1. YAZARLAR

  2. Hacı Ahmet Şimşek

  3. TÜRKİYE’Yİ AKSAKALLAR MI YÖNETİYOR
Hacı Ahmet Şimşek

Hacı Ahmet Şimşek

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRKİYE’Yİ AKSAKALLAR MI YÖNETİYOR

A+A-

            Son günlerde özellikle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında hemen her konuda birlikte hareket etme refleksi ortaya konunca bir konu gündeme geldi. Bunu daha önce Kurtlar Vadisi filminde görmüştük. Ülkeyi yöneten orta yaşın üzerinde bir kurul vardı ve onlara ak saçlılar deniyordu.

Bundan esinlenerek sizlere eski Türklerde kurumsal bir yapı olan, şu anda Türkistan coğrafyasındaki Türk devletlerinde de geleneksel olarak yaşayan ve bizde de geçmişte “ihtiyar heyeti” diye yaşatılan “Aksakallar” kurumundan bahsedeceğim.

Çevresinde yaşça büyük, tecrübeli ve hürmet gösterilen kişiye “aksakal” denir. O, bilge insandır, sözleri hep manalıdır, akrabalara sahip çıkmayı, birlik ve beraberliği, halkı ve devleti korumayı öğütler. Sadece ailesine değil, bütün köye ve sözünün eriştiği her yere nasihat eder. Özellikle gençleri okumaya, adam olmaya ve çalışmaya teşvik eder, hatta emreder. Dargınları barıştırır, tartışmalı mevzulara açıklık getirir, kız alışverişlerinde yol gösterir. Resmî görevlilere bile yeri geldiğinde düşüncesini söyler ve onlar da aksakalın sözünü mutlaka değerlendirir.

Türkler, insan ömrünü yedi döneme ayırıyorlardı. Çocuk doğunca anasını emdiği sürece ona “süt çocuğu” denirdi. Sütten kesildikten sonra “küçük çocuk veya sabi” denirdi. Ergenlik zamanına kadar “delikanlı veya bozbala” olarak adlandırılırdı. Ergenlik zamanına “genç yiğit”, sonraki döneme “yiğit” olgunluk yani orta yaşa “yiğit ağası” ömrün son dönemine de “aksakal” yani ihtiyar denirdi. Daha doğrusu aksakallık dönemi altmış yaşından sonraki dönem oluyordu.

O zamanki en belirgin özellik, yaş ve hayat tecrübesiydi. Devlette görev almanın bile yaş ile alakası vardı. Meşhur Selçuklu Veziri Nizamülmülk, şehir emîri yani vali olabilmek için otuz beş yaş şartını koymuştu. Bertolt Brecht'e göre aksakal; “Elinde resmî vesikası ve yetkisi olmadığı hâlde, hayat tecrübesi olan, emeği geçmiş, feraset sahibi, büyüğe de küçüğe de sözünü dinletebilen saygıdeğer kimsedir.”

Aksakalların birden fazla olduğu yerlerde “Aksakallar Meclisi” kurulurdu. Meseleler bu mecliste görüşülerek karar alınırdı. Eğer mutabık kalınmazsa çoğunluğun fikrine göre karar çıkardı. Tarihte görülen “Han Meclisi” ve “Beyler Meclisi” de buradan esinlenerek kurulmuştu. Kişiler ve aileler arasında vuku bulan her tür mesele burada çözülürdü. Tarım, hayvancılık, kültürel ve ticari ilişkiler, arazi ve su anlaşmazlıkları gibi konular mutlaka burada konuşularak hal yoluna gidilirdi.

Türkistan coğrafyasındaki Türkler, Sovyet boyunduruğuna girinceye kadar her türlü meselelerini burada çözerlerdi. Bu meclisler aynı zamanda bir mahkemeydi. Sürgün etmek, para cezası vermek, dayak atmak, kısas uygulamak ve hatta ölüm cezası vermek bile bu meclisin yetkisi dâhilindeydi. Karşı taraf ile anlaşılırsa ölüm cezası bugünkü deyişle kan parası verilerek kaldırılabiliyordu. Dikkatimi çeken en ağır cezalardan birisi; eğer evlat ana babasına kötü davranır ve onlara karşı şiddet kullanırsa, boynuna çuval bağlanarak eşeğe ters bindirilip, köy köy dolaştırılırdı. Bu esnada herkes onun yüzüne tükürüp taşlardı ve sonunda da linç edilirdi. Diğer bir ilginç ceza da, dininden dönenin bütün sülalesinin malı yağmalanırdı. İntihar edenin de cenaze namazı kılınmaz, arkasından yemek verilmez, cesedi de mezarlıktan uzak bir yere gömülürdü.

Bir başka enteresan konu da; bazı Türk boylarında zina ve hırsızlık suçlarının cezasının olmamasıydı. Çünkü toplumda ne bir “gayrimeşru” evlilik dışı ilişki vardı, ne de başka birinin malını “urlamak” yani çalmak vardı. Türkler çalmayı ilk defa Moğollarda at hırsızlığı şeklinde, evlilik dışı ilişkiyi de yani fahişeleri de Çin’de gördüler.

Türklerin geleneksel hukuku zamanın Batı hukuku ile kıyaslandığında çok ileri ve çağdaş durumdaydı. Hele bir de Müslüman olduktan sonra bugünkü çağdaş hukuku bile kıskandıracak seviyeye gelmişti. Nitekim bunun en güzel örneklerini Osmanlı hukukunda bariz şekilde görürüz. Mecelle’yi okursak bunu çok kolay bir şekilde anlarız.

Günümüzde ülkemizi yöneten bir AKSAKALLAR MECLİSİ olduğu kanaatinde değilim. Ancak Cumhurbaşkanımızın hayatına ve düşünce seyrine baktığım zaman ondaki değişiklikleri görüyorum. Dolayısıyla istişare ettiği ve danıştığı tecrübeli umur görmüş insanlar olabilir ki, bu doğru bir yoldur. Devlet Bey de devletimizin bekası konusunda son derece hassas... Hâl böyle olunca niye hemfikir olmasınlar ki! Zira aklın yolu birdir...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

7 Yorum