Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

OYNAK ORTAM

A+A-

Global ve ülkemiz ekonomi gündeminin, siyasi kararların arkasından koştuğu günleri yaşamaya devam ediyoruz. ABD ekonomisinde FED’in Aralıktaki toplantısının yaklaşması ve kademeli bir şekilde faiz artırımına başlanacağı görüşünün ağırlık kazanması, enflasyon oranının %2’ye yükselmesinin olanaklı hale gelmesi, “Kara Cuma” propagandasıyla talebin artmasına bağlı olarak piyasaların hareketlenmesi, imalat ve hizmetler indeksinin büyüme sürecini devam ettirmesi, e-ticaret işlemlerinin hızlanması, yeni konut satışlarının beklenenin üzerinde seyretmesi, üçüncü çeyrek büyüme oranının %3’ün üzerinde çıkacağına kesin gözüyle bakılması gibi olumlu gelişmeler yanı sıra, VIX indeksinin düşmesi, euronun dolar karşısında değerinin yükselmesi gibi karşı gelişmeler gerçekleşti. Euro Bölgesinde de, genelde olumlu verilerin ağırlık kazandığı ABD ekonomisine paralel durumlar yaşandı. Bunları istihdamın oranının, tüketici ve iş dünyası güven endeksinin yükselmesi, enflasyondaki artışın beklentilerin altında kalmasına rağmen %1,5 olarak açıklanması şeklinde sıralanabilir. Bununla birlikte Fitch tarafından, önümüzdeki yıl İtalya’daki olası genel seçimin sonuçlarına bağlı olarak ortaya çıkacak siyasi sorunlara dikkat çekildi. 2018 yılıyla ilgili önemli bir risk unsuru olarak, petrol fiyatlarının stabil hale gelmesini sağlayacak adımların atılmaması sayılabilir. S. Arabistan ve Rusya’nın 2018 yılında petrol ve doğal gaz üretiminin artırılmamasına yönelik kararları nedeniyle fiyatların belirsizliği ile yükselme olasılığının devam etmesi, Türkiye gibi petrol ve doğal gaz ithalat yapmak zorunda olan ve cari dengesi açık veren ülkelerin işlerinin, çok daha zor olacağını açıkça ortaya koymaktadır.

          Türkiye ekonomisi için petrol başta olmak üzere dış ticaret açığının süreklilik göstererek adeta normalleşmesinin yol açtığı hasarın giderilmesine ve öncelikle ABD ile Almanya kaynaklı siyasi atraksiyonlarının zarar vermesinin önüne geçilmesine yönelik siyasi irade, artık ortaya konulmalıdır. Sonraki aşamada ise özellikle ana muhalefet partisinin gündeme taşıdığı konular sakin bir yaklaşımla mercek altına alınıp, ortamı daha fazla germeden ve ilave iktisadi sorunlara yol açmadan kamuoyunu aydınlatılmalıdır. Değilse toplumun önemli bir kısmının gündemini meşgul eden ve çözümsüzlüğün hüküm sürdüğü konuların üstü kapalı bırakılması, toplumsal gerginliği artırması yanında ekonomide alınan ve uygulamaya konulan kararların etkilerini de olumsuz etkileyecektir. Bu gibi toplumun tamamının ilgisini çeken iddiaların, toplumun gözünde öyle veya böyle nihai bir şekilde çözüme kavuşturulması, ülkemiz adına bundan sonraki atılacak her iktisadi, siyasi ve toplumsal adımların daha dikkatli atılmasına ön ayak olacaktır. Çünkü global gündemin dikkatini çeken bu tür olayların çözüme kavuşturulmaması, ülkemizin uluslararası saygınlığını da ciddi boyutta zedeleyeceği gibi, zorunluluğundan kurtulamadığımız dış borç kaynak temin edilmesinin de maliyetini yükseltecektir. Çünkü iktidar muhalefet mücadelesinin siyasi krize dönüşmesi, ekonomik krizi de tetikleyerek ülkemizin kaosa sürüklenmesi işten bile değildir. ABD’nin R. Zarrab’ın ifadesini alarak, ülkemizi terbiye etmek maksatlı yönlendirme çalışmalarını, başta ülkeyi yönetenler olmak üzere hepimiz dikkatle takip etmeliyiz. ABD’nin başını çektiği bu söz konusu siyasi gelişme üzerinde kurgulanmaya çalışılan Türkiye’ye bedel ödetme gayretlerinin önüne geçilmeden, ülkemizle ilgili iktisadi verilerin gündeme getirilip yorumlanmaya çalışılması, akıntıya karşı kürek çekmekle eş değerdir.

          Hasta bir bedenin sağlığa kavuşmasının temel şartı, doğru teşhis ve ilgili ilaçları kullanmaktan geçer. Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, ancak toplumun desteğini alan ekonomik ve siyasi kararların sonuçları başarılı olur. Ülkenin geleceğiyle ilgili karamsarlık tohumları ekerek, ekonomide alınan kararlardan beklenen olumlu sonuçların ortaya çıkmasını engelleyen politikaların ve politikacıların, uzun vadede halkın çoğunluğunun takdirini kazanarak, başarılı olmaları olanaksızdır. Türkiye’de bu gerçeğin herkes tarafından bir an önce anlaşılması, ülkemizin ekonomide istikrarı sağlamasında atacağı en büyük adım olacaktır. Umarım anlaşılır…

 

Soru:  Cari dengenin pozitif vermesi sadece ihracatın artırılarak sağlanabilir mi? Neden?

Sözün Gözü: Çok oku, çok yaz, az konuş.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT