1. YAZARLAR

  2. Muhammed Şirazi Şan

  3. “Vatan”daşlık mevzuu üzerine
Muhammed Şirazi Şan

Muhammed Şirazi Şan

Yazarın Tüm Yazıları >

“Vatan”daşlık mevzuu üzerine

A+A-

Ensar şehirlerimizden birisi olan Kilis’te çok önemli bir haber verdi Reis-i  Cumhur.Katil Esad ve emperyalist güçlerin zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan muhacir Suriyeli kardeşlerimize vatandaşlık verileceğini duyurdu iftar programında.

Ardından  sözde vatan sevdalısı birtakım kesimlerden olur olmadık sesler yükselmeye başladı.Bu vatan üzerinde hiçbir emek ve katkısı olmayanlar vatandaş olmaya layık değilmiş.Amenna.Biz bunu kabul ederiz ve katılırız.Lakin söz konusu Suriyeli kardeşlerimiz olunca işin boyutu değişir.Hiçbir emeği ve katkısı yoktur demek hatadır.Bu kan dökerek verilen emeği ve katkıyı  Çanakkale Şehitliği’ne gidildiği takdirde görmek mümkünüdür.

Bir de işin çok farklı bir cihetiyle incelenmesi gerekir zannımca.

Vatandaşlık mefhumundan önce vatan mefhumu idrak edilmeli ve sindirilmelidir.

Vatan aynı hedefe yönelmiş insanların üzerinde hayat sürdürdüğü toprak parçasıdır.Ama şairin de dediği gibi “Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”Baktığımızda ölen var mı?Var.O vakit vatandır diyebilir miyiz?Evet.

Buraya kadar tamam herhalde.Peki bu vatanın sınırı nedir?Nerelere kadar uzanır nereleri kapsar?

İşte bizi içine düştüğümüz vatandaşlık verilmeli mi yoksa verilmemeli mi ikileminden kurtaracak cevap bu soruya verilecek cevaptır.

Bu sorunun cevabını da zaten yıllar önce derin ve yiğit insan Abdurrahim Karakoç vermiş:

“Ellerin yurdunda  çiçek açarken

Bizim İl’e kar geliyor gardaşım.

Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?

Dar geliyor,dar geliyor gardaşım.”

Ne demek yani şimdi bu?

Yanisi şu:

Vatanın bir sınırı yoktur.Mazluma sahip çıktığın,medeniyetler inşa ettiğin yer senin vatanındır.Biz böyle bir şuura sahip milletin torunlarıyız.Şöyle bir düşündüğümüz zaman bu şuuru bizden çekip almak isteyenler şairin dediği gibi adeta cetvellerle öyle hudutlar çizmişler ki bize adeta tutsak kalmışız çakalların içinde.Ne mazlumun imdadına yetişebilmişiz ne zalime diz çöktürebilmişiz.Bu halden içi bulanan Abdurrahim Karakoç gibi dertli insanlar da bu hudutlar dar geliyor diye diye göçmüş gitmiş bu diyarlardan.

Yine aynı şekilde Cumhurbaşkanımız da izah etti bu meseleyi:

“Bizim ülke olarak resmi sınırlarımız başkadır,gönül sınırlarımız başkadır.Gönül sınırlarımızın hududu,bizim kardeş olarak gördüğümüz,bizi kardeş olarak gören herkesin yaşadığı yerleri içine alır.”

Dedik ya mazluma sahip çıktığımız,medeniyetler inşa ettiğimiz yerler vatanımızdır diye.Suriye’de Balkanlar’da Türkistan’da vatanımızdır.Ve orada yaşayan her bir kardeşimiz vatandaşımızdır.Bizlere ecdad yadigarı olan kardeşlerimize sahip çıkmak boynumuzun borcudur.

Meseleye bir de bu açıdan bakmak lazım gelir.Suriyeli kardeşlerimize vatandaşlık vermekle biz bir şeyler kazanıyoruz.O toprakları yeniden vatan belliyoruz,çizilmiş sınırları aşıp diriliş muştusunu yeniden ilan ediyoruz.

Pek tabi birtakım riskler vardır.İçlerinde çok farklı kişiler de bulunabilir bu insanların.Buna elbette bir kısıtlama, bir düzenleme öngörülmüştür.Kimlerin bu haktan faydalanıp faydalanamayacağına ilişkin bir çalışma elbette olacaktır.

Ha bir de şunu hatırlamakta fayda var.Hani Bosna’nın cesur evladı Aliya’nın bir sözü vardır:

“Ve her şey bittiğinde,hatırlayacağımız şey;düşmanlarımızın sözleri değil,dostlarımızın sessizliği olacaktır.”

İşte bu kardeşlerimiz her şey gün gelip sona erdiğinde zalim Esad’ı  yahut seçim vaadi olarak onları geldikleri yere geri göndereceğiz diyenleri hatırlamayacak.Hatırlayacakları tek şey kendilerini ecdad yadigarı olarak kabullenen,zulmü alkışlamayan,zalimi asla sevmeyen kardeşleri olacaktır.

Bizim hafızalarımızda ise daima büyüyünce ne olacaksın diye sorulduğunda:

“Büyüyünce Türk olacağım.” Diyen masum çocuklar kalacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT