1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. Küresel veri paradoksu
Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

Küresel veri paradoksu

A+A-

Ekonomilerdeki gelişmelerin seyrindeki zikzakların, normalleşme trendi olarak kabul edildiği dönemden geçiyoruz. Ülke ekonomilerinin durumları hakkında bir nevi ayna görevini yerine getiren göstergelere daha çabuk ulaşılması, gelecekle ilgili daha yeterli ve sağlıklı yorumlar yapılmasına olanak verirken, diğer yandan istatistik bilimin gelişmesi, ekonometrik modellerin analizlerde daha sık kullanılarak çıkarımlarda bulunulması, ülkelerin talep ve arz şoklarına karşı zayıf ekonomik durumdayken yakalanması olasılığını azaltmaktadır. Verilerin hızlıca ve kısa sürede elde edilmesi bu gibi olumlu sonuçlar ortaya çıkarırken, ekonomiye dair göstergelerin sayısının oldukça fazlalaşması, bilgi bütünlüğüne bağlı yorumların kapsamının dağınıklık arz etmesi sonucunu da ortaya çıkarmaktadır. Bu olgu günümüzde sadece gelişmekte ülkelerin değil, gelişmiş ülkelerinin de temel sorunlarının başında gelmektedir. Çünkü aynı konuyu açıklamaya yönelik benzer ekonomik veriler, bakış açısına göre olumlu veya olumsuz nitelikte farklı anlamlar içerecek şekilde yorumlanabilmektedir. Ekonominin bir çok alanında buna benzer yaklaşımların kamuoyuna servis edilmesi sonucu değil herhangi bir ülke ekonomisi hakkında, örneğin dış ticaret gibi belli bir alanıyla ilgili bile tam ve sağlam bilgilere dayanılarak yorum yapıldığından emin olunması konusunda şüpheleri giderememektedir.

          Verilerin ekonominin durumunu doğru olarak yansıtması önemli, ancak bir o kadar da mümkün olduğunca hızlı ve cari döneme en yakın zamanı içermesi de gereklidir. Çünkü zamanında çok sonra açıklanan veya iki üç yıl öncesine dair makro ekonomi rakamlarının yerli ve yabancı işadamları ile yatırımcılar için öncü bilgi fonksiyonu ifade ederek yol gösterici özellik taşıması mümkün değildir. Böyle bir gelişmenin yerleşik hal alması, firmaların ve girişimcilerin önlerini net olarak göremedikleri için reel üretim amaçlı yatırım yapma isteklerinin azalmasına yol açarak, ekonomilerin öncelikle küçülmesi, sonrasında ise sırasıyla resesyon, durgunluk, stagflasyon hatta slumpflasyona yakalanmaları gerçeğiyle yüzleştirmektedir. Buna bağlı olarak siyasi istikrarsızlık ve toplumsal sorunların ülkeleri kapsaması, artık olağan bir beklentidir.

          Genel hatlarıyla anlatılan verilerle ilgili olarak küresel ölçekte FED, ECB yetkililerinin açıklamaları, iyi birer örnek oluşturmaktadır. Bu satırları dikkatli takip edenler FED’in bir çok veri setinin olduğunu ve onlarca çeşitli yorumlar yapıldığını görmüşlerdir. En dikkat çekici olarak ise faiz oranlarının artırılması uygulamasına geçilip geçilmemesiyle ilgili olanıdır. Faiz oranlarının değiştirilmesi veya değiştirilmemesi kararı verildikten hemen sonra, başkan Yellen’in açıklamalarının üzerine diğer FED başkanları tarafından lehte veya aleyhte farklı görüşler ortaya atılarak, global arenaya servis edilmektedir. Bu görüşler hemen hemen tüm ülkelerde etkiler meydana getirmekte ve de görüşler sürekli yapılmaya devam ettiği için, etkileşimlerde bu duruma bağlı olarak domino etkisi gibi ekonomileri sarmalamaktadır. Farklı, değişken, süreklilik gösteren verilerin küresel ticaret hacmi ölçeğinde önemli bir yer işgal eden ABD, Eurozone, Japonya, Çin gibi ülkeler olması, dünyanın geri kalan diğer ekonomilerini kolayca etkisi altına alabilmektedir. Söz konusu veri ve farklı görüşlerin belirtilmesi, başta bilgi işlem teknolojisi olmak üzere istatistik ve ekonometri modellerinin gelişmesinin devam edeceği göz önüne alındığında, bu etkilenmelerden her ülke gibi ülkemizin de kaçınmasının olanağı yoktur. O halde Türkiye olarak yapmamız gereken yapısal ekonomik reformları bir an önce tamamlayarak ekonomimizi sağlam temeller üzerinde inşa edip, bunları siyasi, hukuki ve toplumsal barışı tesis edecek şekilde demokrasi hamuruyla yoğurmayı başarmaktır. Aksi takdirde içsel ve dışsal bazda açıklanan ekonomik veriler karşısında pozisyon almaya çalışmaktan, her alanda kaos ortamına sürüklenmekten kurtulamayız. Kaybeden sen, ben değil, ayırt etmeden seksen milyonuyla, maalesef tüm Türkiye olur.

          Soru: Merkez Bankası’nın döviz satışı yerli para arzını artırır mı? Neden?...

          Sözün Gözü: Alçak olma, alçak gönüllü ol.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT