1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. İran'daki iktidar dengeleri ve Suriye krizi
İran'daki iktidar dengeleri ve Suriye krizi

İran'daki iktidar dengeleri ve Suriye krizi

İran ile Batı arasında yapılan nükleer anlaşmadan ve akabinde yaptırımların hafifletilmesinden en büyük faydayı devşiren taraf İran halkı değil, İran'ın Suriye'deki 'vekalet savaşları makinesi' oldu.

A+A-

İran Cumhurbaşkanı Ruhani, nükleer mesele konusunda İran'ın dini lideri Hamaney'i, sonradan "kahramanca yumuşaklık" (nermiş-i kahramâni) olarak adlandırılan pozisyon için ikna etmede başarılı oldu. Peki buna rağmen, neden aynı duruşun Suriye'yle ilgili olarak da sergilemesi için çaba sarf etmiyor diye insan meraka düşebilir. Cumhurbaşkanı Ruhani'nin nükleer anlaşma sırasında gösterdiği performans, onun, İran liderliğinin Suriye'deki katliamlarda Beşşar Esed ile işbirliği yapmasının önüne geçecek ikna potansiyeline de sahip olacağını ima ediyordu.

Ruhani'nin Suriye krizinde oynayacağı yapıcı bir rol, nükleer anlaşmadaki konumunu da güçlendirebilirdi, çünkü Ruhani'nin bu anlaşmadan elde ettiği ekonomik kazanımlar Esed'i korumak için harcanmakta. Neticede Ruhani, ekonomik alanda halkına verdiği sözleri büyük ölçüde yerine getirememiş oldu. Daha net söyleyecek olursak, nükleer anlaşmadan ve akabinde yaptırımların hafifletilmesinden en büyük faydayı devşiren taraf İran halkı değil, İran'ın Suriye'deki 'vekalet savaşları makinesi' oldu.

Anlaşmanın amaçlarından biri de, ülkeyi uzun bir zamandır içinde bulunduğu tecrit halinden kurtarmak ve İran pasaportuna değer kazandırmaktı. Ama reel duruma bakacak olursak, İran pasaportu sadece daha çok değer kaybettiğiyle kaldı. İran pasaportu geçmişte, İran liderliğinin Amerika ve İsrail karşıtı söylemleri sayesinde, en azından İslam aleminde belli bir itibara sahipti. İran hükümetinin Suriye krizindeki varlığından dolayı, İslam aleminin birçok yerinde İran karşıtı kamuoyu ciddi şekilde büyüyor.

İran'daki iktidar mücadelesi

İran'ın Suriye'ye müdahalesini tahlil ederken, birçok analist haklı olarak uluslararası ilişkiler teorilerine bağlı kalıyor. Ancak bu teorilere bağlı kalmak, İran’daki iktidar yapısının ne kadar önemli bir faktör olduğu gerçeğini gözden kaçırmalarına sebep oluyor. Aslında Cumhurbaşkanı Ruhani'nin Suriye kriziyle ilgili sergilediği kayıtsız tavrın sebebi, İran elitleri arasındaki siyasi rekabette ve iktidar mücadelesinde aranmalıdır.

Cumhurbaşkanı Ruhani, güvenlik meselelerine dair birinci elden tecrübesi olan ve Devrim Muhafızları da dahil olmak üzere İran'ın silahlı kuvvetlerinin iç dinamiklerine dair büyük bilgiye sahip az sayıdaki din adamından biri. Ruhani'nin cumhurbaşkanlığı, dini liderin hassas sağlık durumundan dolayı, İran tarihinde çok önemli bir döneme denk geldi. Bunun gerçekten çok önemli bir dönem olduğu, şayet Ruhani 2017 Mayıs'ındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerini ikinci kere kazanırsa ispat edilmiş olacak.

Hiçbir sağlık sorunu yokmuş gibi davranan 76 yaşındaki dini lider Hamaney, haberlere göre prostat kanserinden mustarip. Muhtelif halefler olarak ismi geçen bazı kişiler olsa da, hiç kimse Hamaney'in yerini kimin alabileceğini tam olarak bilemiyor.

Ruhani bir düzine Şii din adamı arasında, kendisinin bu makama geçme hakkı olduğunu düşünüyor. Zira Hamaney de Ayetullah Humeyni öldüğü sırada İran cumhurbaşkanı idi. Ancak ağırlıklı olarak reformcular ve ılımlılar tarafından tercih edilen aday olması bakımından Cumhurbaşkanı Ruhani'nin, muhafazakarlar tarafından desteklenen herhangi bir adaydan daha az şansının bulunduğu da gayet açık.

Suriye'de ölenler gece karanlığında defnediliyor

Devrim Muhafızları’nın genel olarak, yeni dini liderin tayininde önemli bir rol oynayacağı anlaşılıyor. Eğer öyleyse, Devrim Muhafızları’nın liderliği Ruhani'yi büyük ölçüde desteklemeyecektir. Bu nedenle Ruhani, Devrim Muhafızları’nın Suriye'ye müdahil olmasını ve kaynaklarını orada harcamasını mesele etmiyor. İranlılar, evlatlarının tabutlarının birbiri ardınca gelmesini izlerken Devrim Muhafızları giderek daha fazla itibar kaybına uğruyor. Sonuç olarak, iktidarı devretme zamanı geldiğinde, Devrim Muhafızları bugünkü kadar güçlü olmayacak. Ayrıca iki cephede birden savaşmak, Devrim Muhafızları’nı daha uzlaşmacı bir tavır almak zorunda bırakıyor.

Devrim Muhafızları’nın komutanları da Cumhurbaşkanı Ruhani'nin bu niyetinin farkındalar. Bu meseleyle kendi yöntemlerini kullanarak başa çıkmaya çalışıyorlar. Suriye'deki savaşta İranlı askerlere bel bağlamak yerine Lübnanlı, Afgan, Iraklı ve Pakistanlı paralı askerler kullanıyorlar. Ne hikmettir ki, 80'lerdeki İran-Irak savaşında öldürülen İranlı askerlerin kemikleri hâlâ araştırılıp bulunurken ve tabutları İran şehirlerinde düzenlenen gösterişli cenaze merasimlerinde halka sergilenirken, yakın zamanlarda Suriye'de öldürülen İranlı askerler gecenin karanlığında defnediliyor.

Daha da önemlisi, Devrim Muhafızları genel olarak dini lidere sadık olsa da, içlerinde zenginlik ve güçlerini kendisine borçlu oldukları eski cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'ye olumlu bakan birkaç komutan da bulunuyor. “Tüm kurumlara, ülkenin yeniden inşa edilmesinde bir fırsat tanınmalı” diyerek bu komutanları İran-Irak savaşından sonra kalkınma sektörüne sokan Rafsancani idi.

Diğer yandan, 2009'un tartışmalı seçimlerinin ardından Devrim Muhafızları arasında gruplaşmalar oldu. Bu nedenle Suriye krizi, Devrim Muhafızları’nın liderliğine, yukarıda bahsi geçen, kendilerine uymayan ve arkalarından iş çeviren unsurlardan, onlara onurlu bir çıkış yolu göstererek kurtulmak için de çok kıymetli bir fırsat sağlamış oldu. Sıradan İranlı askerlerin aksine, Devrim Muhafızları’nın komuta kademesine dahil kişilerden Suriye'de öldürülenlerin tabutları, İran sokaklarında tam bir devlet protokolü sergilenerek taşınıyor.

Cumhurbaşkanı Ruhani Suriye krizine ilgisiz kalmakla aynı zamanda, büyük bir güce sahip Şii din adamlarının dinî merkezi olan Kum'da -tabir caizse- bir 'at ticareti' hedeflemekte. Şii din adamlarının itikadına göre, İran'ın Suriye'ye müdahalesi, Hz. Muhammed'in torunu Hz. Hüseyin'in şehadetinin başlıca sorumlusu olan Yezid bin Muaviye'nin torunlarından intikam almak için ilahi bir misyon. Ruhani de böylelikle Şii din adamlarının teveccühünü kazanmak için Suriye krizinden yararlanıyor. Bu nedenle, talihsiz Suriyeliler küresel ve bölgesel güçlerinkine ek olarak, bir de İranlı elitlerin arasındaki rekabetin kurbanı oluyorlar.

Trump döneminde ABD-İran ilişkileri

Ancak, Cumhuriyetçi Parti'nin zaferinden sonra ABD yönetiminde yaşanan gelişmelere paralel olarak, Suriye'ye müdahalesi de dahil olmak üzere İran'ın dış siyasetinde değişiklik beklenebilir. Bu durum, Cumhuriyetçi Parti'yle İran rejiminin bazı önemli özellikleri paylaşıyor olmasından kaynaklanıyor: Birincisi, gizli anlaşmalar yapmada her ikisi de pek mahir ve bu alanda sağlam geçmişleri var. İkincisi, demokrasi, siyasi mahkumlar, insan hakları gibi kavramlar her ikisi için de bir şey ifade etmiyor. Üçüncü olarak, her ikisi de güç üzerinden tanımlanan ortak bir dil konuşuyor.

Gizli bir anlaşma ihtimal dahilinde

Obama yönetiminin problemi, İran'la, İran rejiminin hiçbir şekilde inanmadığı bir takım ilkeler çerçevesinde ilişki kurmayı denemiş olmasından kaynaklanıyor. İran rejimi Obama dönemini mumla arayacak ama diğer yandan Trump yönetimiyle gizli, kapaklı bir anlaşma yapma yolunu da tutabilir. İran'ı 'şer ekseni'nin bir parçası ilan eden kişinin George W. Bush olduğunu, ama buna rağmen İran'ın, Afganistan'ı işgalinde ABD'ye hava koridoru açtığını da unutmamak lazım. Benzer şekilde, İran rejimi, Ronald Reagan'ın başkanlık yemini etmesinden sadece birkaç ay sonra, Tahran'daki ABD büyükelçiliğine yapılan baskında rehin alınan Amerikalı diplomatları serbest bırakmıştı.

Bu nedenle, Donald Trump Beyaz Saray'a taşınır taşınmaz, Suriye kriziyle ilgili yeni bir gizli İran-ABD anlaşması ihtimal dahilinde. Muhafazakarların üstünde çok durduğu, Ruhani'yi ikinci kere seçtirmeme projesi başarılı olursa, böyle bir anlaşmanın gerçekleşme ihtimali özellikle artacaktır.

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

[Teşgom Kemal İstanbul’da yerleşik bir araştırmacıdır ve İran dış politikası ve iç siyaseti hakkında çalışmaktadır]

HABERE YORUM KAT