1. YAZARLAR

  2. Murat Güçlü

  3. Lozan-Musul-Halep ve Başkanlık Sistemi
Murat Güçlü

Murat Güçlü

Yazarın Tüm Yazıları >

Lozan-Musul-Halep ve Başkanlık Sistemi

A+A-

Yeni bir dünya savaşının ortasındayız. Önce ülkeleri içten parçalama, etnik ve mezhebi ayrılıkları körükleme, kaos oluşturma üzerinden başlayan ve vekalet savaşları olarak yürütülen Dünya Savaşı artık açıktan müdahalelerle sürdürülüyor. Artık büyük güçler vekillerini bile bir kenara bırakarak kendileri savaş alanına girmiş vaziyette. Uluslararası haber ve yorumlarda 2. Dünya savaşından beri ilk kez ABD ve Rusya gibi büyük askeri güçlerin birbirleriyle savaş risklerinin bu kadar yüksek ihtimal olduğu yazılmakta.

Sürekli olarak gündeme getirdiğim bir husus var, o da Türkiye için yolun sonuna gelindiği tezi. Türkiye’nin mevcut hali ile gelecek yüzyılda varlığını sürdürmesi çok zor gözüküyor. Yeni paylaşım planları, yeni haritalar, bölgenin enerji kaynakları ve enerji nakil hatları, nüfus yapıları, terör adı altında yürütülen vekalet savaşları bölgemizi ateş topuna çevirmiş halde. Hedeflenen yeni dünya düzeninde bölgemizde büyük devletlere, hatta büyücek devletlere bile yer yok. Şehir devletleri mesabesinde küçük siyasi yapılar oluşturulmak isteniyor. Bunun için de bölgenin tüm açık yaraları kaşınıyor. Bölgenin etnik ve mezhep farklılıkları savaş sebebi haline getiriliyor. Türkiye bu düzen için çok büyük bir ülke. Bu ülkenin küçültülmesi, parçalanması gerekiyor. Türkiye’nin bir önemi de bölgenin paylaşılabilmesi için yahut bölgenin yeni düzene göre dizayn edilebilmesi Türkiye’nin mevcut büyüklüğü ile mümkün değil, mümkün olsa bile maliyeti son derece yüksek. Bu sebeple ülkemizin bölgesel gücünün kırılması gerekiyor. Türkiye ise ayakta kalmak ve varlığını devam ettirebilmek için resmi sınırlarının ötesine geçmek zorunda. Savunma hattını ileriye kurmak, savaşı resmi sınırlarının ötesinde karşılamak zorunda.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın son haftalarda verdiği mesajlar ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Fırat Kalkanı Operasyonu göz önüne alındığında Türk Devlet aklının tehlikenin farkında olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanı durduk yere niye Lozan’da topraklarımızın beşte bire düşürüldüğünü beyan etme zarureti duydu. Tüm varlık sebebi Erdoğan düşmanlığı olanlara sözümüz yok. Lozan tartışması Türkiye’nin meydan okumasıdır. Resmi sınırlarını kabul etmediğinin, bölgede hak sahibi olduğunun dünyaya deklare edilmesidir. Misak-ı Milli sınırlarımızın ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye öyle ya da böyle en azından Misak-ı Milli sınırları içinde olan Halep, Musul, Erbil, Kerkük üzerinde garantörlük hakkını kullanmalı bu bölgelerin demografik yapısının değiştirilerek Türkiye’yi tehdit etmesine izin vermemelidir. Fırat Kalkanı ile başlayan harekat Türkiye’nin kuşatılmasına karşı yarma harekatıdır. Bunun Musul’a uzanması bizim için hayati önemdedir.

Barzani ve Arap aşiretlerinin Türkiye’yi Musul’a daveti bu ülkenin ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir. Türkiye bir varoluş mücadelesi verirken milli ve yerli mevzilerini tahkim etmek zorundadır. Fetö ve benzeri yapılanmalarla mücadelenin temeli yerli ve milli kadroların ülkenin kurumlarını yönetmelerine imkan sağlanması üzerine kurulmalıdır.

Sayın Bahçeli’nin durduk yere Başkanlık Sistemine yeşil ışık yakması ülkenin ve dünyanın içinden geçtiği olağanüstü halde devletin milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması amacıyla milli unsurların devlet sistemini ellerinde tutmalarına imkan sağlamak içindir. Bu çalkantılı dönemde birincil önceliğimiz devlet yönetiminde çok başlılığa izin vermemek, ülkeyi yönetilemez hale getirmemektir. Bundan dolayı acilen Başkanlık Sistemin geçilerek önümüzdeki yakın gelecekte Türkiye’nin yönetilme problemini ortadan kaldırmamız gerekir. Sayın Bahçeli bunu görmüş ve milli bir duruş sergileyerek Başkanlık sisteminin önünü açmıştır. Bu olağanüstü dönemde Türkiye’nin başında “kim olduğundan” önce Türkiye’nin başında “birinin olabilmesi” hayati önemi haiz hale gelmiştir. Başkanlık sistemi bunu sağlayacaktır. Bunun yanında bir de Erdoğan gibi güçlü, dirayetli ve kamuoyu desteği yüksek bir lider olduğunda bu sürecin Türkiye için krizlerden çok fırsatlar yaratacağı ihtimaldir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT