1. YAZARLAR

  2. İbrahim Çolak

  3. Bazı Aşkların Ölümdür Kafiyesi*
İbrahim Çolak

İbrahim Çolak

Yazarın Tüm Yazıları >

Bazı Aşkların Ölümdür Kafiyesi*

A+A-

Anlatacağım hazin, dokunaklı ve içler acısı bir hikâyedir. Zahirine bakılsa meczup ve göğsü yarılıp bakılsa sevgi dolu, billur bir kalp taşıyan bir adamın, Bülent abinin öyküsüdür. O, şimdi yarı yarıya yitik; o, şimdi dünyanın bütün felsefesini hatmedip aşmış bir divane. O, kalbimin en derinindeki yara.

Uzun boylu bu yiğidi sokağımız, daha çok hayır işlerinde koştururken görürdü. Kimin düğünü varsa Bülent abi akşamdan orada biter ve kimseden iş beklemeden elinden ne geliyorsa yapardı. Benim de bulunduğum birçok cenazede tabuta omuz veren ve fevkalade bir doğallıkla mezara inendi. Yaz kış gölgesi olan bir ağaç gibiydi. Mütebbessim, doğal, samimi ve sükûnet sahibiydi.


Biri kendisinden küçük üç kız kardeşi vardı. Evinin tek oğlu olmasına rağmen, annesi Melahat teyzenin, kızlarından taraf olmasıyla, ailesinin üvey çocuğu gibiydi Bülent abi.

Ablası Nermin, otuzlu yaşlarda evlenmişti. Kız kardeşi Sevim abla da, ablası gibi sokağımızın sevilmeyen tiplerindendi. Lisede okuduğu yıllarda, hakkında birçok dedikodu çıkan Sevim ablanın olmayan güzelliği ile değil, kötü vasıflarıyla anıldığı günlerde, Bülent abinin uzun süre ortalıkta görünmediği anlatılırdı. En küçük kız kardeşi yani bizim akranımız olan Hatice, ortaokuldan sonra okumamış ve Nermin ablanın düğününden bir ay sonra kocaya kaçarak çoluk çocuğa karışmıştı.

Bülent abinin babası manavdı. Sokağımıza teğet geçen Sakarya Caddesi üzerinde, şimdi yıkılmış olan o eski, o hep birbirine benzeyen tek sıra dükkânlardan birini işletiyordu. Pek konuşkan biri değildi Murat amca. Dükkânda Bülent abi varsa şöyle bir uğrar selam verir yoksa ipe dizili marullardan ya da Adana karpuzu dedikleri karpuzlardan alıp, uzun yaz günlerine denk düşen iftarlarımıza yetişirdik.

Düğününde bütün sokak ve bilhassa biz delikanlılar az mı oynamış az mı eğlenmiştik! Hemen herkese iyi ve kötü gününde destek olan Bülent abimizin evliliğini, ailesi hariç tüm sokak kutluyor ve gönülden katkıda bulunmaya çalışıyordu. Çünkü o, kiminin kardeşi, kiminin arkadaşı, bizim de upuzun abimizdi. Sokağımızın kederli yediveren gülüydü Bülent abi.

Eşi, Sakarya'nın büyük ilçelerinden biri olan Karasu'nun Yamaçlar köyündendi. Zeynep yengenin bir ayağı kısa olduğundan hafif topallayarak yürürdü. Bülent abi ile bir köy düğününde tanışıp birbirlerini sevdiklerini ve Melahat teyzenin karşı çıkmasına rağmen evlendiklerini biliyorduk. Bu hoşnutsuzlukları nedeniyle, düğün günü bütün sokak ve Bülent abi eğlenmeye çalışırken Melahat teyze, kızları Nermin ve Sevim abla düğüne iştirak etmemişler, bu nedenle komşular tarafından ayıplanmışlardı.

Bülent abi, babası, annesi ve Sevim abla ile beraber otururdu. Bahçelerine ya Bülent abiyi çağırmak ya da avlularına kaçan topumuzu almak için girerdik. Geç kalmamız hâlinde, gudubet Melahat teyze topumuzu keserdi! Bülent abiye olan sevgimiz ve Melahat teyzenin yaşlılığına hürmetimizden dolayı homurdanıp dursak da bir şey diyemezdik.

 

Ta uzaktan görünecek kadar uzun boyuyla Bülent abi, sokağa girip yürümeye başladığında, başta çocuklar olmak üzere hepimiz sevinirdik. Yolun sağ tarafından, elinde meyve kasalarının yakacak için kırılıp istiflenmiş odunları, çürümeye yüz tutmuş meyve ve sebzelerle dolu büyük bir pazar torbası ve cebinde küçük çocuklar için daima şeker olurdu. Kadın-erkek, yaşlı-genç ayırmadan herkese selam verir, hal hatır sorar ve çocuklara şeker dağıtırdı. Büyücek çocuklara, ''Siz artık delikanlı oldunuz!'' yahut ''Genç kız oldunuz!'' der, saçlarını okşar, gönüllerini alırdı. Zeynep yenge ise dışarıda pek görünmezdi. Daha çok öğle üzeri dükkâna yemek götürürken yahut dükkândan dönerken görürdük kendisini. Ona olan sevgi ve hürmetimiz sadece Bülent abimizin eşi olduğu için değildi. Mazlum bir güzelliği vardı yengemizin. Rastlaştığımızda tebessümle selam verir ve karşılığını mutlaka alırdık. Mazlumdu. Melahat teyze ile yaşadığı için acırdık ona ve en az Bülent abimiz kadar severdik bu güzel yengemizi.

İki çocukları olmuştu: Merve ile Aslı. Aslı doğuştan özürlüydü. Merve o yıl okula başlamıştı. Akranı olan çocuklarla pek oynamayan bu küçük kız okul dönüşlerinde bakkal Halit amcanın eline zoraki tutuşturduğu sakızı alır ama açmadan evine yollanırdı.

Akşama doğru evden telefon ettiklerinde almıştım acı haberi. Zeynep yenge, Melahat teyze ile Sevim ablanın evde olmadığı bir vakitte, kendisini ve çocuklarını odaya kapayarak havagazı ile intihar etmişti. Sokağımıza doğru koşarak gelirken, benim gibi haberi yeni almış birçok insanın da şaşkın ve inanmaz bakışlarla hızlı hızlı yürüdüklerini görmüştüm. Bülent abilerin evinin önü insan doluydu. Ağlamaya ve lanetler okumaya başlamış, nihayet Bülent abinin en yakın arkadaşı Zeki abinin tatlı sert ikazı ile azap verici bir isyanla suskunluğa bürünmüştüm. Boğuluyor, durup durup ağlıyor, hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle habire yumruklarımı ısırıyordum.

Her şey aşikârdı. Melahat teyze kadar, biz komşularda suçluyduk. Suçluyduk ve suçüstü yakalanmıştık. Tüm sokak semavi bir mucizeyi bekleyip durduk gece boyu. Hepimiz biliyorduk ki Zeynep yengenin intiharının arkasında, Melahat teyzenin kaynanalık egosunu tatmin adına ortaya koyduğu sığ, basit ve seviyesiz davranışları vardı. Topal oluşu ve Aslı'nın doğuştan gelen özrü de, Zeynep yengenin kabahatiydi onun gözünde.

Bülent abi sokak kapıların karşısındaki briket duvarın dibine çökmüş, başı dizlerinin arasında saatlerce öyle kalakalmıştı. Bizim arkadaşlardan bazıları, seslerini olanca yükselterek Melahat teyzeye bağırıyor ve tahta perdeleri yumrukluyorlardı. Ağlıyorduk, delirmek istiyor ama deliremiyorduk! Ancak ne bağırmalarımız ne de feveranlarımız Zeynep yenge ile iki küçük masum çocuğu geri getirmişti. O gece sokağımızın bütün erkekleri yıkılmış ve parçalanmış bir vaziyette dışarıda sabahlamıştık.

O güzel ölüleri Gülnaz teyze yıkamıştı! Bütün sokak için için değil, açıktan açığa ağlayarak camiyi dolduruyordu. Kimse kimseye bir şey diyemiyor ve bu halde topluca acının en karanlık kuyusuna sürükleniyorduk. Bülent abinin, kırışmış alnı ve küçülmüş gözleriyle musallada yatan eşine ve iki kızına bakarken, ağzını bıçak açmıyordu.

Cenaze namazından sonraki kalabalıkta kaybolmuştu Bülent abi ve ikindi ezanları okunduğu sırada hâlâ bulunamamıştı. Biz ise Zeynep yengeyle çocuklarını mezarlığın yalnızlığına bırakıp yeniden sokağımıza dönmüştük.

Zeynep yengenin intihar etmeden önce yazdığı kısa mektubun içinde yazanları, Zeki abiden dinlemiştik. Şöyle diyordu: ''Hakkını helal et Bülent’im. Seni hep sevdim. Komşularımızı, arkadaşlarını, mahallenin delikanlılarını, genç kızlarını da sevdim. Biliyorum onlar da beni sevdiler. Onlar da haklarını helal etsinler. Ve çocuklar... Çocuklar seni çok sever Bülent' im. Sana vasiyetim, onları şekersiz bırakmayasın...''

Melahat teyzeler, evlerini satıp Bursa'ya taşındılar. Bülent abi, üç ay kadar ortalıkta görünmedi, bulunamadı.

Şimdilerde, tıpkı eskiden olduğu gibi, akşam saatlerinde çocuklara şeker dağıtmak için giriyor sokağımıza. Her çocuk Aslı, her çocuk Merve onun için. Saçlarını okşuyor ve her birinin yanaklarına gözyaşlarını bırakarak geldiği gibi ağır ağır terk ediyor sokağımızı.

*Turgut UYAR

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT