1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. BELİRSİZLİK in İSTİKRAR out
Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

BELİRSİZLİK in İSTİKRAR out

A+A-

          Dünya 8 Kasım  ABD seçimlerinin ve Trump’ın başkan seçilmesinin şokunu atlatmaya çalışıyor. Trump ise seçim çalışmaları sırasında ortaya koyduğu agresif, hırçın, hem kendi ülkesini hem de başta Meksikalılar ve Müslümanlar olmak üzere, tüm ülkeleri sıkıntıya sokacak profilini tamir etmek için çabalıyor. Trump adeta, “seçim mücadelesi sırasında ABD halkına verilen mesaj verilmiştir ve başkan olarak da beni layık görmüştür”, demeye çalışarak, seçimden sonraki ilk konuşmasında belirttiği gibi, oy veren vermeyen tüm ABD’lilerin başkanı olacağının altını doldurmaya yönelik icraatlar yapacağı sinyalini vurgulama için var gücünü harcıyor. ABD ve dünya kamuoyu, Trump’ı ölçüp biçmeye, tam olarak neler yapmayı düşündüğünü, neler yapacağını, bundan da önemlisi başkan oldu olmasına ama iktidar olabilecek mi? gibi sorulara yanıt bulma peşinde koşturmakla meşgul. Trump bir yandan ekibini kurmakla, diğer yandan da Obama’dan görünen ve görünmeyen ABD ile ilgili derin bilgilerle donatılıyor. Tüm bunlardan sonra ortaya nasıl bir karışımın, ne kadar ehlileşmiş bir Trump’ın çıkacağı, tam bir belirsizlik ve merak konusu. Durum böyle olunca ülkelerin siyasi ve ekonomik konularda nasıl bir politika takip edecekleri de, haliyle belirsizlik arz ediyor. Balık baştan kokar atasözünün verdiği mesaj gibi, bu kokan balık dünya ticaret hacminin tek başına yaklaşık dörtte birini karşılayan, finansal sistemin başındaki kurum olan FED’in uygulamaya koyduğu parasal politikalar ile tüm ekonomileri etkisi altına alan bir ülke ABD ve balığın başı da Trump olunca, dünyanın tedirgin bir halde bulunmasına şaşmamak gerekir.

          Trump merkezli tedirginlik, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin finans piyasalarında beklenmedik iniş çıkışların ortaya çıkmasına neden olurken, aynı şekilde doların değerindeki yüksek volatilite gelişmelere eşlik etti. USDX, DX ve DXY (Dixie) şeklinde sembolize edilen, dünyada konvertibl para kabul edilen Euro (%57.6), Japon Yeni (%13.6), İngiliz Sterlini (%11.9), Kanada Doları (%9.1), İsveç Kronu (%4.2), İsviçre Frangı (%3.6) olmak üzere 6 adet para birimi karşısındaki değerini belirlemek amacıyla 1973 yılından beri hesaplanan Dolar Endeksi, uzun bir aradan sonra eşik noktası olarak kabul edilen 100 puan değerine ulaşma düzeyine geldi.

          Ülkemiz açısından bakıldığında ise DXY değerinin, hatta doların TL karşısında yükselmesi biraz daha sert oldu. Ülkemizin içinde bulunduğu siyasi, jeopolitik kaynaklı sorunların ekonomik koşullara yansımasının sonucuyla yüksek derecede bağlılık gösteren Doların diğer gelişmekte olan ülkelere göre aşırı değer kazanması, objektif bakıldığında beklenmeyen bir gelişme değildir. Petrol fiyatların önemli rakamlara düştüğü (28 ve 30 dolar bandına) zamanlarda bile cari açığı 28 milyar doların altına indirmeyi başaramayan Türkiye’nin, (2016 Eylül ayı yıllık cari açık 32,4 milyar dolar olan) iktisadi, siyasi ve toplumsal konularda, yapısal sorunlar içinde bulunduğu su götürmez bir gerçektir. Bu olguyu en başta kabul edip, söz konusu alanlardaki defolarımızı gidermedikten sonra ülke olarak, bir arpa boyu mesafe almamız mümkün değildir. Virüslü bir vücuttan sağlıklı tepkiler vermesinin beklenemeyeceği gibi, asgari müştereklerde toplumsal mutabakat sağlanmazsa, uygulamaya konulan iktisadi, siyasi, sosyal ve hukuki konuların hiç birinden başarılı sonuçlar elde edilemez. Nitekim ülkemizle ilgili birkaç önemli ekonomi verilerine bir göz atalım. 2016 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretiminin yüzde 3,1 oranında azalması,  2016 yılı Eylül ayına göre yıllık cari açığın 32,4 milyar dolara ve Ağustos ayı itibariyle işsizlik oranının %11,3’e yükselmesi, yıllık ölçekte Ekim ayı baz alındığında TÜFE’nin %7,89, çekirdek enflasyonun %7,04 olarak gerçekleşmesi, ekonomimizin içinde bulunduğu durumu sorunların ciddiyetini göstermesi bakımından manidardır. Yıllardır koalisyonsuz ve halkın ciddi bir desteğini alarak yönetilen bir ekonomiden, daha yüksek bir performans göstermesi, en azından orta gelir tuzağına yakalanmadan bir üst lige, gelişmiş ülkeler grubuna geçmesi beklenirdi. Gerçi tüm cumhuriyet dönemiyle karşılaştırıldığında, son on beş yılda, üretim ve finans sektöründe ülke olarak çok önemli aşamalar göstermemize rağmen, potansiyelimiz altında bir performans gösterdik. Uygulamaya konulan politikalara, teşviklere ve reformlara rağmen, örneğin Güney Kore gibi beklenen iktisadi gelişme trendini yakalayamadık. Bunda iktidar partisinin siyasi geleceği adına alınması ve uygulanması gereken politikaları bazen geriye ötelemesi yanı sıra, ülkemizin ortak çıkarlarına yönelik nitelikli politikaların muhalefet partileri tarafından ortaya konulamaması ile, ABD ve AB ülkelerinin kendi çıkarlarına göre terör odaklarını desteklemelerinin payı çok daha fazladır. Bunların üzerine geninde hırçınlık, agresiflik ve dengesizlik olan Trump’ın politikalarını da eklersek, ülkemiz ve dünyayı pek olumlu, barışçıl bir geleceğin beklediğini söylemek fazla iyimserlik olacaktır. Tüm ülkeler, hesaplarını tekrar kontrol etmek zorunda.

 

          Soru: Enflasyon artarsa ihracat artar mı? Neden? 

          Sözün Gözü: Her kişi değil, er kişi ol.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT