1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Duası kabul olunca imam hatipleri kurmuş
Duası kabul olunca imam hatipleri kurmuş

Duası kabul olunca imam hatipleri kurmuş

İlerleyen yaşına rağmen imam hatiplerin açılması için büyük emek veren, burada eğitmen ve yönetici olarak görev yapan din alimi Mahmut Celalettin Ökten'i yeni nesile çocukları anlattı.

A+A-

FATIMA ZÜHEYRA ÖKTEN:

Celal hoca okullarda ağırlıklı olarak hangi dersleri verirdi?

Babam liselerde felsefe okuturdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü mezunuydu. Yüksek öğretmenokuluna geçti sonra. Oradan da Arapça'dan mezun. Babamın ilk görev yeri İstanbul Sultaniyesi'nde (İstanbul Erkek Lisesi) Arapça öğretmeni. O zamanlar verdiği derslerle Celal hoca olarak isim yapmış. Yetiştirdiği talebeler de çok başarılı. Sonra devir değişiyor. Cumhuriyet ilen edildiği zaman ilk zamanlar tarih, sosyoloji, yurt bilgisi gibi dersler veriyor. Sonra Kabataş Lisesi'nde felsefe dersi okutmaya başlıyor. Vefa Lisesi'nden emekli oldu.

İmam Hatipleri kurduğu zamandan bahsedelim. Nasıl kurdu? Evde bunun bahsi geçer miydi hiç?

Küçükken Trabzon'da bir camide Kur'an dinlemiş. O kadar ruhuna tesir etmişki 'Bende bu din için bir şeyler yapacağım' demiş. Allah'a söz vermiş bu yolda çalışayım, bu yolun kölesi olayım diye çok dua etmiş. Babam emekli olduktan sonra bile çeşitli yerlerden babamdan dini konularda bilgi almak için gelirlerdi.

Babanızın duası kabul olmuş o zaman?

Aslında Anadolu'dan gelenler 'Cenazeyi kaldıracak hoca bulamıyoruz' diye yakınıyorlarmış.Bu konu sonra mebuslar aracılığıyla meclise intikal ediyor. Ankara'dan da bu işleri kim bilir diye konuşulurken babamdan bir proje hazırlamasını istiyorlar. Babamın zihninde de her zaman Allah'a verdiği söz var tabi. Babam bu hususta mektep açılması gerektiğini ve neler okutulması gerektiğini bir rapor halinde Ankara'ya bildiriyor. Raporu fazla ayrıntılı buluyorlar, olmuyor. Menderes zamanında başlıyor proje.
 

 


Babanızın öğretmen mi o yıllarda?

Babam 1947'de emekli oldu. 50'den sonra da bu işlerle meşgul oluyor. İlk bir kurs şeklinde ortaokullarda başlamış. Milli Eğitimden gelen talep böyleymiş. Evet açılsın ama bir kurs şeklinde olsun diye. Başında da babamın olması isteniyor.

Nerede başlıyor?

Babam il milli eğitime gittiğinde bizde bina yok, masa sandalye yok bunları da siz temin edeceksiniz demişler. Aksaray Langa tarafında bir bina bulunuyor. İlk defa oradan başladılar. Ertesi sene İmam Hatip mekteplerinin orta sınıfı açıldı. Şehzadebaşı'nda bir bina bulundu. Sonradan lise kısmı ve ilerleyen süreçte İlahiyat Fakültesi açıldı. Babam bir şey yapıldığı zaman en güzel şekilde yapılsın eksik olmasını isterdi. Hele din konusuysa daha çok önem verirdi.

Babanızın hayali nasıl bir okuldu?

Babam sadece cenaze yıkamasını bilen, namaz kıldıran bir hoca değil, daha kültürlü, işin fiziğini, kimyasını, matematiğini, felsefesini bilen insanlar olsun istiyordu ve lisân bilinmesini isterdi. Bu böyle başladı ama hep bir mücadele verdi.

Çocuklarının eğitimiyle nasıl ilgileniyordu?

İstanbulun en güzel lisesi olan İstanbul Kız Lisesi'ne yönlendirdi bizi. Sağlam bir yerde eğitim alınması taraftarıydı. Meslekler hakkında bilgi verirdi. Yönlendirirdi. Kızardı ama kötü söz ya da şiddet bizim evimizde yoktu. Önemli mevzularda 'Niye bunu fark etmediniz?' derdi.

Ablamla ben mektepten çıkıp direk eve gelirdik. Ikiniz beraber gidip geleceksiniz derdi. İstanbul Kız Lisesi'ne giderdik beraber. Vasıtaya binmeyeceksiniz derdi. O kalabalıklara girip ezilmeyelim diye evimizi Fatih'ten Beyazıt'a taşıdı. Benim eczacı olmamı isterdi. Ablamında tıp okumasını isterdi. Ben iğne yapma korkusuyla eczacı olmak istemedim. Kimya okudum. Sadettin'i mühendisliğe yönlendirdi. Zorlaması hiç olmadı. Yemek sofrasında sohbet ederken bir işin olumu ya da olmusuz yanlarını anlatırdı. Her şeyi evde konuşur karar verirdi. Eşinin rızasını almadan bir şeye karar vermezdi.

Öğrencileriyle iletişimi nasıldı?

Hepsine doğruluk dürüstlük ve çalışkanlığı aşılardı diğer hoca arkadaşlarıyla beraber. Dersi yoksa okulda yemek yemezdi hak geçmesin diye. Talebelerini çok severdi. Kendi çocukları gibi bakardı. Kimi yatılıydı. Talebelerinden bir kısmı yüksek makamlara geldiler. Çalışmayanlara kızardı. Celal hocanın dersine girildiğinde herkes susardı. Öyle bir otorite kurmuştur. Hocaların yanında nasıl davranılması gerektiğini çok iyi aşılamıştır öğrencilerine. Çok şefkatli, muhabbetli olduğu kadar otoriterdi yani. Öğrencilerin eksik ihtiyaçlarını görünce gidermeye çalışırdı. Onlara hep yol gösterirdi. Babamın karşısına geldiklerinde çok hürmetkar dururlardı. O da onlara şefkatle muamele ederdi. Anlayıp dinlemeden bir şeye kızmadı.

NURETTİN TOPÇU HEM ÖĞRENCİSİ HEM DOSTUYDU

Celal hocanın ev hayatıyle dışarı hayatı arasında farklılık var mıydı?

Kış mevsiminde zamanı mektepte geçerdi. Her gün derste olurdu. Mehtepten çıkınca eve gelirdi. Eve geldikten sonra babamı tanıyanlardan eve ziyarete gelenler olurdu. Saat 7,30 da akşam yemeği için sofrada buluşurduk. 8.30 dan sonra ziyarete gelirlerdi. En çok ziyarete ise Nurettin Topçu gelirdi. Babamın ilk önce öğrencisi daha sonra dostu olmuş. Dostlarını, talebelerini davet ederdi. Yazın bir gün öğrencilerini yemeğe davet ederdi. Bazı öğretmenlerde adada otururdu.
 

Paşabahçe'de Nurettin Topçu ile birlikte.

Paşabahçe'de Nurettin Topçu ile birlikte.


Giyimine önem verir miydi?

Ayrı pantolon ayrı ceket asla giymezdi. Terziye gider 2 takım elbise diktirirdi. Giyimine çok önem verirdi. Evde ise bazen eskimiş pantolonunu da giyerdi. Kış günlerinde de entarisini giyerdi. Üstünü ayrıca pardesüsü vardı. Cüppesi vardı.

BABAM HEP KALİTEYİ SAVUNDU

Günümüz imam hatiplerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Birçok imam hatip okulu açıldı. Babanızın isteği yerine geldi diyebilir miyiz?

Her zaman için din alimlerinin çok bir şey bilmediğini ve az bilgi sahibi olduğu söylenir. Daha sonra yetişenlerde bu bir itikat meselesi. Herkesin üzerinde bir ilahi güç var. Bunun içinde şeklini değiştirmeye çalışıyorlar şu an. Eski haline dönmesin deniyor. Ama eskileride kötü değildi. Babam kaliteli eğitimi her zaman savunurdu.

Önder vakfının düzenlediği ödül törenine çocuğu olarak sadece siz katıldınız. Nasıl geçti?

Güzeldi ama bazı noktalarda eksikti. Konunun ehemmiyetine uygun değildi. Gelen kişilerden kot pantolon giyenler vardı. Babam olsa oraya kot pantolon ile gelmezdi. Dini bir törene uygun ödül töreni değildi. Babama o hürmetin gösterildiğini düşünmüyorum.

BİR RÜYA GÖRÜNCE TÜRKİYE'YE GERİ DÖNMÜŞ

SADETTİN ÖKTEN:

Babanız 'Celal Hoca' dönemin önemli alimlerinden biri. Neler hatırlıyorsunuz babanızla ilgili?

Celal Hoca bir medeniyetin adamı. Bu çok önemli. Kendi kimliğimi sorgularken gördüm ki Osmanlı'nın yetiştirği medeniyet insanı bizden çok farklı. Bu yüzden biz babamdan çok farklı kültürlerde yetiştik. Ortak paydamız aynı ilkelere inanmak. Ama zihin ve gönül yapısının şekillenmesinde biz özgün değiliz. Biz örselenmiş Osmanlıyız aslında. Celal Hoca böyle bir adam değildi. Yaşadığı çağa göre İslamiyetin yorumunu yapmış birisiydi ve bu yorum ona büyük bir güven veriyordu.
 

Karagümrük Atikali'deki evleri

Karagümrük Atikali'deki evleri

Osmanlı geleneğinden gelmiş biri olarak bir sıkıntı yaşıyor muydu?

Hayır, babam karamsarlığa hiç kapılmazdı. İkili bir hayat yaşamıyordu çünkü. Bahsettiğiniz şey aslında bugünkü Türkiye'nin sorunu çünkü ikili bir hayat yaşıyoruz. Türk insanı kendi istediği gibi bir yaşamı yaşamıyor, kendine sunulanlara rağbet gösteriyor.

Bunun sebebi nedir sizce?

Amerika böyle istedi çünkü. Mesela 1946'lara gidelim. Hileli bir seçim yapıldı ve güya çok partili sismete geçilmiş oldu. Ama baktılar ki din elden gidiyor.

Celal hoca imam hatiplere müdür olduğunda siz kaçındaydınız?

9 yaşındaydım. Küçük yaşta olmama rağmen her şeyi biliyordum. Çünkü babam hep anlatırdı.
 

Okuldan eve geldiğinde en çok nelerden bahsederdi?

Akşam yemeklerimiz çok uzun sürerdi. Günü anlatır, sonra başka bir hadiseye geçerdi. Akşam yemeklerini muhakkak tüm aile beraber yerdik. Bizim evde o zaman konuşulan şeyler şu an Türkiye'de konuşulmuyor. Ailesiyle derin mevzular konuşurdu. Küçük olduğumuzu düşünmezlerdi.

O dönemde imam hatip okullarında ne gibi yenilikler yaptı?

Felsefe okutulmasını istedi. Fizik, kimya derslerinin okunmasını istedi. Buradaki hoca efendi tüm dünyayı bilecek derdi.

Peki bu talepleri nasıl karşılandı?

Bu anlayış diyanet camiasını rahatsız etti. Okullarda hadis, tefsir dersleri verilecek dedi. Bu diyaneti rahatsız etti. Fizik, kimya, matematik bölümlerinde okuyanlar cumhuriyetin yetiştirdiği seküler isimlerdi. Bu atmosferde birbirlerinden çok rahatsız oldular. Uyuşamadılar. Tepkilerini ortaya koydular. Modernitenin hakim olduğu ortamdan dini ortama düşmek insanları rahatsız etti. Daha sonra Celal hocayı müdürlük görevinden aldılar ve yerine Türkçe öğretmeni getirdiler.
 

Bugünkü adıyla İstanbul Erkek Lisesi'nde ders verirken.

Bugünkü adıyla İstanbul Erkek Lisesi'nde ders verirken.

Babanız ne yaptı, neler düşünüyordu bu tepkiler karşısında?

Babamın yerine atanan müdür ateistti. İmam hatip okullarına ateist birisi atanmış oldu. Imam hatip okullarının istikbali olmadığı söyleniyordu sürekli. Burada ölü mü yıkayacaksınız gidin Vefa Lisesi'nde okuyun deniliyordu. En azından bir meslek sahibi olursunuz öğüdü veriliyordu.

Celal hocanın Okul disiplini nasıldı?

Celal hoca medrese eğitimli olduğu için bir mektep disiplini vardı kendisinde. Hoca efendilerin çoğunda böyle bir disiplin yok.

Peki babanız daha sonra bir de Arapça koleji açma fikrini gündeme getirmiş ama reddedilmiş. O süreçten de biraz bahseder misiniz?

Babam bürokrasiyle mücadele edemedi. 1955'li yıllarda Arapça koleji açmak istedi. Zihniyet farklılıkları ortaya çıkmaya başladı, akademik görgü de olmayınca canı sıkılmaya başladı. Hocaya hürmet ilme hürmettir. Her yerin bir edebi vardır. Artık edep kalmadı. Cami edebi, tekke edebi kalmadı. Artık mücadele edemeyeceğini gördü.

İmam hatipler projesini hayata geçirirken hayalini tam gerçekleştiremedi ve yeni bir proje mi hazırladı?

Hocalığı aslında devam ediyordu ve bu sırada Arapça koleji açmak istedi ama izin alamadı. Fransız, Alman okullarının yanında bende Arapça koleji ve kursları açmak istiyorum dedi. Meclisten de red kararı geldi. İmam hatip okullarında da mücadele edemeyeceğini anlayınca Medine'ye hicret etti. Türkiye'den ümidini kesmişti.

Daha sonra tekrar geri dönüyor ama. Geri dönme kararını neyden dolayı alıyor?

Orada bir rüya görmüş. Rüyasında İstanbul'a gelmesi gerektiği ve ona bir vazife verileceği söylenmiş. Hemen İstanbul'a geldi. 15 gün sonra Yüksek İslam Enstitüsü'nde Kelam derslerine girmesi için teklif ettiler ve iki yıl burada ders verdi üçüncü yıl ise vefat etti.


GENÇLERE ÖĞÜT VERMEZDİ İSTİKAMET ÇİZERDİ

O dönemlerde gençlere nasıl yol gösterirdi?

Öğüt vermezdi. Gençlere hayatlarıyla istikamet çizerdi. Laf çok fazla bir şey ifade etmez. Örnek alırlardı. Bir kıssa anlatırdı. Örnek almak isteyen alırdı.

O dönem başörtüsü sıkıntısı nasıl yaşanıyordu?

Tamamen yasaktı. Akla bile gelmiyordu. Başörtülü birisi üniversiteye bile girmezdi. Zaten Müslümanların böyle bir talebi de yoktu.
 

İmam hatip okullarının ilk kurs olarak açıldığı zaman Celal hoca kurs hocalarıyla birlikte. Solunda Ali rıza Sağman, en sağda ise Mehmet Zekai Konpara bulunuyor.

İmam hatip okullarının ilk kurs olarak açıldığı zaman Celal hoca kurs hocalarıyla birlikte. Solunda Ali rıza Sağman, en sağda ise Mehmet Zekai Konpara bulunuyor.

TOPLUMU KEMİYET DEĞİL KEYFİYET BİR YERE TAŞIR

Günümüzde çok fazla imam hatip okulu açıldı. Celal hocanın isteği yerine geldi diyebilir miyiz?

Belki de gelmiştir. Rahmetli kalite isterdi. Keyfiyete çok önem verirdi. Şimdi ise kemiyet var. Toplumu bir yere götürecek olan keyfiyettir. Nitelik her zaman daha önemli.

Şu an ki imam hatip okulları Celal Hocanın istediği düzeyde mi sizce?

Alakası yok. Şimdiki okulları modernite kıskacı altına almış. Dini eğitimin yanı sıra moderniteye yönelme arttı. Çocukları her cuma Atikali camii de namazda görüyorum. Cıvıl cıvıllar. Bu çok güzel bir şey ama yetmez.

ÇOCUKLARINA LATİFE YAPARDI ALAY ETMEZDİ

Celal hoca evde nasıl bir babaydı?

Çok disiplinli, otoriter bir yapısı vardı. Çok ciddiydi. Ama herkesin yaşına uygun özgürlük alanları açardı. Farkettirmeden eğitirdi. Yaşarken eğitim alırsınız. Babam bildiğini söyleyen ve yaşayan birisiydi. Latife yaptığında ilk kelimesinden anlardık. Alay etme ya da dalga geçme gibi bir yapısı yoktu. Zaman zaman latife yapardı. Latife yapmak ciddiyete mani değildir.

Çocuklarına nasıl bir eğitim verdi?

Ilk önce dini değerler eğitimi verdi. Bu hep farkettirmeden eğitim verirdi. Babam yapacağım dediyse yapardı. Asla kandırmazdı. Kendi hayatıyla yol gösterirdi. Öğüt vermezdi.
 

Vefa Lisesi'nin bahçesinde öğrencileriyle birlikte. Celal hoca bu okuldan emekli olduktan sonra imam hatip okuları projesini hayata geçiriyor.

Vefa Lisesi'nin bahçesinde öğrencileriyle birlikte. Celal hoca bu okuldan emekli olduktan sonra imam hatip okuları projesini hayata geçiriyor.

Evde giyim tarzı nasıldı?

Eski Osmanlıydı benim babam. Dışarıda takım elbise giyerdi. Evde de daha rahat olurdu.

Bugünkü imam hatip gençliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şaşkınım. Bize farkında olmadığımız bir mirasın hesabını soruyor insanlar.

Hocalık kendisi için ne ifade ediyordu? Nasıl bahsederdi?

Çok önemliydi onun için. Peygamber mesleği derdi muallimliğe. Hiç bitmiyordu hocalık hadisesi. Evde, yolda yürürken, kahvede hep devam ederdi. Hep okur ve anlatırdı. Tartışırdı. Ömrü öyle geçti. Vefat ederken de rahlesi başında vefat etti.

CELAL HOCA BU ÖDÜL TÖRENİNİ GÖRSE ÜZÜLÜRDÜ

Darüşşafaka öğrencilerine ayrı bir değer verdiği biliniyor. Neden?

Kendisi de yetim olduğu için o öğrencilerle ayrı ilgilenirdi. Eksiklerinin olmaması için uğraşlırdı. Yazları heybeliadadaki evimize davet ederdi. Öğrencileri de sık sık gelirdi.

Celal hoca adına düzenlenen ödül törenini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok popülistti. Celal hoca bu ödül törenini görse çok üzüldürdü. Izin vermezdi böyle bir şeye. Celal hoca Arapça ve kelamcı. Kaliteye ehemmiyet veren bir adam. Bir ödül töreni yapılacaksa sistem olmalı, ciddi bir jüri oluşturulmalı. Bir fikri bir şey çıkar. Bir makale ortaya çıkar. Ben ödül törenine gitmek istemedim.
 

Celal hoca kızları Ayşe Hümeyra ve Fatma Züheyra ile birlikte.

Celal hoca kızları Ayşe Hümeyra ve Fatma Züheyra ile birlikte.


AYŞE HÜMEYRA ÖKTEN:

KUVVETLİ BİR İMANI VARDI

Ailenin en büyük çocuğu olarak babanızla iletişiniz nasıldı?

Babam ile hayatına çok önem verirdi. Şımarıklığı sevmezdi. Sofrada büyükler konuşurken küçükler konuşmazdı. Ölçülüydük. Bize hep hikayeler anlatırdı. Doğruluğu gösterirdi.. Vazifelerimizi doğru yapmamızı isterdi. Helal ve harama dikkat ederdi. Çocuklarını sonuna kadar dinlerdi. Çok muntazam birisiydi. Tarihi hadiseleri hep babamdan öğrendim. Bize hep namazın öneminden bahsederdi. Bizi öyle hazırladı ki kendiliğimizden namaza başladık. Şimdi ise hanımlara hep namazın öneminden bahsediyorum. Kuvvetli bir imanı vardı. "Başımdaki saçım kadar canım olsa her biri Cenab-ı Hakka feda olsun" derdi.
 

 

Sizin tıp ile ilgilenmenizi istemiş sanırım…

Evet. Kardeşim İbrahim vefat ettikten sonra benim tıp alanına yönelmemi istedi. Bende hep istiyordum zaten. Eğitim noktasında hep destekçimiz oldu. “Allah'ın yazdığı bilinmez. Kendi ayaklarınızın üzerinde durun” derdi. Mektebe ilk gittiğim gün öğretmen beni çok methetmiş. Üniversite okuyacağımı garantilemiş.

Mekke'de doktorluk yapma isteğiniz nasıl karşıladı Celal Hoca?

50'li yıllarda parti değişince hac ibadeti yasaklanmış. Kızılay da doktor göndermiş. Sonra hocalar üniversiteden asistanlardan gönderelim diye düşünmüş. Hocalarım beni çağırdı. Teklif edince çok sevindim hemen tabii giderim dedim ama babama sormayarak. Çok istemiştim. Sağlık ekipleri gelip babama durumu açınca babam ilk başta heves olarak gördü. "Ben nasıl göndereyim seni" dedi. Daha sonra ben ağlamaya başladım. "Kızım Allah ile senin arana giremem" dedi ve kabul etti. Daha sonra başarılarımı görünce çok mutlu oldu.

Yeni Şafak

HABERE YORUM KAT