1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Hülya Küçük

  3. Gülün Kulağına Söylenenler ve Casusluk San’ Atı (4)
Prof. Dr. Hülya Küçük

Prof. Dr. Hülya Küçük

Yazarın Tüm Yazıları >

Gülün Kulağına Söylenenler ve Casusluk San’ Atı (4)

A+A-

2. Aslında Mesnevî, gerçekleri yukarıda izâh edildiği gibi örtülü bir tarzda ifâde ederek, açık bir savaştan ziyâde gizli bir savaş yürütmekle o, aynı zamanda Konya gibi ilmin ve ilim adamlarının sığınağı hâline gelmiş bir şehri ve medeniyeti koruyordu.

Nitekim Moğollar gittikleri her yerin altını üstüne getirip tarihi eser ve kütüphaneleri, medreseleri yerle bir etmiş olduğu halde Konya bundan korunmuş ve Anadolu Medeniyetini aktarmadaki rölünü kesintiye uğratmadan devam ettirmiş oldu. Konya, barındırdığı bilge insanlar, mutasavvıflar ve hakîmleriyle Anadolu medeniyetinin merkeziydi ve korunması gerekiyordu.   Görünen o ki Allah bu hükmünü icrâ etmede, dönemin Selçuklu idârecileri yanında Mevlânâ’ya da önemli bir rol vermişti.

 

3. Yine aynı tip tarihçiler, Mevlânâ’nın bir maaşı olduğunu ve bunu Moğollardan gizlice aldığını söylerler. Evet Mevlânâ’nın bir maaşı vardır. Bu doğru ama bu maaş halka verdiği fetvâ hizmetine karşılık bir maaştır ve Devlet’ten almaktadır. Mevlânâ bu maaşı hakkederek almak için hasta olduğu zaman dahi fetvâ vermek istediğini, böyle hastayken kendisine gelen fetvâ sorularını iletmekten kaçınmamalarını  etrafındakilere tenbihlemektedir (Sipehsâlâr, 1977: 98).

Burada unutmamak gerekir ki o dönemde zaten Devlet,  Moğolların kontrolü ve hegemonyası altındadır ve zaman zaman tahta çıkacak sultanın kim olacağına karar verenler bile onlardır. Bu durumda, bütün devlet erkânını Moğolların adamı” diye ithâm etmeniz gerekir. Oysa biliyoruz ki Devlet erkânının tek emeli bu Moğol sülüklerinden bir an önce kurtulup tam özgürlüklerine kavuşmaktı. Moğollardan zaman zaman yardım isteyenler bile,  kendi emellerine ulaşmak için onları maşa gibi kullanmak isteyenlerdi.

 

Bu konuda ileri-geri çok konuşan ve isminin bu sayfayı işgâl etmesine gerek olmayan bir tarihçiyle aramızda şöyle bir muhâvere geçmişti:

Bendeniz: Siz hiç Mesnevî gibi asırlar boyu bu kadar insan tarafından sevilen bir eseri olan bir casus gördünüz mü?

Tarihçi: Ben Mesnevî’yi şiir olarak severim ve okurum ama o bir şaheser değil. O dönemde ondan daha yüksek edebî değere sâhip şiirler vardı. Ama herkes tarafından sevilerek, hatta hayran olunarak okunduğunu kabul etmek gerekir. Aslında ben ona “casus” demiyorum. Onun “Moğol memuru” olduğu daha kuvvetli bir savdır. Çünkü onlardan para alıyordu. Onun gibi başkaları da vardı mutlaka.

 Bendeniz: İyi ama eserlerinde, halkın kendisine “Moğol Tatarları bizim mallarımızı alırlar ve onlar dahi arasıra bize bir takım emvâl [mallar] bağışlarlar. Acaba bunun hükmü nasıldır?”” diye soran insanlara, “ Moğolların aldıkları şey, Hakk’ın kabzasına ve hazinesine dâhil olmuş bir şeydir. Nitekim deryadan bir testi veya bir küp doldurup çıkarırsın; su, testi veya küp içinde bulundukça, o senin mülkün olur ve onda kimse tasarruf edemez; ve her kim senin iznin olmadan alırsa, gâsıb olur. Fakat suyu yine deryaya döktüğün vakit, herkese helâl olur ve senin mülkünden çıkar. Binâenaleyh bizim malımız onlara haram ve onların malı bize helâldir” diyerek [Bkz. Mevlânâ, 1342: 72-73; 1994: 60-61] Moğolların gasbettikleri maldan verdiklerini ve bu malın herkese helal olduğunu belirtirken, aynı zamanda Moğolların belli kişilere değil halka da para veya mal verdiklerini belirtmiş olmaktadır. Değil mi?

Tarihçi: Halka veriliş şekliyle ona veriliş şekli arasında fark olsa gerektir.

Bendeniz: Nasıl?

Tarihçi: ???.

İşte burada muhâvere, sanki zarûreten yön değiştirmek zorunda kaldı ve Mesnevî’nin şiirleri üzerinde konuşmaya başladık.

 

DEVAM EDECEK…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT