Doç. Dr. Ömer Akdağ

Doç. Dr. Ömer Akdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

Müstemleke

A+A-

28 Mart 2016 günlü televizyonların akşam kuşağı haberlerine göre; Amerika’da bulunan Türk Dışişleri Bakanıyla ABD Dışişleri bakanı müşterek basın açıklaması yapıyorlar.

Önce ABD’li bakan açıklama yapıyor.

Tabii İngilizce yapıyor Amerikalı bakan açıklamasını.

Haber kanalı Türkiye’ye yayın yaptığından dolayı simültane tercüme yapılıyor.

Amerikalı bakan kendi lisanıyla (İngilizce) açıklamasını yaptıktan ve simültane tercümeyle bizler de haberdar olduktan sonra sıra Türk dışişlerine geliyor.

Türk dışişleri bakanı açıklamasına başlıyor. Türk dışişleri bakanı irticali konuşuyor. Yani metin okumuyor.

Amerikalı kendi lisanından (İngilizce) yaptığına göre Türk dışişleri bakanının da Türkçe açıklamasını bekliyorsunuz değil mi?

Türk dışişleri bakanı açıklamasını Amerikalının lisanından yapıyor. Yani İngilizce….

Metinden yapmıyor açıklamayı sayın bakan.. İrticali olarak yapıyor…

Simultane tercüme yapan görevli devam ediyor tercüme etmeye.

Türk dışişleri bakanı Türkçe değil İngilizce açıklamayı yapıyor ve biz Türkler de simültane mütercim vasıtasıyla kendi bakanımızı anlamaya çalışıyoruz.

Aynı saatlerde adalet bakanımız ankara'dan bar bar bağırıyor;

“Biz müstemleke ülkesi değiliz !”

Tamam, müstemleke ülkesi değiliz, haklısınız. Konsolosların mahkeme salonlarımızda bulunarak adeta ülkemizi müstemleke görüntüsünü vermesine tepki gösteriyoruz.

Herkes haddini bilmesini gerekir.

Buraya kadar tamam ama;

Elin oğlu kendi lisanını kullanırken siz niye kendi dilinizi kullanmaktan gocunuyorsunuz?

Osmanlının son dönemlerinde başlamış ve cumhuriyet ilk dönemlerinde ayyuka çıkmış olan bu aşağılık duygusu benim kanıma dokunuyor.

Sizin kanınıza dokunmuyor mu?

 

 

 

ELEN

Bir hatıra nakledeceğim. Bu hatıra Osmanlı düşmanlarına ve Yunan dostlarına ithaf edilir:

Bu hatıranın sahibi bir Yunanlı subay. Balkan muharebeleri sırasında yaşanıyor bu gelişmeler.

Yunanlı subayın mektubundan kısa bir satır;

"Her gece sekiz on Türk-Osmanlı kızını ağlata ağlata soymak, oynatmak, bir zaman tehditle, işkenceler ile onları meyus ettikten sonra müstehzi gülüşlerimizle rakslarını alkışlamak, Helen oğullarına ne kadar neşeli bir zafer gururu bahşediyor".....

Dikkat ettiniz mi;

"Helen oğlulları" diyor.

Bir zamanlar bu ülkede Yunan edebiyatı yapıldı yıllarca.

1940'lı yıllarda Elen reklamı yapıldı.

UYAN MÜSLÜMAN TÜRK UYAN....

Yunan dostluğu için şiir yazanı ve şiir yazana şefaat etmek istiyenleri tanı.

"HASTA"

9 Ocak 1853....

Petersburg'da bir müsamere....

Salon tıklım tıklım dolu.

Bir ara Rus Çarı I. Nikola ingiliz elçisi Sir Hamilton Seymur'u bir kenara çekerek;

"Kollarımız arasında ağırca hasta bir adam var. Mirasını şimdiden paylaşmalıyız".

İşte bu tarihten sonra "hasta adam" lafı bazı çevrelerin dillerinde "destan" oldu.

Hadi diyelim Rus, rusluğunu yapıyor.

İngiliz cibilliyetinin gereğini yapıyor.

Peki bizim çakallara ne oluyor?

Şehit çocuğunun ızdırabını duymadıkça, şehit babasının hicranını hissetmedikce, şehit anasının gözyaşını fark etmedikce adam olamayız.

Merhamet ve şefkat imanın bir göstergesidir.

Yabancı dil konuşmaya heves eden devlet adamlarımızın özentisini anlatamadık gittik. Siz bağırmaya devam eden müstemleke değiliz diye.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT