1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ufuk Deniz Aşcı

  3. EYLÜL’Ü 12’DEN VURDULAR KARDEŞİM
Prof. Dr. Ufuk Deniz Aşcı

Prof. Dr. Ufuk Deniz Aşcı

Yazarın Tüm Yazıları >

EYLÜL’Ü 12’DEN VURDULAR KARDEŞİM

A+A-

Sekiz yaşımdan dokuz yaşıma geçmekte olduğum, çocuk tadında yaşanan bir sonbahardı; babamın merakla, tedirgin ve endişeyle radyodan ajansları dinlediği o günün sabahı. Her zamanki babam değildi bu adam, fark etmiştim çocuk hâlimle. Ağabeyimle bir yandan radyoyu dinliyorlar öte yandan hararetli tartışmalar yapıyorlardı. Bilindik bir sonbahar günü değildi bugün, idrak etmiştim çocuk hâlimle…

Ben yaştaki köylü çocukları bilirler; babaya her istediğinizi soramazsınız. Boş boğazlık etmek bile bir risktir köylü çocuğu için. O gün olan biteni anlamak istedim, bütün cesaretimi toplayarak, sonucu ne olursa olsun bu babaya o soru sorulacaktı… Sordum, “Baba ne oldu?” Babam, o her kelimesi hükmetme tonlarıyla donatılmış babam, “Asker yönetime el koydu.” dedi titreyen, buğulu ve üzgün bir ses tonuyla. Sonra derin bir nefes verdi ciğerlerine, kafasını kaldırdı, “Hiç değilse akan kardeş kanı durur, hayırlısı…” dedi, sustu. Daha da bir şey soramazdım bu sükûtun üzerine, hadsizlik olurdu, bunu gördüm çocuk hâlimle…

Ağabeyimin yanına vardım. Ağabeyler nimettir, candır, rehberdir, sırdaştır, koruyucudur ve babaya göre her zaman merhameti fazladır. Adı Cengiz de olsa yüreği Yunus Emre gibi idi ağabeyimin. Ona da sordum aynı soruyu. O zamana kadar her sorduğum soruya dolu dolu cevaplar veren çok bilgili ve gözümde mükemmele yakın bir adamdı ağabeyim. Vereceği cevap bana yetecekti. “Eylül’ü 12’den vurdular Kardeşim!” dedi, camları buğulanmış gözlüğünün ardındaki ifadesiz bakışlarıyla. “Nasıl vurdular abi?” dedim. “Kalleşçe” dedi. “Kim vurdu?” dedim. “Emperyalistler!” dedi. Ve benim beynim “Bir ay olan Eylül nasıl vurulur, kalleşlik nedir, emperyalistler kimler?” gibi yeni sorular sorup bu kavramları çözmekle uğraşadururken; yüreğim ağabeyimin yıkılmış hâline dayanamadı. Eylül’ün 12’den vurulmasına ağladım, hiçbir şey anlamama rağmen, çocuk hâlimle…

Sonra köyümüze askerler geldi. Arkadaşlarımızla askerlerin gelişlerine çok sevindik. Önlerinde üniforması farklı bir asker vardı, komutan olduğunu anladık onun. Hemen selam verdik onlara ve “Türkiye, Türkiye!” diye bağırdık. Onlar bize hiç bakmadı. Doğruca bizim evimize gittiler. Korktum. Evimize koştum. Babam anneme “Çocuğu içeri götür!” dedi, mağrur ve buyurgan bir tonla. Annemin eli elime değdiğinde, elinin titrediğini anladım. Annem korkuyordu, endişeliydi. Ablalarımla içerideydik ve dışarıda olup bitenlere bakıyorduk. Babamın ayran ikramını kabul etmeyen askerlerin başı, babama bağırıyordu. Babam boynu bükük hâlde ona bir şeyler söylüyordu ama askerlerin başı babama tepeden konuşuyor ve bağırıyordu. Babamı, ağabeyimi bir arabaya bindirdiler. Köydeki diğer babaları ve ağabeyleri de bindirmişlerdi araçlara. Sonrasında evimizde göz yaşı, endişe hâli oluştu; sessiz bir isyan gibiydi bu. Kuşlarımız bile susmuştu sanki köyde, insanlar gibi, ben de susmuştum çocuk hâlimle…

Bir iki gün sonra köyümün babaları ve ağabeyleri gruplar hâlinde dönmeye başladılar evlerine, aralarında dönmeyenler de vardı. Benim babam ve ağabeyim dönmüştü ama dönmeyenler için üzgündüler. Bazıları bir ay, kimileri bir yıl sonra döndüler. Dönenlerden birkaçı sadece köyümüze döndüler ama hayata hiç dönemediler, hissetmiştim bunu çocuk hâlimle…

Ben, çocuk hâlimle ben, kitaplardan okuduğumuz kahraman Türk askerinin neden bize böyle davrandığını hiç anlayamadım. Bizim şanlı askerimiz bizim evimize silahla neden gelir, en sevdiklerimiz neden ite kalka alıp giderdi ki… Bunu hiçbir zaman anlayamadım çocuk hâlimle…

Yıllar geçti, büyüdüm. O günleri yaşayanlardan dinledim. Yazanlardan okudum. Bir neslin nasıl mahvedildiğini bildim. Bir ülkenin, önce nasıl karıştırıldığına, karıştıranların bizzat ülkeyi ele alıp “kahraman” ilan edildiklerine, heykellerinin yapıldığına, “Paşa” olduklarına şahit oldum. Sağcısı da solcusu da düşürüldükleri bu kumpasa isyan ediyorlardı, işittim. İlk gençlik yıllarımda, bütün yaptıkları işkencelere, idamlara, sürgünlere rağmen Evren Paşa’nın neden hâlâ Cumhurbaşkanı olduğuna” akıl erdiremedim, gençlik hâlimle…

Ve şimdi, 47 yaşımda, “Eylül nasıl 12’den vurulur? Kalleşlik nedir? Emperyalist kimdir?” öğrendim. Keza 45 yaşımda iliklerime kadar hissettim, “Temmuz’u 15’inde donduracaklardı.” Bunun içindir, hamile eşimin ve çocuklarımın bütün ısrarlarına rağmen kendimi sokaklara atışım ve asker kılıklı hainlere karşı direnişim, şimdiki hâlimle…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum