1. YAZARLAR

  2. Ramazan Yaşar

  3. DEMOKRASİNİN İSLAMCILARA İHANETİ
Ramazan Yaşar

Ramazan Yaşar

Yazarın Tüm Yazıları >

DEMOKRASİNİN İSLAMCILARA İHANETİ

A+A-

“Siyasal İslam” Batı’nın Müslüman halkların kendi coğrafyalarındaki “iktidar mücadelesine” koydukları isim. Ben bu tanımlamayı kabul etmesem de dünya literatüründeki tanımlama bu şekilde. Batı’nın “Siyasal İslam” adını verdiği, dindar insanların siyaset yoluyla ülke yönetimine gelmesine Türkiye ilk ve ilginç bir model olmuştur. İslam ülkelerinde Osmanlı’nın dağılışından sonra Müslüman halka rağmen iktidarı elinde tutan azınlıklara karşı halkın şiddete başvurmadan iktidar alternatifi olması İslam coğrafyası üzerinde rutin operasyonlar yapan Batı’yı zorda bırakmış durumda.

        Açık oy gizli sayım, tek parti diktatörlükleri, krallıklar, monarşiler, cuntalar ve darbelerle yönettikleri İslam ülkelerinde çoğunluk olan Müslüman halk, Batı’nın “Demokrasi” dediği meşru yolla iktidara gelmeye ve iktidarın en güçlü adayı olmaya başlamıştır.

Türkiye’de Ak Parti ile ilk denemesi yapılan “Siyasal İslam” iktidarı beklenmedik sonuçlar ortaya çıkardı. Batı’nın sıfırı tüketmiş bir Türkiye’nin başına gelmesine izin verdiği Ak Parti, dünyada benzeri görülmemiş bir başarıya imza attı. Türkiye ve dünyada yaşanan birçok olumsuz gelişmeye rağmen bunlardan etkilenmeden örnek bir başarıya imza atan “Siyasal İslamcılar”, Batı’nın büyük oyununu da boşa çıkardılar. Oyunun kurgusuna göre, içi boşaltılmış bir Türkiye’de iktidara gelmesine izin verdikleri “Siyasal İslamcılar” başarısız olacak ve Müslüman halk darbecilere, Monarşilere, Krallıklara mahkum yeni bir döneme boyun eğeceklerdi. Ancak Tayyip Erdoğan faktörü, bu oyundaki hesapları alt üst etti. “Siyasal İslamcılar”, IMF’nin kapısında bekleyen Türkiye’yi, IMF borçlarını sıfırlamış, IMF’ye borç veren bir ülke haline getirmişlerdi.

          Siyasi ve ekonomik başarılar, bu partinin halk desteğini de, dünyada benzeri görülmemiş biçimde, her seçimde arttırmıştır. %34’le başlayan seçim maratonları şuanda %50’dedir. Önümüzdeki yerel seçimdeki hedef %55-60 bandıdır. Türkiye Cumhuriyetini tarihinden görülmemiş şekilde demokrasinin kurallarıyla tanıştıran “Siyasal İslamcılar”, ayağına bastıkları güç odaklarını rahatsız etmeye başladılar. Örnek olduğu İslam ülkelerinde, “Diktatörlerin” zulmüne son vermek için halk tüm gücünü toplayarak yönetime talip olmuştur. Libya, Tunus, Cezayir, Mısır ve Suriye’de iktidara gelenler veya iktidarın en güçlü alternatifi olan partilerin, Ak Parti’yi ve Başbakan Erdoğan’ı örnek aldıklarını gizleme gereği duymadan açıklamaları da Batı’nın uykularını kaçırdı anlaşılan.

    Gezi’de Ak Parti’ye çekilen yoklamadan sonuç alamayınca, en zayıf ancak en etkili halka olan Mısır’da utanmadan “Demokrasiye tecavüz ettiler.” Türkiye’de de Ak Parti’yi devirmek için yapılan onlarca “demokrasiye tecavüz girişiminin” hesabı hala mahkemelerde soruluyor.

         Ak Parti’nin başarısından cesaret alan İslamcı Partiler ve Müslüman halkın özellikle Arap dünyasını derinden etkileyecek Mısır’da da iktidara gelmesi Batı ve bölgedeki krallıkları rahatsız etti. Türkiye’den sonra, Mısır’ın da “Siyasal İslam” yoluyla başarılı olması domino etkisi yaparak tüm Arap coğrafyasını kasıp kavurabilirdi.

             Süreç kontrolden çıkmadan ABD, AB ve bölgenin kralları “Demokratik Darbeye” (!) destek vererek Mısır’da ikinci bir “Ak Parti projesine” set çektiler. Filistin’de seçimle işbaşına gelen HAMAS’ın iktidardan uzaklaştırılmasını bu operasyonun dikkat çekmeyen bir ayrıntısı olarak hatırlatmakta fayda var. Türkiye ve Katar’ın öncülük ettiği “Siyasal İslam” projesi çerçevesinde Katar Emiri’nin Gazze ziyareti, HAMAS hükümetine maddi destek vermesi ve Başbakan Erdoğan’ın da Gazze’ye yapmayı planladığı ziyaret bu noktada anlam kazanıyor zaten.

              Darbecilere para musluklarını açan, siyasi destek mesajları yayınlayan ülkelere bakınca yukarıda anlattığım şeylerin daha da anlam kazandığını göreceksiniz. Bir araya gelmesi imkansız gözüken İran, İsrail, Suudi Arabistan, Esat, ABD ve AB ülkeleri “Mısır’da Demokrasi tecavüzüne” el birliğiyle destek olmuşlardır. Darbecilere para vermek için adeta yarışan Krallıkların tavrı bir yana, diktatör Esad’ın, “Mısır’da yaşanan aynı zamanda Siyasal İslam’ın düşüşüdür” sözü, kendince “Siyasal İslam’ın” mağlubiyetidir. Ancak Suriye’de 40 yıldır zulmettikleri Müslüman halkın Esat’a dayattığı alternatifi de “Siyasal İslamdır.” Diktatörlerin canını sıkan ve Mısır darbesine selam durmasında istek ve arzularını depreştiren de bu gerçektir.

“Radikal İslam’dan” (?) korunmak için icat ettikleri “Siyasal İslam’ın” Türkiye’deki başarısına Mısır’da ikinci bir şans tanımak istemiyorlar. Ekonomik ve siyasal olarak çökmüş Mısır’ı kurtaracak “Müslüman Kardeşler” sadece Türkiye’deki CHP’lilerin değil, yukarıda saydığım “düşman kardeşlerin” de uykusunu kaçırıyor. “Müslüman Kardeşler devrildi, darısı buradaki kardeşlerin başına”, “Mısır darbesini desteklemeliyiz. Murisi’ye karşı Cuntanın yanında durmalıyız” diyen CHP’li Milletvekilleri aslında Batı’nın endişelerini ifade ediyorlar.

New York Times gazetesine konuşan  Arap bir yetkili, “Bu Katar ve Türkiye'nin desteklediği ve teşvik ettiği ideoloji için bir geri adımdır. Siyasi İslam bir hisse senedi olsaydı, geçen hafta dramatik bir şekilde düşmüştü” derken, İhvan’ın kendi ülkelerine ideoloji ihracından (Siyasal İslam) çekindiği bilinen Körfez Krallık ve Emirlikleri’nin, Mübarek devrilip Mursi Cumhurbaşkanlığı'na geldikten sonra Mısır'a yardımları neden kestiğini şimdi daha iyi anlıyoruz.

Batı, İslam ülkelerinde huzur istiyorsa, kendi ülkelerinde sandık nasıl her şeyse, bu topraklarda da öyle olduğunu kabul etmelidir. Görünen o ki, artık Batı’nın tercihi demokrasiyle iktidara gelen İslamcılar değil artık. Onların tercihi kendilerine savaş açmış radikaller ve radikal örgütler. Çünkü onları yok etmek, onlarla mücadele etmek ve bu mücadeledeki meşruiyet ellerini daha güçlendiriyor. Mısır’da “Demokrasiye tecavüz edenler” İhvan’ın sözcüsü El Haddad’ın şu sözünü dikkatli okumalılar; “Demokrasi Müslümanlara göre değilmiş.”

Gelinen noktada görünen o ki, “İslam” ile “Demokrasi” arasında kurulan köprü ciddi hasar almıştır. O köprünün üzerinde yürüyen Müslümanların güvenini kazanmak için somut adımlar ve açıklamalar gerekiyor. O köprüyü tahrip edenler, en hızlı şekilde de onarmalıdır. Yoksa hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ne Müslümanlar, ne de Batı için…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT