1. YAZARLAR

  2. Said Bulut

  3. ORTADOĞU’DA YÜKSELEN GÜÇ: TÜRKİYE
Said Bulut

Said Bulut

Yazarın Tüm Yazıları >

ORTADOĞU’DA YÜKSELEN GÜÇ: TÜRKİYE

A+A-

Türkiye'nin   geçmişten  beri  yürüttüğü  dış  politika, her  zaman  birilerinin  kuklası  olma, Amerika, İsrail'in  güdümünde  olma  şeklinde  süre geldi. Bu  politik  anlayış  Türkiye  Cumhuriyeti  ilan  edildiğinde  başladı. Türkiye,  Avrupa, İngilizlerin  lafıyla  altın  topraklar  olan  Kuzey  Irak'ı  göstere  göstere  İngilizlere  teslim  etti. Halep,  Şam'ı  Fransızlara  bıraktı. 12  adaları   Yunanlılara  altın  tepside  verdi. Aslında  bu  bir  eziklik  göstergesi, Avrupa'dan  ha bire  çekinme,  sözünü  dinleme  anlayışıydı. Bu anlayış Menderes  iktidara  geldiğinde de  sürdü. Menderes  hep  Amerika  politikalarıyla  hareket  etti. 27  Mayıs  darbesini  yapanda  Amerika  politikalarını  güdüyordu; Darbeye  maruz  kalanda  aynı  şekilde   Amerika  güdümündeydi. Bu  Amerika, Avrupa  eksenli  politikalar  değişmedi. Sağ  anlayışlı  bir  partide  iktidara  gelse  aynı  hesap,  sol  anlayışlı  bir  partide  iktidara  gelse  aynı  hesap. Bu  sadece  Kıbrıs  Harekatında  kırıldı. Kimseyi  dinlemeden  Kıbrıs'a  çıkarma  yaptık. Bu  çıkarmanın  iç  yüzüne  bakınca  kesinlikle  böyle  bir  askeri  hareket  Erbakan  hoca  sayesinde  olmuştur. Erbakan  hocanın  ısrarlı  tavrı  sonucunda  böyle  bir  hareket  gerçekleşmiş; Öbür  hükümet   ortağı  Ecevit  böyle  bir  çıkarmaya  tamamen  karşı  bir  tavır  sergilemiştir. Hatta  Erbakan  hoca  tüm  Kıbrıs'ı  almak  isterken, Ecevit  yüzünden  bu  gerçekleşmemiştir.

Bu  dış  politika  anlayışı   Özal  dönemine  kadar  sürdü. Özal  dönemi de  tam  manasıyla  dış politika  olarak   Amerika  ve  Avrupa  eksenli  politikalardan  kurtulamadı. Ama  Kuzey  Irak'ın  Türkiye  ile   birleşmesi  adına  atılan  adımlar, Amerika'ya  inat  Kürt  sorununu  çözme konusunda  adım  atması; bu  gelişmeler  dış  politika  olarak  Amerika'nın  güdümünden  çıkmasına yol açıp, Özal'ın da  şehit  olmasına  sebep  oldu. Refah  Yol  hükümeti  hariç,  Özal'dan  sonra  tam  İsrail  güdümlü  bir  dış  politika  izleyen Türkiye, 28  Şubat  generalleri, Anasol D  hükümeti  ve  Demirel  ile  beraber  İsrail'e  bağlılık   en  üst  dereceye  yükseldi. Refah  Yol  hükümeti  dış  politikasına  biraz  değinirsek,  o  döneme  kadar   en  özgün, en  bağımsız  dış  politikayı  bu  hükümet  gerçekleştirdi. Erbakan  Hoca  ilk  defa  Türkiye  tarihinde  bir  tez  gerçekleştirerek  İslam  Birliği  fikrini, bir  Başbakan  olarak  savundu. Bunun  adına  önemli  İslam  ülkelerine  Başbakanken  ziyaretlerde  bulundu. En  sıkıntılı, kaoslu,  kendisine  karşı  kuduz  itler  gibi  saldıran  askeriye, sendikalar, iş  adamları  ve  medya  bulunmasına  rağmen  ve  28  Şubat  sürecinin  yaşandığı  bir  ortamda  D8  İslam  Birliğini  kurdu. Günümüzde  D8  faaliyetleri  durmadan  devam  ediyor. Askeri, siyasi, ekonomi  ve  kültürel  olarak  D8  İslam  Birliği  ülkeleri  birbirleriyle  güçlü  bir işbirliğine  sahip. Bakın  D8  ülkelerinin  ticaret  hacmi  150  milyar  doları  aştı. Tekrar  konumuza  dönersek  28  Şubat  sürecinin  aktörleri  28  Şubat  darbesiyle  ülkenin  dış  politikasını   İsrail  ve  Neoconların  anlayışına  uygun  bir  dış  politikaya  entegre  etti. AK  Parti  iktidara  geldiğinde, Amerika, Avrupa  ve  İsrail'e     tam  bağlılık  yerine  sadece  siyasi  ilişkilerde  bulunma  sürecine  girdi. Ama  AK  Parti'de  tam  olarak  iktidarının  ilk  7  yılında  Amerika,  Avrupa  ve  İsrail'e  uygun  yada  onları  rahatsız  etmeyecek  bir  dış  politika  izledi. Bu  2009   yılından  itibaren  değişti. AK  Parti  ve  Erdoğan  mazlumlara  sahip  çıkan, Müslüman  kardeşlerine  sahip  çıkan, zalimlere  karşı  gür  ses  olan, halkların  özgürlüğünü, demokratik  hakkını  savunan,  diktatörlere  sert  tepki  veren  bir  ilkesel  dış politika  sergilemeye  başladı. Arap  Baharı  sürecinde  hep  Müslüman  kardeşlerinin  yanında  oldu. O  da  yetmedi  artık  arkadaş  burada  bende  varım  diyerek  Afrikalı  mazlumlara, fakirlere  TİKA  üzerinden  yardımda  bulunarak  onlarla  olan  gönül  bağını  tekrar  güçlendirdi. Mısır'da, Libya'da, Filistin'de,  Yemen'de  ve  Balkanlar'da  siyasi, ekonomik, ticari  ve  kültürel  olarak  aktif  rol  aldı. HAMAS'a,  IHVANUL  MÜSLİMİNE, NAHDAYA  VE  TÜM  MÜCAHİT  İSLAMCI  PARTİ, ÖRGÜT  VE  TEŞKİLATLARIN  EN BÜYÜK  HAMİSİ OLDU. Suriye'ye  her  türlü  insani, ekonomik, siyasi  ve  askeri  yardımda  bulundu. Özgür  Suriye  Ordusu,  İslami  Cephe, Ahraru  Şam, muhalif  Türkmen, Kürt  ve  Araplara  askeri  olarak  destek  verdi. Suriyeli  muhaliflere her  türlü  desteği  verdi. Kısacası  bu  topraklarda  bende  varım  dedi.... 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT