1. HABERLER

  2. KONYA

  3. İslamafobinin çaresi “Mevlana”
İslamafobinin çaresi “Mevlana”

İslamafobinin çaresi “Mevlana”

Mevlana’nın düşünce ve fikirlerinin sadece Müslümanlar için değil tüm insanlar için geçerli olduğunu söyleyen Fahri Özçakıl, son yıllarda dünyada yükselen İslamafobinin önüne geçilebilmesi için Mevlana’nın öğretilerinin çok önemli olduğunu söyledi.

A+A-

Mevlana’nın düşünce ve fikirlerinin sadece Müslümanlar için değil tüm insanlar için geçerli olduğunu söyleyen Fahri Özçakıl, son yıllarda dünyada yükselen İslamafobinin önüne geçilebilmesi için Mevlana’nın öğretilerinin çok önemli olduğunu söyledi.

dedeefendi.jpg

Postnişinlik makamının Mevlevi mukabelesi içerisinde sema ayinini idare eden ve bu ayinde en üst makamı temsil eden kişi olarak kabul edildiğini söyleyen Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Türk Tasavvuf Müziği Müdürü ve postnişin Fahri Özçakıl, “Postnişin, Hz. Mevlana’nın makamını temsil etmektedir. Postnişinin oturduğu postun rengi kırmızıdır. Kırmızı Mevlevilerce kamilliğin, olgunluğun sembolüdür ve orası Hz. Mevlana’nın makamıdır. Osmanlı Döneminde yani Mevlevi tarikatının en üst seviyede yaşandığı dönemlerde aynı zamanda Mevlevi şeyhlerinin oturduğu bir makamdır. Günümüzde böyle bir makam olmadığı için sadece postnişin olarak bu görev ifa edilmektedir. Sema bir Mevlevi ayinidir ve Mevlevilerin Allah’a ulaşma yollarından bir tanesidir. Mevlevilik denince akla ilk olarak sema gelir ve sema bir zikir çeşididir. Burada sema eden semazen sol ayak sabit, sağ ayak onun etrafında dönerek ve her dönüşte ismi celal çekerek Cenab-ı Allah’ı zikreder. Bu sol ayak sabit sağ ayağın onun etrafında dönüşü aynı zamanda Hz. Mevlana’nın bir ayağının şeriata sımsıkı bağlı, diğer ayağının ise 72 milleti dolaşmasını sembolize eder. Sol ayağın sabit ve sağlam olarak kalması semazenler için çok önemlidir. Semazen semaya başladığı andan itibaren uzun bir süre bu çark eğitimine devam eder ki bu aynı zamanda sağa sola kaymayı da önlemek içindir. Eğer semazen sağa sola doğru bir kayma yaparsa etrafındaki diğer semazenlerle tennureleri çarpışacağından uygunsuz bir görüntü ortaya çıkabilir. Şeriata bağlı olma düsturu burada karşımıza çıkıyor ki bir Müslüman ve bir Mevlevi’nin öncelikle şeriata sımsıkı bağlı olması gerekir.” dedi.

fatih-ozcakil--(1).jpg

“SEMA NAFİLE BİR İBADETTİR”

Sema’yı farz ibadetlerin yanında nafile bir ibadet olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade eden Özçakıl, “Semazen sema törenine çıkmazdan önce abdestini alır ve vakit namazını mutlaka kılar. Sema da dualarla bir ibadet neşesiyle yapılan bir zikirdir. Semayı Allah’a ulaşmak için yaparsanız manevi bir de haz alırsınız. Sizin aldığınız bu manevi haz ve zevk etrafınızdakilere de yansır ve izleyiciler de bundan nasiplenmiş olurlar. Farz ibadetlerden sonra semayı da bir nafile ibadet kabul ederek Allah’a daha yakın olmak için çalışılacaktır. Tasavvufun temelinde de bu vardır. Tasavvufta zaten şeriat, tarikat, hakikat ve marifet olarak nitelendirilir. Sema da bu dört saç ayağından tarikat boyutunun içinde değerlendirilmektedir. Eğer ilk ayağı hayatınızda tatbik edebilirseniz ikinci noktaya geçer ve yaptığınız ibadetlerinin feyzini alabilirsiniz. Birinci noktayı kaçırmamak gerekiyor. Tarikattan kıl kadar ayrılan şeriattan dağ kadar ayrılır. Eğer tarikattan bir ödün verirseniz, şeriatın ucunu tamamen kaçırmış olursunuz.” şeklinde konuştu. 

dedeefnedipostta.jpg

“MEVLEVİLİK SEMADAN İBARET DEĞİLDİR”

Mevleviliğin bir tarikat olduğunun altını çizen Özçakıl, “Şu anda ise bir Mevlevilik tarikatının içinde bulunan ve olmazsa olmaz bir ritüel olan Sema’yı ön planda tutuyoruz. Mevlevilik, tarikat boyutu gündemde değil. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra tüm dergâhlar, tarikatlar kapatıldı. Bu olaylardan sonra da Mevleviler sırlandı yani gizlendiler. İnşallah Allah nasip eder ve bu yol tekrar açılır. Mevleviliği devam ettirmeye çalışan biz Mevlevi’yiz diyen gruplar var. Günümüzde pek çok şeyh var ancak bu işi ehil olarak kimler yapıyor nasıl yapıyor bilemiyoruz. Mevlevilik bir saatlik bir semadan ibaret değildir. Bir tarikat, bir yoldur.” ifadelerini kullandı.

fatih-ozcakil--(2).jpg

“OSMANLI FETİHLERİ GÖNÜL KAZANMAK SURETİYLE YAPMIŞTIR”

Osmanlının gittiği pek çok yeri kılıçla değil, insanların gönüllerini feth etmek suretiyle kazandığını belirten Özçakıl, “Hz. Mevlana o kadar güzel bir yol açmış ki Osmanlı döneminde bu yola girmiş olan insanlar çok nezih ortamlarda, zarafetle, nezaketle kâmil insan modeli o dönemlerde yaşamış. Bu grubun içinde ne isterseniz var. Musiki, ilim, edebiyat, hat, ebru, ney, kudüm, tambur var. Osmanlıda da pek çok musikişinas Mevlevihanelerde yetişmiştir. Divan edebiyatına baktığımızda pek çok bestekârın Mevlevihanelerde yetiştiğini görebiliriz. O dönemde Mevlevihanelerde yetişen dervişler 1001 günlük eğitimlerini aldıktan sonra “dede” unvanını alıyorlar. Mevleviliğin merkezi Asitane Konya’da aldıkları bu eğitim sonrasında farklı Mevlevihanelere dede olarak gönderiliyorlar. Osmanlı da gidilen her yerde mutlaka bir Mevlevihane açılmıştır. Balkanlarda, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da pek çok yerde Mevlevihaneler açılmış ve buradan dedeler dervişler gitmiştir. Osmanlı gittiği pek çok yeri kılıçla değil insanların gönüllerini feth etmek suretiyle kazanmıştır.” dedi.

dedeefendi-001.jpg

“KONYA VE MEVLANA AYRILMAZ BİR BÜTÜNDÜR”

Konya ve Mevlana’nın ayrılmaz bir bütün olduğunu aktaran Özçakıl, “Konya denince akla Mevlana geliyor. Mevlana denince de akla Konya gelir. İkisi bir bütündür. Mevlana tarafından açılan bu hoşgörü iklimi yüzyıllarca insanlara bir ışık olmuştur. Hz. Mevlana insanlığa evrensel bir yol açmıştır. Bunun da en büyük sebebi insanlığa verdiği sevgiden kaynaklanıyor. Hz. Mevlana’nın düşünceleri sadece Müslümanlara yönelik değil, tüm insanlara yöneliktir.  Yunus Emre’nin Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevme düsturu Mevlana’da da vardır. Zaten tasavvufun da temelinde bu vardır.  Yurtdışında ve yurtiçinde yapmış olduğumuz programlarda Mevlana’nın düşüncelerini dile getirmeye çalışıyoruz ve “İslamiyetin güzel yönü budur” diyoruz. Mevlevilik insana insanca yaklaşan tasavvufi bir yoldur diyoruz. İslamiyetin bir terör dini olmadığını bunun bir Müslümanları karalama kampanyası olduğunu söylüyoruz. Özellikle yurt dışındaki insanlar bunun farkına varıyorlar ve İslamafobinin yanlış bir düşünce olduğunu anlıyorlar. Bunu anlatmak için en güzel vesilelerden biri de Hz. Mevlana’nın semasıdır.” diye konuştu.

fatih-ozcakil--(4).jpg

“ALLAH’I HATIRLATAN MÜZİK MUBAHTIR”

Tasavvufta kullanılan müzik aletlerinin dönem dönem tartışmalara sebep olduğunu söyleyen Özçakıl, “Mevlana Hazretleri döneminde ney, rebab ve kudüm çalgı olarak kullanılmıştır.  Saz ve müzik ile alakalı olarak dönem dönem helal ve haram noktasında eleştiriler yapılmıştır. Bu konuda helal diyenler de olmuş, haram diyenler de olmuştur. Mevlevi’lerin ısrarla üstüne bastığı konu ise bir müzik size Cenab-ı Allah’ı hatırlatıyorsa o mubahtır ve helal olabilir. Ancak sizin nefsani duygularınızı harekete geçirecek bir müzik sunuyorsa ise o haramdır. Bunun bu şekilde ayırımını yapmak gerekiyor. Sema bu anlamda ehline helal olduğu gibi ehil olmayana da haramdır. Önceki yıllarda Mevlana’nın “vakti şerifler hayr ola”, “hayırlar feth, şerler def ola”, “niyazlar kabul ola” gibi temalar işlenmişti bu sene ise “birlik vakti” teması uygulandı. Malum son dönemlerde İslam dünyasına karşı çok büyük oyunlar oynanıyor. Sadece Türkiye’ye karşı değil tüm Müslümanlara karşı saldırgan bir politika uygulanıyor. Burada İslam âlemine birlik vaktinin geldiğinin mesajı verilmeliydi ki Hz. Mevlana’da “Biz ayırmaya değil birleştirmeye geldik” diyor. Birlik ve berberliğe daha fazla ihtiyacımız olduğu düşüncesiyle birlik vakti teması vurgulandı.” dedi.
İSMAİL KOÇ - YENİ HABER GAZETE

Etiketler :

HABERE YORUM KAT