1. YAZARLAR

  2. Sedat Dönmez

  3. TÜKETTİKÇE MUTLUYUZ
Sedat Dönmez

Sedat Dönmez

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜKETTİKÇE MUTLUYUZ

A+A-

Çok değil 15 yıl öncesinde insanlar tek bir kıyafetle, tek bir ayakkabıyla mutlu oluyor, ihtiyacını karşılayabileceği bir ürün yeterli oluyordu. Büyüklerimiz bir televizyonu 10 – 15 yıl hatta daha fazla kullanabiliyor bundan rahatsızlık duymuyordu. 30 sene koltuk takımı kullananlar bile vardı. Peki, günümüzde ne var? Pervasızca bir tüketim isteği. İhtiyaç karşılamadan ziyade en iyisi olsun isteği. Eskiden telefon açmak yeterliyken artık iPhone kullanımı sanki ihtiyaçmış gibi görünür oldu. Tüketimle gelen mutluluk var. “Alışveriş yap mutlu ol” yaşam tarzı hepimizin kanına yavaş yavaş aşılandı. Gençlik dizilerine bir bakın sevgilisinden ayrılan kızın en yakın arkadaşı onu hemen alır ve mutsuzluğun çözümünün alışverişte olduğunu, yeni kıyafetler almakta olduğunu söyler. Gazetelerin magazin sayfalarına, kadın dergilerine bakın mutsuzken yapılacak 5 şey arasında mutlaka alışveriş maddesine rastlarsınız. Şimdi kabul edelim ki öfkemizi, can sıkıntımızı bastırmak için alışveriş yapar hale geldik. Çünkü bu duyguyu bastırmanın çözüm yolu tüketim olarak işlendi bize. Bizim de hoşumuza gitti aslında bu kültür. Bir televizyon 15 sene kullanılır mı diye mantığa büründürmeyi de gerçekleştirdik. Hepimiz bu kültürün bir parçası olduk. Düşünün hayatınızda ihtiyacınız olan ve olmayan ürünleri. Kaç tanesi gerçekten tam anlamıyla bir ihtiyacınızı tatmin ediyor. Bu ihtiyacı karşılayan kaç ürün var elinizde. En azından ayakkabılarınızı sayın. Sanırım ortalama 5 ayakkabıya sahiptir en az maaş alanımız bile. Artık günümüz ihtiyaç karşıma tüketiminden duygusal tatmin tüketimine geçti. İhtiyaçlarımızı değil duygularımızı tatmin ediyoruz.

Aslında pazarlama, reklamcılık, halkla ilişkiler dediğimiz meslek grupları bile insanları tüketime itmek için oluşan bir dal. Satın alma isteği oluşturma yöntemleri üreten kişileriz. Peki, bu kültür nasıl oldu da bu kadar hızlı yayıldı tüm dünyaya. Nasıl oldu da tüm dünyadaki insanlar tüketim çılgınlığı ile aynı bireyler haline dönüştü. Klasik bir şekilde globalleşme ile dünya küçüldü ve bu akım yayıldı diyebiliriz fakat bunun en büyük etkisi kitle iletişim araçları oldu. Kitle iletişim araçları birçok koldan Türkiye’de tüketim kültürünü yerleştirmeyi başardı. Magazin programları furyasıyla başlayan bu süreç dizi ve programlarla hızla tetiklendi ve günümüzün tüketmek için çıldıran insanları ortaya çıktı.

Türkiye’de yıllar öncesinde çekilen film ve dizileri karşılaştırdığınızda dahi aslında aradaki farkı bariz bir şekilde görmeniz mümkün. Adile Naşit – Münir Özkul filmlerine, Kemal Sunal filmlerine bir göz atın. Karakterlerin hepsi tek bir kıyafetle dolaşan, arabasız gezen ay sonunu zor getiren, zenginliğe karşı duran ama aile içi paylaşımla mutlu olan bireyler. O dönemde zengin olanlar hep zulmeden ve yerinde olunmak istemeyen bireyler olarak karşımıza çıkıyordu. İzleyici kendini fakir kişinin yerine koyuyor, onun gibi düşünüyor, onun gibi yaşıyordu. Zengin olana bir özenti yoktu. Fakat son zamanlardaki dizi ve programları incelediğinizde tamamen lüks tüketimin özendirildiği, insanların pervasızca para harcadığı bireylerle karşılaşıyorsunuz. İnsanlar lüks arabalara biniyor, aşırı lüks evlerde oturuyor, eşyaları son derece göz alıcı, sabah kıyafetiyle akşam kıyafeti değişiyor, maddi durumu yetersiz rolündeki insanların bile elinde en güzel telefonlar geziyor. Bu süreç yavaş yavaş insanların zihinlerindeki yaşam tarzını etkiledi. Şimdi sokağa bir çıkın kadınların ve erkeklerin hepsi birer iş adamı, iş kadını rolünde. Çünkü dizilerde gördükleri karakterler gibi yaşama isteği içerisindeler. Onlar gibi giyiniyor, onların aldıkları arabaları alıyor, onların gittiği kafelere gidiyor, onların kullandıkları telefonu kullanmaya gayret ediyorlar. Dışarıda kaç tane Polat Alemdar görürsünüz ben gün içerisinde sayılarını unutuyorum. Kısacası bu şekilde yaparak onlar gibi olduklarını düşünüyorlar. En azından o yaşama eriştiklerini düşünüyorlar. Hâlbuki bu sadece duygusal bir tatminden öteye gidemiyor.

Biz fark etmesek de kitle iletişim araçları bizi tüketimin tam ortasına çekti ve istediği konuma getirdi. Hepimiz markaların birer bağımlısı hale geldik. Herkese geçmiş ola.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT