1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ufuk Deniz Aşcı

  3. HAYATİ BİR HATA İNANCINI SARSAR!
Prof. Dr. Ufuk Deniz Aşcı

Prof. Dr. Ufuk Deniz Aşcı

Yazarın Tüm Yazıları >

HAYATİ BİR HATA İNANCINI SARSAR!

A+A-

1 Ekim 2018 tarihinde Ziraat Profesörü bir arkadaşımdan “Bana da başka biri gönderdi Hocam. Videoyu seyredince açıkçası önce gülümsedim. Konuşmacının ses tonu ve anlatım tarzı hadiseyi komik hâle getirmiş, zaten dinleyiciler de gülüyor ama sonradan düşününce biraz içime oturdu bu durum. Sizin alanınıza girince paylaşmak istedim. Durum bu kadar vahim mi? Türkçemiz bu kadar kötü durumda mı?” notuyla watsapp üzerinden bir video aldım.

32 saniyelik bir video gelmişti watsappıma, arkadaşımın notundan dolayı merakla açtım ve seyretmeye başladım. Bu video, Borsa İstanbul Grubu’nun organize ettiği, “Mecelle ve Ahmet Cevdet Paşa” konulu bir konferanstan seyirci tarafından çekilmişti. Konferansı veren kişi, özgeçmişinde yayıncı, yönetici, denetçi, öğretmen, sunucu ve yazar olduğu belirtilen, asıl mesleği avukatlık olan Hayati İnanç idi.

Sayın İnanç bilinen, tanınan bir kişidir. 1961 doğumlu, İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu Hayati İnanç’ın Can Veren Pervaneler adını taşıyan seri kitaplarından ikisini okumuş, üslubunu beğenmiştim. TRT2’de aynı adla program yaptığını da biliyordum. Ayrıca, Konya’da bir konferansını dinleme imkânım olmuştu. Ses tonu, sunuculuk yeteneği ve anlattığı konu bakımından oldukça keyifli bir konferans olmuş, ben de zevkle dinlemiştim.

Sayın İnanç konferansının videoda olan bölümünde aynen şunları söylüyordu: “Cümleyi bir kere daha söyleyeyim, anlaşalım. ‘Bakkaldan aldığım somunun içine peynir koyup sandviç yaptım. Balkona oturup hanımın getirdiği çay ve suyu beraberinde afiyetle yedim.’ cümlesinde ki basit bir cümledir, ilmî falan değil, kökenleri itibariyle ve sırasıyla bakkal Arapça, somun Rumca, Peynir Farsça, sandviç İngilizce, Balkon Fransızca, Hanım Moğolca, çay Çince, su Çince, afiyet Arapça, beraber Farsçadır. yedim Türkçe.” dedikten sonra biraz bekleyip dinleyicilere hitaben “Yer misiniz?” diyor ve salonda gülüşme sesleri yükseliyor.

“Bu nedir yahu!” dedim kendi kendime. Ana dilini, eserlerini yazdığı dili, televizyonlarda ve konferanslarda şahsını ünlü yapan dili aşağılayan, küçümseyen bir adam vardı karşımda! Sayın İnanç “dil bilimci, köken bilimci” olmadığı hâlde, Türkçe bir cümleyi ve cümledeki kelimeleri inceliyor ve mükemmel (!) köken bilimi tahlilinden sonra o dili konuşan dinleyicilere “Bak diliniz acınacak hâlde, yerseniz…” demeye getiren bir yorum yapıyordu. Bu şahsın yaptığı, en hafifinden, üstad Orhan Şaik Gökyay’ın meşhur eserinde belirttiği “destursuz bağa girmek”ten başka bir şey değildi. Destur de be mübarek…

Sayın İnanç, niyetiniz ya kötü ya şov yapmak istemişsiniz ya da dilin yapısı, incelikleri hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz. Lütfen yazdıklarımı dikkatlice okuyunuz:

  1. Bir dil medeniyet dili ise, etkileşim hâlinde olduğu pek çok dilden kelime alışverişi yapar. Bu durum o dili küçültmez, büyütür. Bütün medeniyet dillerinde (Türkçe, İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Çince, Arapça vb.) başka dilden alınan on binlerce kelime vardır. Başka dilden alınan kelimeler o dili konuşanlarca kullanılıyor ve anlaşılıyorsa artık o kelime o dile ait sayılır. Mesela Rusçada “aklî melekeleri yetersiz kişi” anlamına gelen ve Türkçeden alındığı çok açık olan “durak” kelimesinin kökeni, hiçbir Rus için önemli değildir. O kelime artık Ruslar tarafından kullanılan bir Rusça kelime olmuştur. Bu nedenledir ki bir cümlede kelimelerin kökeninin Türkçe olup olmadığı değil, cümlenin Türkçe konuşan herhangi biri tarafından anlaşılıp anlaşılmadığı önemlidir.
  2. Mükemmel (!) köken bilgisi açıklamanızı yapmadan önce keşke bir Türk etimologa, hatta Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu herhangi bir öğrencimize danışsaydınız, şu hatalara düşmezdiniz: “hanım” kelimesinin kökenini Moğolcaya bağlayan hiçbir etimolojik sözlük yoktur. Bu kelime Eski Türkçe han (<kan) sözüne dayanır. Yine “su” kelimesi Eski Türkçede sub (sub> suw> suu> su) kelimesinden gelir ve öz Türkçedir, asla Çince değildir.
  3. Cümledeki kelimeleri tek tek sayarken kasıtlı bir şekilde “aldığım, içine, koyup, yaptım, oturup, getirdiği” kelimelerini zikretmemişsiniz. Bunlar fiil de ondan demeyin sakın, şov yapmak için “yedim” fiilini zikretmişsiniz! Bunlar Türkçe olduğu için unuttunuz sanırım… Verdiğiniz cümledeki 18 kelimenin kaçı Türkçe kaçı değil diye saydığımızda -yanlış etimolojinizi düzelttikten sonra- 8 alıntı 10 tane de Türkçe kelime olduğunu, 8 alıntı kelimenin de 5’inin Türkçe eklerle bir anlam ifade ettiğini görüyoruz. Bu veriler ışığında özellikle kelime seçerek kurduğunuz cümlede bile Türkçe oranı (eklerin katkısıyla birlikte) yaklaşık olarak %65’tir. Bu oran bir medeniyet dili için son derece normaldir, gülünç değil!
  4. Kurduğunuz cümledeki kelimeler, sizin tezinizi haklı çıkarmak, konferansınız başarılı kılmak için özenle seçilmiş sanki. Cümlenizdeki somun kelimesi yerine “ekmek” veya “somun ekmeği”; “beraber” kelimesi yerine “birlikte” kelimesini kullansaydınız, pek de gerekli olmayan “afiyet” kelimesini kullanmasaydınız Türkçe kelime sayısı artardı.
  5. Kurduğunuz cümle İngilizce olarak yazılsaydı durum ne olurdu, ona bir bakalım. Bakkal yerine “grocery” kullanılırdı ki bu kelime eski Fransızca “grosserie” kelimesinden gelir. Peynir yerine “cheese” kullanılırdı ki İngilizceye Batı Germenceden, oraya da Latince “caseus” kelimesinden girmiş. Balkon yerine “balcony” kullanılırdı ki kökeni İtalyanca “balcone” kelimesine dayanır. Çay yerine “tea” kullanılırdı ki o da Çincenin güney lehçesinde (Amony) kullanılan “t’e” kelimesine dayanır. Sayın İnanç’ın hatalı etimolojisini ve kasıtlı kullandığı “somun, beraber, afiyet” kelimelerini çıktığımızda Türkçede cümlede 5 İngilizcede cümlede 4 altıntı kelime kalıyor. Eh Türkçe de İngilizce de ilkel bir dil olmadığına göre bunda ne dalga geçilecek ne acınılacak ne de gülünecek bir şey var!

Bir dil bilimci olarak, haddimizi aşmadan ve başkalarının alanına tecavüz etmeden, Sayın İnanç’ın cümlesinin “gerçek” fotoğrafını ortaya koymaya çalıştım. O zaman Sayın İnanç’ın yapmaya çalıştığı nedir? Evvela destursuz bağa girmiştir, haddini aşmıştır! İkinci olarak diline, bilerek veya bilmeyerek ihanet etmiştir. Üçüncü olarak, sahne şovu uğruna dilini, milletini küçük düşürmüştür. Dördüncü olarak, güzel ses tonuyla salondaki bütün insanlara hakaret etmiş, ama onlar bunun farkına bile varmamıştır. Şimdi ben soruyorum, Avukat Hayati İnanç Bey, siz bunları “Yer misiniz?”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

9 Yorum