1. YAZARLAR

  2. Said Bulut

  3. ORTADOĞU BUMERANG CEHENNEMİ 4
Said Bulut

Said Bulut

Yazarın Tüm Yazıları >

ORTADOĞU BUMERANG CEHENNEMİ 4

A+A-

Arap  Baharı,  halkların özgürlük, kendi devletlerinin kendi iradeleriyle yönetebilme,  zulümlerden  bıkma,  diktatörlere  karşı  biriken  öfkenin sonucundan dolayı çıkan halk hareketleridir.  Bu sürecin dini, siyasi, sosyal, ekonomik yanları bulunmaktadır. Arap Baharı sürecinin  tek yönlü bir tarafı olmadığı gibi bir çok değişik yönleri vardır. İlk özgürlük ateşi, ilk isyan hareketi  Tunus’ta ortaya çıktı. Seyyar satıcı Muhammed Buazzinin kendini yakmasıyla son sınırına gelen Tunus halkı  artık despotik yönetime karşı kıyama kalktı. Batılı ve Emperyalist güçler  bu olayın sadece  küçük bir isyan olayından ibaret olduğunu sandı. Bu olayların domino taşı gibi yayılacağını öngöremediler.  Tunus’ta başladı  tüm Ortadoğu’ya  yayılmaya başladı. Tunus’ta başladı, Mısır’a yayıldı, Libya’ya yayıldı, Fas, Yemen, Suriye ve tüm despotik liderlerin bulunduğu ülkeleri sardı. Tunus’taki  diktatör Zeynel Bin Ali yıkıldı. Libya’da Kaddafi yıkıldı. Yemen’de Ali Abdullah Salihi yıkıldı. Mısır’da  Hüsnü Mübarek yıkıldı.  Sıra yavaş yavaş öbür diktatörlere geliyordu. Buradaki olay aslında bu halk kitlelerinin kendi ülkelerinin yönetimlerinin  ve  ülke politikalarının milli ve İslami olması amacıyla yapılan halk gösterileriydi. En büyük amaç bu. Bu süreçte yıkılan diktatörler artık öbür diktatörlerinde sonunun geldiğini gösteriyordu. Yani dış güçlerin, Emperyalistlerin, Neoconların  maşalarının sonu demekti. Artık bu coğrafyada istediği gibi yönlendireceği bir maşanın kalmaması demektir. Çünkü yıkılan rejimlerin  ardından  o ülke yönetimlerine hep İslamcılar iktidara geldi.Tunus’ta  NAHDA, Libya’da Müslüman Kardeşler ekolüne benzeyen bir yönetim, Mısır’da  Müslüman Kardeşler,  Yemen’de  Müslüman Kardeşlerle ilişkisi olan  bir yönetim,  Fas’da geçiş ile ilgili olan bir yönetim olan AK Partinin  iktidara gelmesi. Yani Kral aynı ama kendi yetkilerini kısıtlayarak hükümete devreden Fas’ta ki Kral Muhammed, seçimlere gitti ve İslamcı AK Parti iktidara geldi. İşte bu halk  hareketi  İslamcı partilerin yanında bir tavır sergilediği için, seçimlerde milli iradenin İslamcılardan yana olması Emperyalistleri rahatsız etti.  İşte tam burada karşı devrim başladı. İlk önce Mısır’da Körfez ülkeleri, Amerika ve İsrail’in desteğiyle  darbe yapan Sisi, Müslüman Kardeşler yönetimini  sindirdi. Cumhurbaşkanı  Mursi tutuklandı.  Karşı devrimi başlatan Sisi’nin akabinde Libya’da Hafter darbe girişiminde bulundu. Bu darbe girişiminin arkasında tamamen Körfez ülkeleri ve Sisi bulunmaktadır. Yemen’de Husiler  darbe yaptı. Husilerin arkasında da İran, Amerika ve Ali Abdullah Salihi bulunmaktadır. Tunus’ta Körfez ülkelerinin desteklediği  Laik ve Sol parti Nida partisi seçimlerde aldığı güçlü ekonomik yardımla seçimlerden birinci çıkarak iktidarı ve cumhurbaşkanlığını ele geçirdi. İşte karşı devrimi despotik yönetimlerden oluşan Körfez ülkeleri, Amerika, İsrail, Batı ve Emperyalist güçler başlattı. Maalesef bu karşı devrim bir nevi başarılı oldu. İşte bu Arap Baharı sürecinde Suriye’yi özel  olarak ele alalım. Suriye Osmanlıdan  ayrıldığından beri bir türlü istikrar bulamadı. Sözde Fransa’ya karşı kazandığı bağımsızlığından sonra bir türlü istikrarlı yönetimi bulamadı. Bu istikrarsızlık, siyasilerin kendi aralarında çekişmesi, devlet boşluğu ve tüm buna benzer istikrarsızlıklar  1970 yılında Hafız Esed’e Suriye’de darbe yapmasının önünü açtı. Suriye’nin üzerine yarım asra yakın kabus olan Esed dönemi başladı. Esed rejimi halkın üzerine baskı, işkence,  katliam, sürgün ve halkı sindirme adına her  türlü vahşeti gerçekleştirdi. 1981 Halep  katliamı, 1982 Hama katliamı ve onlarca buna benzer katliamlar. Hapishanelerde yapılan sistematik işkenceler. Baba deccal Esed halkını bu vahşi yöntemlerle 2000 yılına kadar yönetti. Baba Esed geberip, Beşar Esed  Suriye’nin başına geçtikten sonra halkı reform sözleriyle oyaladı. 2011 yılında başlayan Arap Baharı sürecinde gün bugündür diyen Suriye halkı Esed deccaline  karşı isyan etti. İlk zamanlarda şiddetsiz gösterilere karşı Esed  rejimi katliamlarla karşılık verdi. Şiddetsiz gösterilere  hep katliamlarla karşılık veren  Esed rejimine karşı Suriye halkı  artık silahlanmaya başladı. Artık Suriye devrimi silahlı döneme girdi. Bu dönemde muhalifler dediğimiz Özgür Suriye Ordusu, Ceyşul İslam, İslami  Cephe, Ahraru Şam ve diğer muhalif örgütler  2011’den 2013 senesine kadar  Suriye’de güçlü ilerlemeler kaydederek Suriye’nin çoğunluğunu ele geçirdi. Tam devrim oluyor derken  Hizbuldeccal Humus’un  Kusayr bölgesinden girerek muhalifleri zayıflattı. İran Devrim Muhafızları, Pasdaran kuvvetleri, Şii Mehdi Tugayları, Şii Bedr Tugayları, Hizbuldeccal, Asaib El Hak, Afrika ve Afganistan’dan getirilen Şii milisler  ve daha onlarca Şii örgütler İran önderliğinde Esed rejimini korudu. Suriye’nin kuzeyinden giren DEAŞ’da  muhalifleri zayıflatarak devrimi sabote etti. Bütün bu engellemelere rağmen devrimi bitirilmediğini gören Rusya artık direk kendisi girerek devrimi yok edip Suriye’de menfaatine uygun bir  siyasi durumun ortaya çıkmasını amaçlıyor. İşte tam burada Bayırbucak  Türkmen bölgesine, Suriyeli  muhaliflerin bulunduğu Halep, İdlip, Şam kırsalı ve diğer bölgelere vahşi saldırılarda bulunuyor. Muhaliflere ve sivil insanlara saldıran Rusya’nın asıl hedefi  muhaliflere destek veren ülkelerdir. Buna  paralel olarak yürütülen Viyana görüşmelerinde,  Suriye’deki denklemin tarafları 6  aylık geçiş hükümetine ve bu sürecin sonunda yani 18 ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Esed’in aday olmayıp görevi  bırakacağı üzerine anlaştılar. İşte Suriye denkleminde Batılı ülkeler DEAŞ’ı bahane ederek Akdeniz’e askeri olarak yığınaklar yapıyor. Zaten tüm ülkeler DEAŞ’ı bahane ederek Suriye’deki denklemin içine girdi. Bu denklemde ya siyasi bir barış sonucu ortaya çıkar ya da 3.dünya savaşı başlar. Peki  burada Türkiye’nin konumu ne?

 

2 haftadır Türkiye’nin Rus uçağının düşürülmesi konuşuluyor. Kesinlikle bu uçağın düşürüleceğini daha doğrusu düşürtmek adına her şeyi yapan Rusya, önceden planlanmış bir şekilde Türkiye’ye karşı bir psikolojik savaş  yürütüyor. Ta Rusya’dan kalkıp geliyor, Müslüman kardeşlerini, Osmanlı emaneti kardeşlerini bombalıyor, hiçbir şey olmuyor; ama Türkiye’nin sınırını ihlal et bunun sonucunda senin uçağını düşürsünler. Sonra  bas bas bağır. Hırsız yavuz dediğimiz bu. Bu süreçte  Rusya kaybeder. Zaten petrol gelirleri tam 300 milyar dolar düşen Rusya, üstüne gelip Türkiye’ye yaptırımlar uygulayacak. Ne oldu Azerbaycan, Arap kardeşlerimiz bizim yanımızda durup ekonomik olarak sıkıntı yaşamamamız için bize destek  oldular. Doğal gazı kesseniz bu doğal gazı ya Katar’dan  alacağız, ya da Azerbaycan’dan alacağız. Rusya  Tırların  geçişine izin vermedi ama Türkiye’nin ticari tırları Azerbaycan, Türkmenistan hattından  geçecek. Sebze ve meyveleri almayacakmış Rusya,   Suudi Arabistan ve Katar bizden sebze ve meyveleri satın alıp Afrika’ya bağışlayacaklarını açıkladı. Her türlü Rusya kaybeder bu süreçte. Rusya bu gidişle 2016 yılında çetin bir ekonomik krize girecek. Gelelim Türkiye’nin ne yapacağına?

 

1=) Türkiye artık Müslüman kardeşlerine yapılan zulümlere  seyirci kalamaz. İran Suriye’ye girdi Türkiye seyirci kaldı. Esed her türlü katliamı yaptı Türkiye seyirci kaldı. Rusya  Bayırbucak Türkmen bölgesine saldırıyor, Türkiye yine seyirci kalıyor. Rusya sivil insanlara vuruyor yine seyirci kaldı. PYD yani Suriye  PKK’sı Suriye’de güçlendi Türkiye yine seyirci kaldı. Kimyasal silah saldırısı oldu Türkiye yine seyirci kaldı. Uçağı düşürüldü, pilotlarımız şehit oldu, Reyhanlı katliamını Esed yaptı Türkiye yine seyirci kaldı. Türkiye’ye bombalar düştü Türkiye yine seyirci kaldı. Burada seyirci kaldı demem yanlış anlaşılmasın. Türkiye muhaliflere siyasi ve askeri olarak en çok destek veren ülkedir. Türkiye mazlumlara kapısını  açan  Ensar bir ülkedir. Burada demek istediğim şey şu: Türkiye direk askeri olarak Suriye’ye müdahale etmezse Suriye bölünür, bir yerden sonra muhalifler yok olur. Baas yok olmadığı gibi devlette güçlü bir konumda olur. Bu rejim yıkılmaz. PKK’nin kuracağı sözde Kürt devleti kurulur. Demografik olarak Suriye’de Sünniler zayıflar İran’ın getireceği Şiilerle Suriye’de  Şiiler güçlenir. DEAŞ gider rejim oralara gelir. Bu dediklerim komplo teorisi değil, olacak şeyler. Bakın Suriye PKK’sı  Amerika, Batı, İran, Rusya ( Buradan da anlaşılacağı gibi PKK fahişe bir örgüttür.) desteğiyle Türkiye’nin kırmızı  çizgisi olan Azez ve Cerablus’a  doğru ilerliyor. Aslında Türkiye’nin kırmızı çizgisi tüm Suriye olmalıdır. Türkiye bugün direk hamle yapmazsa, askeri olarak müdahale etmezse masada zayıf kalacağı gibi sıra Türkiye’nin hassas bölgelerine gelir. Sınırımızın içinde olmadığı için müdahale etmediğimiz kardeş ülkelere, gün gelir müdahale etmediğimiz için hayıflanır ve kendi iç sınırımızdaki hassas bölgeleri dizginleyemeyiz. Türkiye kesinlikle tüm bu olan şeylerden sonra askeri bir hamlede bulunmalı. Korkmamalıyız. Türkiye köklü ve güçlü bir devlettir.

2=) Artık Suriye’de savaşın son merhalesine girdik. Eğer Türkiye masada güçlü olmak istiyorsa mecburen askeri bir hamlede bulunmalıdır.    

 

3-) Türkiye'nin Musul'a 1200 asker göndermesi çok önemli bir olaydır. Orada ki yerel güçlerle beraber askeri bir hamle yapması Rusya ve İran'a çok önemli bir mesaj verir. Aslında Türkiye şunu dedi: Burada artık bende varım. Irak hükümeti ve Şii liderlerin her türlü tepkisine rağmen kararlı duran Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamayı yaptı:

 

Askerimizi çekmek gibi bir şey söz konusu olamaz. Oradaki eğitim verme sürecini kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Bizim oradaki eğitim veren subaylarımızın, askerimizin korumasına yönelik ayrıca bir takviye yapıldı. Açıklanan rakamlar da uçuktur bunu da bilmenizi isterim" diye konuştu.

 

4-) Erdoğan'ın Katar Emiri El Sani ile görüşmesi Ortadoğu'da önemli bir ittifakın göstergesiydi. Davutoğlu'nun Azerbaycan  cumhurbaşkanı Aliyevle görüşmesi ve her alanda iş birliği yapılması Ortadoğu'da ki dengeleri değiştirecek. Barzani'nin Türkiye ziyareti artık Türkiye'nin Kuzey Irak'a güçlü bir şekilde tahakküm etmesi anlamına geliyor.

 

5-) Türkiye'nin yer aldığı ittifak: Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Fas, Pakistan, Azerbaycan, Kuzey Irak ve diğer yerel unsurlar.(Aşiretler, Suriyeli muhalifler vb...)

 

Selametle kalın   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT