1. YAZARLAR

  2. Ramazan Tuzla

  3. Osmanlı’da Ramazan
Ramazan Tuzla

Ramazan Tuzla

Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı’da Ramazan

A+A-

Berat kandili ile başlardı Ramazan’ın sevinci Osmanlı’da.

Her yıl Ramazan ayı başlamadan 10-15 gün öce çarşı ve pazarda dükkanlar, kahvehâneler temizlenir, boyanır ve süslenir, büyük câmilerde mahyalar düzenlenir, evlerde hazırlıklar, temizlikler yapılır, bakır kaplar kalaycıya gönderilir, eksikler varsa yenileri ısmarlanır, boyanacak yerler boyanır, gündelik olarak kullanılmayan misafirlik takımları ortaya çıkarılırdı.

Vakıflardan câmilere, kandil yağları ve mihrabın iki yanında yakılmak üzere büyük balmumları dağıtılırdı.

Çifte minâreli câmilerin minâreleri arasına mahyalar kurulur, hatta tek minâreliler “saçak” mahyalar yapılarak süslenirdi.

Câmi avluları iftariyelik yiyecekler, kokular, Mekke’den gelen tesbihler, misvaklar ve sergicilerle dolardı.

Tüccar ve esnafın çalışmaları artar, yiyecek fiyatları hakkında değerlendirmeler yapılırdı.

Ramazan hazırlıklarının en önemli bölümünü, “Ramazan masrafı görmek” denilen iftar ve sahur için gerekli gıda maddelerinin topluca satın alınması meselesi oluştururdu.

    

Zenginlerin, hali vakti yerinde olanların talebe-i ulum’a ve tekkelere “ramazaniye” adıyla yiyecek ve erzak göndermeleri âdetti.

Yoksul yakınlara ve komşulara, dullara ve yetimlere de “Ramazan masrafları” olmak üzere bir hafta önceden, içinde genellikle 3 okka sadeyağ, 2 okka zeytinyağı, 10 okka pirinç, 5 oka şeker, 2 okka hoşaflık erik veya kayısı kurusu, 2 deste mum bulunan nevale paketleri gönderilirdi.

 

İftar zamanı, şehirlerin belirli yerlerinde top atılarak ilan edilirdi.

 

Orucun açılmasına dair su, zeytin, hurma gibi gelenekler her zaman var olmakla beraber iftar sofrasının özelliği “iftariye” denilen çerezlerin bulunmasıydı

 

Zenginlerin konaklarında verilen iftar davetleri, bayram gecesine kadar her akşam devam ederdi.

Konakların davetlilere ayrılan kısmı dışında selamlık bölümlerindeki iftar sofraları mahalle sakinlerine, esnafa ve herkese açık olur, sofralarında iftar edenlere “diş kirası” denilen bir hediye veya bir miktar para verilirdi.

Osmanlı Sultanları, Ramazan girmeden önce kutsal emanetleri ve Hırka-ı Şerif Câmii’ni ziyaret etmeyi bir gelenek haline getirmişlerdi.

Ramazan ayından önce padişahın ibadet için hangi gün hangi câmilere gideceği duyurulurdu.

Sahurlara kadar oturmalar yaygın olduğu için fenersiz dışarıya çıkılmaması hususunda bütün halk uyarılırdı. Fenersiz dışarı çıkanlara ceza bile veriliyordu.

 

 

Ramazan’ın ilk günü devlet daireleri kapalı olurdu. Diğer günlerde iş saatleri azaltılır, dükkanlar öğleden sonra açılırdı.

Terâvih namazları câmilerde kılınır ve terâvihten sonra karagöz ve meddah gibi oyunların oynandığı kahvehâneler dolup taşardı.

Mahalle bekçileri, davul çalıp mâni söyleyerek sahur zamanını halka duyururlardı. Bu hizmete karşılık Ramazan’ın 15’inde para, bayramın ilk günü de mendil içinde bir miktar bahşiş, bazen de dokuma türü hediyeler verilirdi.

Ulema, Ramazan ayının ve bayramın başlaması konusunda astronomi hesaplarıyla önceden belirlenen tarihlere itibar ermemişler ve hadislerin zahirinde birleşmişlerdir.

Yeni doğan ayın batı ufkunda görüldüğü, şahitlerle ispat edilip kadı huzurunda şeriye siciline geçirilerek durum ilan edilirdi.

Osmanlı, dünyasını imâr ederken âhireti ihmal etmeyen bir toplumun inşasına beşiklik etmiş bir medeniyettir.

Bu medeniyetin güzelliklerini ve toplum içinde tezâhür eden meyvelerinin lezzetini tarife satırlar yetmez.

Osmanlı denince akla gelen İstanbul’dur ki, yukarıda yer verdiğimiz geleneklerin büyük bir kısmı, bu kutlu beldenin sakinlerinde daha bir güzel tezâhür etmiştir.

Fethi, Peygamberimiz tarafından müjdelenen bu kutlu beldenin fetih müjdesinin aslında Osmanlı’nın kuruluş müjdesinin Peygamberimiz tarafından verildiğini söylersek hata etmiş olmayız İnşaallah.

İnsanın iki yolculuğu vardır derler. Biri dünya yolculuğu, diğeri de dünyadan yolculuktur.

Osmanlı toplumu, dünya yolculuğunu en güzel şekilde geçirmiştir ve dünyadan yolculuğu, kendisini ilelebet hatırlarda bırakacak şekilde gerçekleşmiştir.

 

İşte, geldik; işte, gidiyoruz.

Geldiğimiz hayattaki tereddütlerimiz, gidişimizde tevekküle dönüşsün.

Rahmet mevsimi Ramazan’da duâsız ânımız geçmesin.

Duâmızda Osmanlı’yı da unutmayalım.

 

Duânızı eksik etmeyin efendim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT