1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Önder Kutlu

  3. BİRLİKTE YAŞAMA AHLAKI
Prof. Dr. Önder Kutlu

Prof. Dr. Önder Kutlu

Yazarın Tüm Yazıları >

BİRLİKTE YAŞAMA AHLAKI

A+A-

Çeşitli etkinliklerle ülke içinde ve dışında idrak edilmekte olan Kutlu Doğum Haftası’nın bu yılki teması ‘Birlikte Yaşama Ahlakı’. Hazreti Peygamber’in sünnetini rehber almak suretiyle, günümüz meselelerinin belki de en başında gelen, ‘birlikte yaşama’ sorununa pratik çözümler üretilmek istenmektedir.

14 asır öncesinden bugünlere taşınmaya çalışılan ‘ince’ mesajlara yer verilen faaliyetlerle bir ‘rol model’ tesis etme gayreti göze çarpmaktadır. ‘Rol model’ aslında var. ‘Tesis’ söz konusu değil. Ama sadece hatırlatılacak.

‘İyi örneklere yoğunlaşmak, onları artırmaya çalışmak tek tek kötülerle ve kötülüklerle mücadeleden daha yararlıdır’ diye düşünüyoruz. Sadece ülkemizde ve günümüz toplumunda değil, dünyanın her tarafında o kadar çok ‘kötü örnek’ mevcut ki, bunlarla mücadeleye insanların ve toplumların takatleri yetmez. Ama ‘iyiliği yaymak’, öyle değil.

Oysa, referans alabileceğimiz bir liderimiz var: Rasülullah (SAV) Efendimizin sünneti bizler açısından son derece değerli ve yol gösterici. O zamana kadarki insanlık tarihinin belki de en karanlık döneminde ‘çöle inen Nur’ durumunda. Mesaj sadece o gün mevcut Arap toplumuna değil, Arap olmayanlara ve tüm dönemlere.

Dönemin önemi büyük ölçüde şartlarla da alakalı. Hayat ve Risalet’inin en son kısmı hariç her türlü inanç ve inançsızlığın ‘birlikte’ yaşadığı ve araştırmacılar açısından bir laboratuvar görünümünde, yani muazzam derecede ‘çoğulcu’ idi. Tarihin en kötü, en zor döneminde gelen ve başarılı olan bu mesaj ve ‘mesaj taşıyıcı’ bize çok kıymetli bilgiler sunuyor.

O günün sorunlarına çözüm olabilen mesaj bugüne ve herkese çözüm olur. Araştırmacılar iyi bilirler, yeni bir modeli, sistemi veya mekanizmayı en zor şartlarda test ederseniz ve başarılı olursa, daha kolay şartlarda haydi haydi başarılı olur.

İnsanlık bugün gene zor bir dönemden geçiyor. Adaletsizlikler, hak ve hukuk ihlalleri had safhada. İşin en kötüsü çatışmalar sadece farklı inanç sistemleri arasında değil; aynı inanç değerlerine inandığını ifade eden gruplar ve toplumlar arasında. Kardeş, kardeşi öldürüyor.

Çatışma ve hoşgörüsüzlükte Müslümanlar başı çekiyor. En tehlikelisi de bu. Hem aynı kıbleye günde beş vakit yöneleceksin; aynı duayı, aynı anda yaparak münacatta bulunacaksın hem de aynı şeyi talep eden diğer kişilere karşı düşmanca tutum ve davranış içine gireceksin.

Her gün, dünyanın her yerinden üzücü haberler geliyor. Abdestini alan, duasını eden bir ‘Müslüman’, bir başka Müslüman grubun camisinde üzerine bağladığı bombaları patlatıp, onlarca kişiyi şehit ediyor; sonra da bunun bir cihat eylemi olduğunu söylüyor. Örnekler etrafımızda mebzul miktarda mevcut.

Daha ‘ılımlı’ çatışmaları her gün içimizde yaşıyoruz. İnsanımız hoşgörüsüz, bağnaz ve bencil olmuş. Hastalık aile içine bile sirayet etmiş: Baba, anne ve çocuk birbirinden habersiz. Her türlü maddi ihtiyaçlarını karşılamak üzere canla-başla çalışan anne ve babaların hakları konusunda evladın bir düşüncesi yok. Anne ve baba da çocuğunun sadece maddi ihtiyaçlarını karşılamaya odaklaşmış.

Komşu, komşudan habersiz; insan, insana hoşgörüsüz. Maddi gelişme ve ilerleme ‘insanlığımıza’  sirayet etmiyor.

Suriyelileri sığdıramıyoruz memlekete…

İçlerinde kötüler, yanlışlar, eksikler olabilir. Ama başlarına bir ‘hal’ geldi.

Çözüm Sürecinde gelgitler yaşanıyor. Toplumun bir kesimi almış silahı eline, diğerine doğrultuyor. Herkesin ‘tahammülünü’ zorluyor. Suçlu da aramıyorum. Ama genel manada manevi bir sorun var.

Paralel’ denen bir bela musallat olmuş memlekete. ‘İlla da benim gibi olanlar söz sahibi olacak’ diyor. Sınavlarda yolsuzluk, mülakatlarda suiistimal, başkalarının haklarına tecavüz ‘haçlı’ zihniyeti ile yapılıyor. Irak’ta olsalar canlı bomba olup, çarşıyı-pazarı havaya uçuracaklar. Hak, hukuk ‘hak getire’.

Hayatımıza, malımıza, canımıza kasteden insanlar bir de suret-i haktan görünüyorlar. Bazıları söylediklerimize tepki gösteriyor, ‘biz böyle değiliz’ demeye getiriyorlar. Öyle değilsen, korkma. Ama olanlara da rıza gösterme. Sözümüz yanlışlara.

Hâsılı toplum yeniden bir ‘silkinmek’, ‘titremek’ ve ‘kendine gelmek’ zorunda. ‘Kendi’ inancımız doğrultusunda hareket etmek zorunda. O da gene Sünnet-i seniyye anlamına geliyor.

O gün ortaya konulan ‘birlikte yaşama belgesi’ bugün de geçerli. Şartlar birbirine çok benziyor. Mesela ‘Medine Vesikası’ yeniden canlandırılabilir; Veda Hutbesi’nde sıralanan haklar yeniden hatırlanabilir: Kadın hakkı, çocuk hakkı, insan hakkı vs.

Unutmayalım ki bütün bu belgeler Batının birlikte yaşamasında ilk ve düzenli belge olan 1215 tarihli Magna Carta’dan 600 yıl önce ilan edilmiş. Hem de o günün şartlarında. Dile kolay altı asır.

Ama bunlar sadece yazılı belgelerle olacak şeyler değil.

Özetle; lütfen herkes kendisine sorsun: ‘Birlikte Yaşama Ahlakı’ kavramı benim için ne anlam ifade ediyor?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT