1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Türkiye-Rusya ilişkilerine suikast
Türkiye-Rusya ilişkilerine suikast

Türkiye-Rusya ilişkilerine suikast

Rusya’nın Ankara büyükelçisi Karlov’a düzenlenen suikast, Türk-Rus ilişkilerine silinmeyecek kötü bir iz bırakmasının yanı sıra, sonuçları itibariyle ikili ilişkileri hiç şüphesiz derinden etkileyecek.

A+A-

Türk-Rus ilişkileri hiçbir zaman kolay ilişkiler olmadı. Savaşlar, krizler, işbirliği ve rekabet gibi birbiri içine geçmiş ve karmaşık boyutlu ikili ilişkiler, son olarak Rusya’nın Ankara büyükelçisi Andrey Karlov’a düzenlenen suikastın şokunu yaşıyor. Bu suikast Türk-Rus ilişkilerine silinmeyecek kötü bir iz bırakmasının yanı sıra, sonuçları itibariyle ikili ilişkileri hiç şüphesiz derinden etkileyecek.

24 Kasım 2016’da yaşanan uçak krizi sonrasında yakın tarihinin en sorunlu dönemini yaşayan ikili ilişkiler geçtiğimiz haziran ayından itibaren normalleşme sürecine girmişti. Krizin hızlı bir şekilde tırmanması gibi normalleşme dönemi de hızlı bir şekilde ilerlemeye başlamıştı. Bu süre içinde üst düzey diyaloğun yeniden kurulmaya başlandığını gördük. İki ülke liderleri arasında defalarca telefon görüşmeleri ve yüz yüze görüşmeler yapıldı. İki ülke heyetleri ilişkileri yeniden rayına oturtmak için başkentler arasında adeta mekik dokumaya başlamıştı.

Suriye krizi ve farklı tutumlar

İlişkilerin normalleşmesi için istekli olan Türkiye’nin attığı adımlar ve bunlara zamana yayarak cevap vermeyi tercih eden Rusya’nın adımları ilişkilerin geleceğine dair umutları yeniden canlandırmıştı. Rusya’nın normalleşme sürecini Türkiye’nin takvimine göre değil de kendi takvimine göre ilerletmek istemesinin sonucu olarak bazı noktalarda istenilen seviye yakalanamamış olsa da bazı noktalarda oldukça mesafe alınmış durumdaydı. Mesela, ciddi bir krizden çıkıldığından dolayı ilişkilerin eski haline dönmesinin birkaç yıl alacağını söyleyen Moskova, turizmden tarıma, vizelerden çalışma izinlerine kadar bir dizi konuda hala Ankara’nın istediği noktaya gelmemişti. Buna karşılık, terörle mücadele ve Suriye krizi konusunda beklenildiğinden de ileri bir noktaya gelindiği gözlemlenmekteydi.

Suriye krizi, başladığı andan beri iki ülke ilişkilerinin sorunlu alanlarından birisi haline geldi. Ankara ve Moskova krizde farklı pozisyonlar almayı tercih ettiler. İki ülke arasındaki Suriye merkezli ilişkinin düğüm noktası Suriye rejimi ve devlet başkanının geleceği konusu oldu. İki ülke de bu konuda tamamen farklı politikalar izlediler. Rusya politikasını ne pahasına olursa olsun Suriye rejiminin arkasında durma yönünde seçerken, Türkiye politikasını rejimin sona ermesi ve devlet başkanının gitmesi zeminine oturttu.

Suriye'nin toprak bütünlüğünde görüş birliği

Rusya’nın Ağustos 2015’ten itibaren başlattığı Suriye operasyonu tüm dengeleri değiştirdi ve Türkiye’nin politikalarına darbe vurdu. 24 Kasım krizi ile ilişkiler eşi benzeri olmayan kötü bir döneme girdi. Arkasından, normalleşme sürecinin başlamasıyla yeni bir döneme adım atıldı. İki ülke Suriye merkezli politikalarını gözden geçirip bazı önemli değişiklikleri yaptılar. Öncelikle her iki ülke de Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda mutabık olduklarını ilan ettiler. Bir başka önemli mutabık kalınan konu uluslararası terörizmle birlikte mücadele noktasına gelmek oldu.

Türkiye açısından en önemli gelişme Rusya’nın PYD/YPG konusunda politika değişikliğine gitmesi oldu. Suriye’nin kuzeyinde kendi kontrolünde bir koridor oluşturmak isteyen PYD/YPG’nin Amerikan yönetimiyle yakın ilişkisinden rahatsız olan Moskova, Kürt kartını geri plana çekti. Türkiye de güney sınırında oluşturulmak istenen bu koridoru parçalamak için başlattığı “Fırat Kalkanı” operasyonunda Moskova’nın üstü kapalı olurunu aldı. Türkiye de Rusya’nın isteği üzerine Halep operasyonu öncesinde bazı muhalif grupların çekilmesine destek vererek buna karşılık verdi.

Rusya, sağduyulu ve soğukkanlı davrandı

Suriye politikaları konusunda yaşanan bu değişimin zirve noktası 20 Aralık’ta Moskova’da yapılması planlanan üçlü dışişleri bakanları zirvesiydi. Zamanlaması manidar bir şekilde tam da Suriye konusunda Rusya, Türkiye ve İran dışişleri bakanlarının yapacağı bu zirve öncesinde Rusya büyükelçisi Andrey Karlov menfur bir suikastla hayatını kaybetti. Suikast sonrası iki ülke hızlı bir işbirliği sergilediler. Rusya beklenenden daha sağduyulu ve soğukkanlı bir tavır sergiledi. İki taraftan da bunun ikili ilişkileri provoke etmeye yönelik bir adım olduğuna dair açıklamalar yapıldı. Moskova’daki üçlü zirve iptal edilmedi.

'Türk-Rus ilişkilerine suikast' olarak tabir edebileceğimiz menfur eylem, arkasında bir takım soru işaretleri de bıraktı. Bütün dünyada kabul edilmiş olan bir düstur “Elçiye zeval olmaz” der. Bir elçinin görevi süresince canı görev yaptığı ülkeye emanet edilmiştir. Böyle bir saldırının başkentin merkezinde işlenmiş olması güvenlik konusunu ister istemez gündeme getirecek. Böyle bir saldırı aylardır terör eylemleriyle sarsılan Türkiye’yi dünyanın gözünde daha da zor bir duruma düşürdü. Suikastın arkasındaki güçlerin bunu da hesapladıkları muhakkak. Bu suikastla hem Rusya’ya hem de Türkiye’ye mesaj verildi. İki ülke de ilişkilerini daha da yakınlaştıracakları açıklamasıyla karşı hamlede bulundular.

Suikastın muhtemel yansımaları

Suikastın iki ülke arasındaki ilişkilerde özellikle Suriye konusunda yansımaları olacak. Her iki ülkenin Suriye konusunda beklentileri farklı. Öncelikli olarak, Rusya’nın suikast sonrası Türkiye’den daha talepkâr olmasını bekleyebiliriz. İki ülke suikast sonrası ilişkilerini daha da güçlendireceklerini sıklıkla ifade ediyorlar. Bu yeni bir yakınlaşma sürecinin başlaması demek. Bu yakınlaşma karşılıklı mı olacak yoksa bir ülkenin diğerine doğru yakınlaşması şeklinde mi olacak? Suikast sonrası ilişkilerin alacağı yön konusunda önümüzde duran en önemli soru bu aslında.

Uçak krizi sonrasında Rusya siyasi ve ekonomik yaptırımlarla bazı sonuçlar aldı. Türkiye’nin Batı ile yaşadığı sorunlu döneme denk gelen bu kriz Ankara’yı Moskova’ya doğru adımlar atmaya zorladı. Türkiye’nin normalleşme adına attığı adımlarla haklı pozisyon ve psikolojik üstünlük sağladığını düşünen Moskova vakit kaybetmeden süreci istediği zamanlamayla istediği kadar ilerletme politikasına başladı. Büyükelçiye yapılan suikast Rusya’yı şimdi mağdur pozisyonuna da düşürdü. Topraklarında bir büyükelçinin öldürülmesiyle Türkiye de Rusya karşısında tabiri caizse mahcup pozisyonuna düştü. Şimdi Moskova bu durumu aynen normalleşme sürecinde olduğu gibi Türkiye’ye karşı dış politika çıkarları doğrultusunda kullanabilir mi?

Moskova'nın beklentileri

Moskova’nın bu yönde politika belirleyeceği pek muhtemel. En büyük beklentisi Türkiye’nin Suriye politikasını yeniden gözden geçirmesi olacak. Nitekim Moskova’da gerçekleşen üçlü zirvede Savunma Bakanı Fikri Işık’ın Halep operasyonunu başarı olarak nitelendirmesi, bu yöndeki değişimin bir işareti olarak yorumlanabilir. Moskova’daki dışişleri bakanları zirvesi sonrası Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un “Türkiye, İran ve Rusya, Suriye'de rejim değişikliğine değil terörle mücadeleye odaklanma konusunda mutabık” açıklaması da çok önemli. Bu açıklama da Türkiye’nin, Suriye politikasında ciddi değişimleri beraberinde getirecek seçeneklere açık olabileceğinin bir göstergesi.

Suikast aynı zamanda Batı ile sorunlar yaşayan Türkiye’yi kendisine daha fazla yakınlaştırmak için Moskova’ya yeni bir fırsat daha verecek. Ortak düşman algısı iki ülkeyi birbirine daha çok yakınlaştıracak. Şanghay İşbirliği Örgütü ve Avrasya konuları daha fazla gündeme gelecek. Terörle ortak mücadele yaklaşımı Batı tarafından dışlanmışlık ve anlaşılmama psikolojisi içindeki Türkiye’yi Rusya seçeneğine daha fazla yakınlaştıracak.

Türkiye, kendi taleplerinde ısrarlı olmalı

Şimdi öncelikle yapılması gereken suikastın arkasındaki karanlık elleri tümüyle ortaya çıkartmak ve hak ettikleri şekilde cezalandırmak olmalı. İki ülke ilişkilerinin böyle bir eylemden sonra yeniden rayından çıkmaması çok olumlu bir gelişme olmakla birlikte Türkiye’nin bazı şeyleri hep akılda tutması gerekiyor. Öncelikle, suikastın hedefi Rus büyükelçi ve dolayısıyla Rusya olmakla birlikte, hedeflerinden birisi de Türkiye. Eylemin mağduru sadece Rusya değil. Türkiye’yi dünya önünde çok zor durumda bırakan bu suikast Türkiye’yi de mağdur durumuna düşürdü.

Güvenlik zafiyetinin varlığı ve bunun kesinlikle sorgulanması aşikâr olmakla birlikte, Türkiye’nin bu olaydan dolayı suçluluk psikolojisine girer şekilde Moskova’nın bütün taleplerine çıkarları pahasına olumlu cevap vermesi ve kendi taleplerini ertlemesi doğru bir tavır olmayacaktır. Türkiye’nin de Rusya’dan talep ve beklentilerini ısrarla devam ettirmesi gerekiyor. Acılara ve tehditlere ortak tavır koymaya karar veren iki ülkenin, yakınlaşmanın meyvelerini de eşit bir şekilde paylaşmaları gerekiyor.

[Doç. Dr. Fatih Özbay. İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim üyesi]

HABERE YORUM KAT