1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. DÜNYANIN EKONOMİ GÜNDEMİ
Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

DÜNYANIN EKONOMİ GÜNDEMİ

A+A-

Dünya ekonomisin geleceğinin orta ve uzun dönemde nasıl şekilleneceğinin özellikle ABD ile Çin ekonomilerinin gösterecekleri performanslarıyla doğrudan bağlantılı olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. FED’in faiz artırım politikası uygulamasına geçebileceği ihtimalinin dünya ekonomi gündemine oturmasından bu yana, hemen her ülke haklı olarak özellikle gelişmekte olan ülkeler kendi ekonomi verileri kadar ABD verilerini takip etmeyi sürdürmektedir. FED’in faiz artırımına başlaması gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tüm dünya ekonomilerini etkileyecek boyutta olduğu su götürmez bir gerçektir.

          Dünya ekonomisi için asıl sürpriz olan gelişme, Çin’in ihracata dayanan ve kendisiyle özdeşleşen %10 kalkınma oranının %7’ler düzeyine inmesidir. Hatta farklı platformlarda bu oranın daha da düşük olduğu ve Çin Ekonomi yetkilileri tarafından verilerin manipüle edildiğine yani olduğundan daha fazla gösterilmeye çalışıldığına dair görüşlerin yüksek perdeden dile getirilmesi, küresel ekonominin geleceği adına pek hoş bir durumu yansıtmamaktadır. Belki şöyle bir takım sorular da akla gelebilir ve de cevaplanması gereklidir; ABD dolayısıyla FED ve Çin’in, hemen tüm dünya ekonomileri için bu kadar önem arz etmesinde yatan faktör nedir? ya da ABD ve Çin ekonomilerine sanıldığından daha mı fazla anlam yükleniyor? Biraz esprili bir ifadeyle ABD hapşırırsa tüm dünya grip olur, Çin öksürürse küresel ekonomi nezle olur türünden açıklamaların gerçeklik boyutu ne kadar inandırıcıdır? gibi sorular sıkça gündeme gelip tartışılırken, neden örneğin gelişmekte olan ülkelerden Türkiye, Brezilya, Güney Afrika ekonomisi krize girerse dünya ekonomisi de resesyona girer veya hatta gelişmiş ülkelerden İsviçre, İsveç, Norveç, Hollanda ekonomileri durgunluk yaşarsa global ekonomik büyüme yavaşlar,  şeklindeki açıklamalar küresel ekonomi gündemini meşgul edemiyor. Belki ilk bakışta gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeler düzeyine henüz ulaşmadıkları için, söz konusu ülkelerin dünya ekonomisinde etkilerinin düşük olduğu söylenebilir. Bu görüşe verilecek şu cevap, gelişmekte olan ülkelerle ilgili varılan yargıyı boşa çıkarmaktadır. Objektif bir bakış açısı ile gelişmekte olan ülkeler grubunda yer alan Çin ekonomisindeki yavaşlamanın neden dünyayı ciddi derecede etkileyeceği tartışılırken aynı gelişmekte olan ülkeler grubunda yer alan Türkiye için Çin ile ilgili yapılan yorumlara paralel, bir karşılığı bulunamamaktadır. Ayrıca diğer bir açmaz ise gelişmiş olan ülkeler içinde söz konusudur.  Yukarıda bir kaçı sayılan, hem kişi başına gelir düzeyi dünya ortalamasının çok üzerinde olan hem de üst düzey sınai gelişim basamağındaki İsveç, Hollanda gibi ülkelerin neden dünya ekonomisinde söz sahibi konuma gelemedikleri sorusu açıklanamazken, üstelik yine yukarıda sayılan ülkeler gibi gelişmiş ülkelerden olan örneğin Almanya, Japonya gibi ülkelerin ekonomileri durgunluk veya bir krizle karşılaştıklarında dünya ekonomisi için neden alarm zillerinin çalmaya başladığının incelenmesi gerekmektedir. Tüm bunlar dikkate alındığında yapılması gereken, bunların dışında ve konuya daha derinliğine bakılmasının gerekliliğidir.

          Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin salt bu özelliklerine bakılarak doğru bilgiye ulaşılması, ülkelerin dünya ekonomilerini olumlu/olumsuz, yüzeysel/derinden etkilemelerinin açıklanması görüldüğü gibi mümkün değildir. Çünkü gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden ABD, Japonya, Almanya, Hollanda, Çin ve Türkiye gibi her iki grup ülkeden konuyla ilgili genel bir bakış açısıyla olumlu veya olumsuz sonuçlara ulaştıracak örnekler bulmanın mümkün olduğuna yukarıda kısaca değinildi. Bu durumda bakılacak ve bizi sorunun doğru cevabına ulaştıracak konuya gelelim. Ülkelerin dünya ekonomisi içersinde olumlu veya olumsuz etkiler getirmesinin ölçüsü gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler grubunda yer alması değildir; Ülkelerin dünya ticaret hacminden, dünya ekonomi pastasından aldığı payın büyüklüğü veya küçüklüğü ile küresel ekonomiyi etkileme gücü arasında doğru orantılı olmasıdır. Çin’in gelişmekte olan ülkeler grubunda yer almasına rağmen dünyanın ekonomisindeki gelişmelerinin takip ettiği ülkelerden iken aynı grupta yer alan Türkiye ekonomisinin gündem oluşturamaması, buna karşın gelişmiş ülkelerden olmasına rağmen örneğin Hollanda, İsviçre ekonomilerinin dünya ekonomi gündemini Almanya kadar meşgul edememesinin başka türlü izahı yoktur, bu ülkelerin dünya ticaretindeki ağırlıklarıyla ilgilidir.

          Finansal ekonominin büyüklüğünün üretim ekonomisinin onda katı olduğu, herkesin herkesle her alanda rekabet ettiği büyük bir köy olarak nitelendirilen dünyamızda, her ülkenin yapması gereken kendi ekonomik yapısını güçlendirip, ortaya çıkabilecek ulusal veya küresel her türlü ekonomik krizler karşısında sağlam ayakta kalabilmeyi başarmaktır. Çünkü global ekonominin yoğun olarak parasallaştığı, rekabetin daha acımasız hale geldiği ve dünyada hiçbir ülkenin oluşabilecek krizleri tek başına önleme gücünün olamadığı günümüz dünyasında ayakta kalmanın başka bir çaresi bulunmamaktadır.

          Türkiye olarak dünya ekonomisinde ciddi bir payımız olmadığına, gelirimizin giderimizi karşılayamadığının göstergesi niteliğindeki cari açıkla yaşamak zorunda ve bundan dolayı da dış kaynaklardan borçlanmak zorunda olduğumuza göre küresel rüzgarlardan etkilenmeye açık konumdayız demektir. Bu nedenle bir an önce siyasi, iktisadi, sosyal toplumsal birlikteliği sağlayıp, ülke olarak silkelenmemiz şarttır. Değilse fena silkeleneceğiz, hem ekonomik hem de siyasi ve toplusal birlik açısından.

 

          Soru: Ekonomideki konjonktürel hareketler sebep midir yoksa sonuç mudur? Neden?...

          Sözün Gözü: Niyeti bozuk olan eninde sonunda mutlaka ve mutlak olarak kaybeder.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT