1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. Sarıkeçili Yörüklerinin "oba"daki iftar geleneği
Sarıkeçili Yörüklerinin "oba"daki iftar geleneği

Sarıkeçili Yörüklerinin "oba"daki iftar geleneği

A+A-

Yüzyıllardır kışları Akdeniz sahillerinde, yazları da Karaman ve Konya'nın yaylalarında geçiren konar göçer geleneğinin son temsilcileri Sarıkeçili Yörükleri, aşırı sıcak ve uzun günlere rağmen zor şartlarda oruçlarını tutuyor, aile fertleri ile aynı sofrada iftar yapıyor.

Yazın uygun bir yere konan Yörük obalarının zorlu mesaisi güneş doğmadan başlıyor. Aile arasındaki iş bölümüne göre keçiler ve oğlaklar meraya çıkarılıyor, bazı aile fertleri de obadaki işler için çadırda kalıyor. Çobanlar hayvanları otlatırken obada kalanlar, çadırın işleri, hasta hayvanlar ve diğer işlerle ilgileniyor. 

Sürü geldikten sonra sağım ve peynir yapılıyor, hayvanlar için su taşınıyor.

Gün doğmadan başlayan yoğun mesai, akşam ezanı sonrasına kadar devam ediyor. 

Yorucu çalışma, ramazana da devam ediyor ancak aile fertleri bu kutsal ayda iftarı aynı sofra etrafında yapmaya gayret gösteriyor.

Bahar aylarında Mersin'in Aydıncık ilçesinden göç eden ve Karaman'ın Kazımkarabekir ilçesi sınırlarındaki Hacıbaba Dağı'nda konaklayan Yörüklerden Musa Gök, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2 senedir yazları aynı bölgede konakladıklarını söyledi.

Kazımkarabekir halkının kendilerine kucak açtığını ve bölgede yurt kiraladıklarını belirten Gök, "Burası hayvancılık için iyi bir yer. Şu anda bir sıkıntımız yok. İlçe halkıyla iyi anlaşıyoruz. Tek sıkıntımız su. Onu da tankerle taşıyarak çözüyoruz. Suyu belediyenin kuyularından alıyoruz. Bizim bir sorunumuz yok ama hala yer bulamayan obalar var." diye konuştu.

- "Sahurdan kısa süre sonra mesaimiz başlar"

Yaşadıkları hayatın zor olduğunu, hayvanlarını otlatmak için her gün hareket halinde olduklarını ifade eden Gök, şunları kaydetti:

"Keçi sürüsünü ağıla kapatamazsın. Mutlaka merada yayılması lazım. Bunun için cenazen, düğünün, bayram da olsa günlük işler devam eder. Başka işe vakit ayıramazsın. Bu, ramazanda da böyle. Şimdi günlerin en uzun olduğu zaman. Yaklaşık 18 saat oruç tutuyoruz. Allah'a şükür şikayetimiz yok. Borcumuz, tutacağız. Oruç ayında da sahurdan kısa süre sonra mesaimiz başlar. İftar saatinde genellikle obaya dönüyor oluruz. Yolda genellikle su içerek orucumuzu açarız. Ezan okunduktan yaklaşık yarım veya bir saat sonra çadırda hep beraber yemeğimizi yeriz. Aile fertleri olarak hep birlikte bir sofrada toplanmaya çalışırız."

Gök, sahur ve iftarda çoğunlukla süt ürünleri tükettiklerini dile getirerek, şöyle devam etti:

"Soframızda mutlaka yoğurt ve ayran olur. Bulgur pilavı, makarna, patates yemeğini çok tüketiriz. Elektrik olmadığı için bazı ürünler burada çok çabuk bozulur. Bozulmayan gıdaları tercih etmek zorundayız. Çok fazla seçme şansımız yok. Acı soğan, kuru yavan ne bulursak tüketir, şükrederiz. İftar sonrası obamıza yakın obalara misafirliğe gideriz. Onlar da bize gelir. Çay içer, sohbet ederiz."

- "Ezan okunduğunda çadırda kimse olmaz"

Selvi Gök de konar-göçer hayatın zorluklarına işaret ederek, şunları anlattı:

"Günlük işlerimiz akşama kadar sürüyor. Ondan sonra ekmek atıyor, yemek pişiriyoruz. Yemeği odun ateşinde yaparız. Sofrayı hazırladıktan sonra beklemeye başlarız. Genellikle ezan okunduğunda çadırda kimse olmaz. İftar saatinde sürüleri güdenler dönüş yolunda olur. Önlerine çıkar, onlara oruçlarını açmaları için bir şeyler götürürüz. Oğlakları seçtikten sonra, sofranın başında toplanırız. Diğer günlerde işini bitiren yemeğini yer fakat ramazan olduğu için hep birlikte yemek yemeye özen gösteriyoruz. Biraz geç oluyor ama olsun. Geç de olsa aile olarak hep birlikte yemek yediğimizde akşama kadar çektiğimiz tüm sıkıntılar kayboluyor."

HABERE YORUM KAT