifler, Nkurunziza'nın adaylığının anayasaya ve ayrıca 1993-2006'daki iç savaşı sonlandıran, her parti üyesinin kendi çıkarından önce çoğunluğunkini gözetmesi gerektiğini vurgulayan Aruşa Anlaşması'na aykırı olduğunu ileri sürmüştü. Nkurunziza yanlıları ise devlet başkanının 2005'te atamayla göreve geldiğini, yani ilk dönemin geçersiz olduğunu ve bir kez daha aday olabileceğini iddia etmişti.

HABERE YORUM KAT