1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. İşte Ahmet Davutoğlu'nu ihraç edilmesine götüren süreç
İşte Ahmet Davutoğlu'nu ihraç edilmesine götüren süreç

İşte Ahmet Davutoğlu'nu ihraç edilmesine götüren süreç

Yeni parti kurma haberleriyle gündemde yerini koruyan ve Başkan Erdoğan ile ilk ciddi kırılmaya 2014 yılındaki 17-25 Aralık operasyonlarında adı geçen dört bakana yönelik tutumları neden olan Ahmet Davutoğlu'nun AK Parti'den ihraç istemiyle disipline sevk edilme süreci nasıl oldu?

A+A-

AK Parti MYK'sında ihraç istemiyle disipline sevk edilen Ahmet Davutoğlu ile Erdoğan arasında ilk ciddi kırılma 2014 yılındaki 17-25 Aralık operasyonlarında adı geçen dört bakana yönelik Davutoğlu’nun tutumuyla başlamıştı.

AK Parti MYK'da Ahmet Davutoğlu, Selçuk Özdağ,Ayhan Sefer Üstün ve Abdullah Başçı'nın ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevkine oy birliğiyle karar verildi. Ahmet Davutoğlu'nu ihraca götüren süreç ise 2014 yılında 17-25 Aralık operasyonlarında adı geçen dört bakana yönelik tutumu Davutoğlu’nu Erdoğan’la karşı karşıya getirdi. Sonrasında 2015 yılında MKYK listeleri konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Davutoğlu ters düştü. 2016 yılında istifa eden Ahmet Davutoğlu son zamanlarda ise AK Parti’ye yönelik çok sert eleştirilerde bulundu.

İşte Davutoğlu'nu ihraca götüren o süreç;

Yüce Divan krizi

17-25 Aralık 2014 operasyonlarında adı geçen dört bakana yönelik tutumu Davutoğlu’nu Erdoğan’la karşı karşıya getirdi. Meclis Soruşturma ve bağlı Komisyonu’nun 22 Aralık 2014 günü yapacağı toplantıdan önce Davutoğlu’nun 4 eski bakan Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’a “Çıkın kamuoyuna Yüce Divan’da aklanmak istiyoruz” diye açıklama yapın şeklinde telkinde bulunduğu kulislere yansıdı. Ancak, Erdoğan bu talebe tepki gösterince Davutoğlu geri adım atmak zorunda kaldı.

Şeffaflık paketi

Davutoğlu’nun 14 Ocak 2015’te açıkladığı “Kamuda Şeffaflık Paketi” de yeni bir gerilimine neden oldu. Erdoğan daha sonra Davutoğlu ile üç saat süren bir görüşme yaptı ve tasarı rafa kalktı.

Hakan Fidan’ın adaylığı

Milli İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden oldu. Fidan'ın Davutoğlu ile istişare ederek 7 Haziran 2015 seçimleri için milletvekilliğine aday olmasına Cumhurbaşkanı Erdoğan karşı çıktı. “Ben bunu da açık sözlü olarak değerlendirmek isterim. Ben adaylığına olumlu bakmıyorum. Bunu Sayın Başbakan’a da söyledim. Adaylığını kabul etmek veya onu aday olarak göstermek, o Sayın Başbakan’ın takdiridir, ona da benim karışma yetkim yok, böyle bir hakkım da yok” dedi. Fidan, Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerinden bir süre sonra adaylığını geri çekti ve yeniden MİT'teki görevine döndü.

Dolmabahçe açıklaması

Çözüm süreci için kritik bir eşik oluşturan Dolmabahçe açıklaması da Davutoğlu ile Erdoğan’ı karşı karşıya getirdi. Erdoğan, açıklamayı 20 Mart 2015 günü şöyle eleştirdi: “Ben gazetelerde okuyorum. Böyle bir şeyden haberim yok. Bu olaya da ben olumlu bakmıyorum. Birilerini tatmin için bu işler yapılmaz. Bunun dışındaki süreç kendi çerçevesi içinde kalmalıdır.” Erdoğan, bu sözlerden bir süre sonra Dolmabahçe açıklamasını da doğru bulmadığını söyledi. 

Koalisyon tartışması

7 Haziran 2015’te yapılan seçimden AK Parti tek başına iktidar olarak çıkamayınca Davutoğlu, koalisyon arayışına girerken, Erdoğan buna sıcak bakmadı. Davutoğlu diğer partilerle koalisyon görüşmesi yürütürken, Erdoğan, “Son 20- 30 yıla bakınca en uzun süreli koalisyon üç buçuk sene sürmüş. Ondan önce 16 ay süren koalisyon bile var. Bunlardan ülkemiz için fayda bekliyorsak boşuna bekliyoruz” diye açıklama yaptı. Sonunda partiler arasında bir uzlaşma sağlanamadı ve yeniden seçime gidildi.

Başkanlık sistemi

Davutoğlu, Erdoğan’ın ısrarla talep ettiği başkanlık sistemi konusuna da mesafeli yaklaştı. 7 Haziran seçimleri sonrası ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Biz sistemin değişmesini isterdik, başkanlık sistemini gündeme getirdik. Ben de isterdim, beyannameye de koydum. Biz başkanlık sistemine geçmeyi tasavvur ettik ama halk bunu uygun görmedi. Verdiği oylarla bize bu yetkiyi vermedi. O zaman şimdi varolan sistemi işletmektir bizim sorumluluğumuz.”

Erdoğan ise Davutoğlu’nun aksine parlamenter sistemin fiili olarak rafa kalktığını ilan etti. 15 Ağustos 2015’te bunu şu sözlerle dile getiriyordu: “Cumhurbaşkanı elbette Anayasa’da sınırları çizilen yetkiler çerçevesinde ama doğrudan millete karşı sorumlu olarak görevini yürütmek durumundadır. Bu makamda kim oturursa otursun yapacağı budur. İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir.”

Kongre krizi

AK Parti’nin 12 Eylül 2015’te yapılan 5. Büyük Olağan Kongresi öncesinde de 50 asil ve 25 yedek üyeden oluşan Merkez Karar ve Yürütme Kurulu (MKYK) listesinin nasıl şekilleneceği konusunda Erdoğan ile Davutoğlu arasında anlaşmazlık yaşandı.

Davutoğlu hazırladığı listede ısrarcı olunca, Binali Yıldırım’ın genel başkanlığa aday olacağı yolunda haberler dolaşmaya başladı.

Yıldırım’ın adaylık için 900’e yakın delegeden imza aldığı da AK Parti kulislerinde konuşulmaya başlayınca Erdoğan ile Davutoğlu liste üzerinde ‘anlaşma’ya vardı. Yıldırım kongrede aday olmadı ve Davutoğlu oybirliğiyle tekrar genel başkan seçildi.

Bürokrat atamaları

Ekonomi üst yönetimi, valiler, emniyet müdürleri başta olmak üzere bürokrasideki kritik atamalarda sıkıntı oluşturdu. Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki anlaşmazlık nedeniyle asaleten uzun süre atamalar yapılamadığı için müsteşar, müsteşar yardımcıları ve genel müdürler başta olmak üzere pek çok bakanlıkta üst düzey görevler vekâleten yürütüldü.

Akademisyenlerin yargılanması

Davutoğlu ile Erdoğan arasında kırılma noktası olan bir diğer konuda imzaladıkları bir bildiri ile PKK’ya yönelik operasyonları 'biz bu suça ortak olmayacağız' diye eleştiren akademisyenlerin tutuklu yargılanmalarıyla ilgiliydi. Davutoğlu, 29 Mart 2016 tarihinde yaptığı açıklamada akademisyenlerin tutuksuz yargılanmasından yana olduğunu söyledi. Erdoğan ise, “Bakıyorsunuz son zamanlarda, ‘akademisyen olduğuna göre tutuksuz yargılansın’ deniyor. Ne demek, suçluysa, eğer yargı buna hükmettiyse o da tutuklu yargılanacak. Akademisyen görünümlü destekçi, gazeteci kimlikli casus, siyasetçi kılıklı eylemci, memur ünvanlı milis olarak, terör örgütünün emrine girenlerin elinde silahı, bombası olan teröristlerden hiçbir farkı yoktur. Yine kuzu postuna bürünmüş sırtlanlar da terör örgütü mensuplarıyla aynı amaca hizmet ediyorlar. Bu konuda da milletçe dikkatli olmalıyız” diyerek Davutoğlu’nu eleştirdi.

Çözüm süreci

Davutoğlu’nu 3 Nisan 2016’da çözüm sürecine ilişkin yaptığı şu açıklama da Erdoğan’la arasında kırılmaya neden olmuştu. Davutoğlu “Halkın çözüm sürecinden beklediği şey, silahların tümüyle terk edilmesi. Böyle bir şey olursa, 2013 Mayıs’ına dönülürse, o zamanki gibi PKK tüm silahlı unsurları Türkiye dışına çıkarıp ülke içinde tek bir silahlı unsur kalmazsa, her şey konuşulabilir” derken Erdoğan bir gün sonra şunları söyledi:

“Terör örgütünü temsil edenler bazen çözüm, müzakere, görüşme gibi laflar ediyorlar. Ortada çözülecek de görüşülecek de bir konu yoktur. Bu böyle bilinsin.”

Vatandaşlıktan atma tartışması

Erdoğan, 5 Nisan 2016’da “Terör örgütünün yandaşlarını vatandaşlıktan çıkarmak dahil tüm önlemleri almak durumundayız” diyerek Meclis’i göreve çağırınca yeni bir tartışma başladı. Erdoğan’ın HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin tartışmalar sürerken yaptığı bu açıklamayla ilgili soruları Davutoğlu, “Şu anda hükümet olarak böyle bir çalışma gündemimizde yok” diye yanıtladı.

Obama ile görüşme talebi

Davutoğlu’nun 2016 Mayıs ayı içerisinde ABD’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirme planı ve Başkan Barack Obama’dan randevu istemesi de Erdoğan’ın tepkisini çekti.

Yetkilerin geri alınması

Bir diğer kırılma noktası ise AK Parti MKYK’sının teşkilâtları atama yetkisini geri almasıyla oldu. Bazı MKYK üyeleri bir süredir içlerinden birinin ifadesiyle “Teşkilâtların genleriyle oynanmasından” rahatsızdı. Bu rahatsızlık teşkilâtlara atama yapma yetkisinin Genel Başkan ve teşkilâtlanmadan sorumlu genel başkan yardımcısından, MKYK’ya devredilmesiyle sonuçlandı. 50 kişilik MKYK üyelerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın olduğu belirtilen 47’si parti bu amaçla yazılmış bir dilekçeyi Genel Başkan'dan habersiz olarak imzaladı.

Davutoğlu’nun manifestosu

Ahmet Davutoğlu, 2019 Nisan ayında Erdoğan’a karşı manifesto niteliğinde 15 sayfalık bir metin yayımladı. Davutoğlu manifestoda, Erdoğan’ın konumunu eleştirdi, muhaliflerin tutuklanmasına, YSK’nın KHK ile ihraç edilen seçim galiplerine mazbata vermemesine tepki gösterdi.

Kayyım atanması

HDP’li Diyarbakır, Van ve Mardin belediye başkanlarının İçişleri Bakanlığı tarafından görevlerinden alınarak yerlerine kayyım atanmasına Davutoğlu tepki gösterdi. Erdoğan ise, görevden alınmaları doğru bulduğunu ifade etti.

MHP ile yapılan İttifak

Davutoğlu’nun Yenikapı'da kılınan toplu teravih namazını doğru bulmadığını açıklaması, AK Parti’nin MHP ile yaptığı ‘Cumhur İttifakı’nın hatalı olduğunu belirtmesi, il başkanlarının görevden alınması eleştirmesi, ekonomi yönetimini eleştirmesi, cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığı görevlerinin bir arada yürütülmesini doğru bulmadığını ifade etmesi, İstanbul seçimlerindeki tutumu Erdoğan’ın tepkisini çekti.

Kaynak :Yeni Akit

HABERE YORUM KAT