1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. TRUMP ÖNCESİ VE SONRASI
Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

TRUMP ÖNCESİ VE SONRASI

A+A-

          Dünyanın bir an önce olsun bitsin, H. Clinton seçilsin, tüm ülkeler de önünü görsün, diye dört gözle beklediği ABD seçimleri, büyük bir sürprizle sonuçlandı. Dünyanın çok önemli bir kısmının nerdeyse hiç şans vermediği Trump, ABD seçimlerine yönelik tahminler yapan başta anket firmaları olmak üzere, halka adeta dayatılan Clinton’ın başkanlığı algısının da üstesinden gelerek, seçimi net bir şekilde kazandı. ABD ve dünya piyasaları, Trump’ın başkan seçilmesine hazırlıksız yakalandı. Ülkemizde olduğu gibi bir çok ülkede dolar, euro ve borsalar ani iniş çıkışlar yaşadı. Aradan geçen birkaç günden sonra iktisadi gerçekler, tekrar öne çıkarak ipleri eline aldı. Trump depremi, piyasalarda yerini daha bir sakinliğe, bundan sonra yapılması gerekenler üzerine yoğunlaşmaya başladı. Hangi hesap yapılırsa yapılsın değişmeyen şey, 20 Ocak 2017 tarihinde ABD başkanı sıfatıyla görevi devralacak Trump’lı bir ABD ve dünyanın, artık bir daha eskisi gibi olamayacağıdır. ABD ve dünyanın kafasının, bu kadar karışık, soru işaretleriyle dolu ve karamsar olması boşuna kötümser bir beklenti midir? sorusunun cevabı, önemli oranda hayırdır. Trump’ın seçim çalışmaları sırasında ortaya attığı Müslümanlarla, Meksikalılarla ilgili görüşleri hafızalarda tazeliğini korumaktadır. ABD’nin Çin ile yaptığı ticarette ciddi boyutlarda açık vermesinden dolayı bazı yaptırımlara gidilmesi gerektiğini ve ABD’nin kendi içine yönelik bir ekonomik politika takip ederek küçüleceği izlenimini vermesi ve Çin’in de, karşı yaptırımlara girişeceği de hesaba katılırsa Trump’ın, ABD’nin ve dünyanın başını daha bir şiddetle ağrıtacağına hazırlıklı olalım. Ayrıca Trump, ABD’nin kendi içinde çözmesi gereken ekonomik, sosyal bir çok sorunu varken, dünyada her işe karışmaktan, dünyayı kontrol etme çabalarından vazgeçmesi gerektiği ve buna, ABD bütçesine aşırı maliyetler yüklemesi nedeniyle de mecbur olduğunu dile getirmesi, küresel piyasanın büyük aktörleri olan AB, Çin ve Japonya’ya ilave olarak ABD’nin de ekonomik durgunluğa yakalanma olasılığının güçlenmesi, tüm ülkelerin iktisadi gelişimini ve yapılandırmasını çok yakından ilgilendirmektedir. Sayılan bu ülkeler, dünya ticaret hacminin yaklaşık %70’ini, sadece ABD %24’ünü karşılamaktadır. Söz konusu ekonomilerde meydana gelecek iktisadi küçülmenin resesyon hatta stagnasyon boyutuna ulaşması, ortaya çıkacak krizin küreselleşmenin etkisiyle kısa sürede tüm yerküremizi etkisi altına alacağı da düşünülürse, Trump’ın ve politikalarının ciddiye alınması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

          Trump’ın seçim kampanyaları sırasında söylediği ABD ekonomisini düzlüğe çıkarma adına, hem kendi hem de dünya ekonomisini strese ve kriz sokabilecek siyasi ve iktisadi politikaları uygulamaya koyup koymayacağı, dünyanın merakla beklediği soruların başında gelmektedir. Obama’nın 20 Ocak’a kadar Beyaz Sarayın işleyişi ve ABD ile tüm bilgileri aktaracağını hatta adeta eğiteceğini söylemesinin Trump üzerinde ne kadar etkili olduğu, muhakkak zaman içinde daha iyi anlaşılacaktır. Ben kendi adıma, öncelikle seçimi kazandıktan sonra Trump’ın şahsi özelliklerinin ABD medyası tarafından deşifre edilmeye başlamasıyla, ümitsizliğe kapıldığımı peşinen belirteyim. Trump’ın kişiliği için dair ortaya atılan görüşler; “Agresif, tutarsız, ilkesiz, materyalist, kibirli, kurnaz, karizmatik, narsist, entelektüel, tehlikeli, cahil, büyük bir yobaz, duygusal, birdenbire parlayan, finansal ve kamusal açıdan son derece disiplinsiz, kişiliğiyle ilgili özgüven sorunu olan, insanlara saldırırken aşırıya kaçan, en büyük tutkusu para hatta ne pahasına olursa olsun her konuda her zaman kazanmak isteyen, dünya meseleleri hakkında ciddi anlamda birikimi olmayan” biri şeklinde sıralanmaktadır. Bununla birlikte siyasi görüşünün tam olarak yerleşik ve sağlam bir tabana dayanmadığı, Cumhuriyetçiler kanadında siyaset yapmasının temelinde, kendini burada daha çabuk öne çıkacağına inanması olduğuna dair görüşler bile, öne sürülmektedir.

          Gelişmiş ülke ekonomilerinin bir çoğunun uygulamaya konulan tüm parasal ve maliye politikalarına rağmen durgunluktan kurtulamamaları, gelişmekte olan ülkelerin yapısal sorunlarını çözmede siyasi gelecek uğruna popülist yaklaşımlar göstermeleri nedeniyle kalıcı çözümlere ulaşamamaları, petrol fiyatlarının istikrara kavuşturulmasına yönelik atılması gereken adımlarda tarafların anlaşmadan uzak kalmaları, FED ve ECB kararlarının ülkelere yansımasının sonuçlarını olumluya çevirecek politikaların başarıya ulaşmasındaki kısıtlar, terörün ülkesellikten çıkıp bölgeselleşerek hatta küreselleşerek dünyamızı tehdit edecek kadar etkin duruma gelmesi gibi sorunların üzerine, Trump’ın ABD başkanı seçilmesi tuz biber oldu. Bundan sonra her ülke kendine göre risk unsuru olarak gördüğü faktörlerin üzerine, Trump’ı da eklemek zorundadır. Artı ülkeler iktisadi, sosyal ve toplumsal sorunlarının üzerine radikal politikalarla gitmeli, acı reçete uygulamalarından korkmamalıdır. Kökünden çözülmeyen her sorunun, dağların tepelerinden aşağıya doğru kayan çığ gibi, büyüyerek ülkelerin üzerine çökeceği ve ülkeleri yutacağı kaçınılmazdır. Üstelik şimdi bir de Trump’ımız var, herkes iki defa düşünmek zorunda, benden söylemesi.

 

          Soru: Enflasyon hedeflemesi rejiminde enflasyon tahmini önemli midir? Neden? 

          Sözün Gözü: Kişinin karakteri olup olmadığı ünvan, makam ve rakam karşısında belli olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT