1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Vatansızdı artık cennet gibi bir vatanı var
Vatansızdı artık cennet gibi bir vatanı var

Vatansızdı artık cennet gibi bir vatanı var

Darbecilere hesap sormak için dışarı çıkan ve karakolun önünde hain kurşunlara hedef olan Yeni Şafak çalışanı Mustafa Cambaz, o çok sevdiği biricik oğlunun doğum gününde gözyaşları arasında toprağa verildi.

A+A-

Yeni Şafak Pazar ekinde, hain darbe girişiminde hayatını kaybeden gazete çalışanlarından Mustafa Cambaz için özel bir haber hazırlandı...

Darbe girişiminin yaşandığı Cuma gecesi, Yeni Şafak Pazar ekibi olarak hepimiz işimizi bitirip gazeteden çıkmıştık bile. Mustafa Cambaz'ın o sayıya hazırladığı iki sayfa vardı. Bir sayfada artık bir yıl boyunca Anadolu topraklarında gidilecek şehirler, ilçeler, köyler mekanlar çalışacaktık. Anadolu'yu karış karış gezen ve hâlâ gezmeye devam eden Cambaz, “Bu sayfayı bana bırakın ben yazarım her hafta” demiş ve ilk yazısında da Göynük'ü kaleme almıştı. Göynük üzerine konuşurken geçtiğimiz aylarda Ahlat'a yerleştirilen Ahıska Türkleri'ne geldi söz, “Ayşe bu hafta gidelim Ahlat'a” dedi. “Hafta sonu gelebilirim” dedim. Onların da hafta sonu Amasya'da düğünleri varmış. “İyi ondan sonraki hafta Ahlat'a gidelim” diye kararlaştırdık. Mustafa ile her hafta sonu Anadolu şehirlerine gidip oradan insan hikayeleri yapalım istiyorduk. Bismillah deyip Ahlat'tan başlayacaktık güya...


DERTLİLERİN BABASI
O gün iş güç arasında Mustafa'nın telefonla yaptığı konuşmaların sesi geliyordu kulağıma. Yönetmen Safa Önal kendisinden Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan randevu almasını istemişti. Hem sayfasını yapıyor hem de Önal için sağı solu arıyordu sürekli.
Mustafa bize benzemezdi. Haberde tanıştığı insanların bile dertlerini çözmek için uğraşırdı. Hatta hiç tanımadığı insanların dertleri onun derdi olurdu. Mustafa'ya bütün dertlerimi anlatırdım. Evde kırılan camımı da, tartıştığım arkadaşımı da. Yetmezdi arkadaşlarımın, tanıdığım tanımadığım herkesin derdini ona anlatmayı severdim. “Arkadaşımın kardeşi evlenecekmiş düğün mekanı olarak şurayı beğenmişler Mustafa sen o mekan sahiplerini tanıyorsun indirim yaptırabilir miyiz?” "Bir arkadaşımın arkadaşı var işten çıkmış iş arıyormuş şu kişiye ulaşabilir miyiz..?”

 Aceleyle ne zaman yazı yazsam 'Nasıl olmuş?' diye Mustafa’ya gösterirdim. O her yazıda bana şunu söylerdi: “Ayşe içinden geldiği gibi yazmışsın çok doğal, sakın düzeltme yapma, böyle kalsın.

Gülerek dinlerdi ve mutlaka bir çözüm bulurdu. “Gel sigara içelim” diye kapının önüne çıkıp onunla laflamak ruha şifaydı. Mustafa kapının önüne çıkar çıkmaz kedileri koşar ayaklarına dolanırdı. Bahçede otururken o bir eliyle sigarasını içer diğer eliyle sırasıyla kendilerini sevdirmek için gelen kedileri okşardı. Diğer yandan da ya beni dinlerdi ya da kitabı için gezdiği camileri anlatırdı.
18 yıllık iş arkadaşımızın kimseyle tartıştığına şahit olmadık. Kalbini kıranların bile kalbini kırmayacak bir adamdı o. Hiçbir şey olmamış gibi küçük kırgınlıkları mesele etmez, ilişkilerini devam ettirirdi. Onun bu hallerine şahit oldukça hayranlıkla sorardım “Mustafa böyle iyi insan olmayı nasıl başarıyorsun?” diye. Yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemeyle “Yok ya” derdi bir derviş edasıyla.
MUSTAFA'YI VURMUŞLAR
Cuma akşamı işten çıkıp arkadaşlarımla buluşmak için Atpazarı'na gittim. Neşe içinde çaylarımızı içiyorduk ki cep telefonlarımıza mesajlar düşmeye başladı. Ankara'dan ortak bir gazeteci arkadaşımız jetlerin havada uçtuğunu İstanbul'da ise köprülerin kapatıldığını söylüyordu. Herkes iş yerini arkadaşlarını aramaya başladı. Ne oluyor? Darbe mi yoksa terör saldırısı mı? Derken gazeteci bir arkadaşım 'Darbe oluyor Ayşe, duyumlar sağlam kendine dikkat et' diye mesaj attı. Darbe olduğu kesinleşince haber sitelerine bakmaya başladık. Ama tek bir haber yok. Derken biri sonunda heyecanla 'Yeni Şafak haber geçiyor şimdi. Askeriyedeki FETÖ'cüler ayaklanmış” dedi. Olayın rengi anlaşıldı. Atpazarı bir anda boşaldı. Herkes caddeye çıktı. Kalabalığın Vatan Emniyet'in önüne indiğini duyduk. Ben şarjım olmadığı için eve gideyim dedim önce. Sonra yolda fikir değiştirip Edirnekapı'dan Vatan Caddesi'ne doğru yürümeye başladım.Önce Vatan'a oradan tekrar yürüyerek gazeteye geldim. Gazetede büyük bir heyecan ve coşku vardı. Birinci sayfa yapılıyordu, gazetenin patronları internet servisinin olduğu kattaydı ve hararetli bir sohbet dönüyordu. O an büyük gürültüyle üzerimizden iki jet geçti. Güvenlik ışıkları kapatıp herkese 'aşağı inin' çağrısı yaptı. Kalabalık aşağı inerken ben Vatan'daki arkadaşlarımı aramak için telefonumu almaya çıktım. O sırada yukarıya gözleri kan çanağı olmuş görsel yönetmenimiz Numan İlhan geldi. “Ayşe, Cambaz'ı vurmuşlar” dedi ağlayarak. O karanlık gece birden üstüme çöktü. Üzerimizden gümbürtüyle ikinci bir uçak geçti herkes tekrar aşağı indi ben bir yandan camdan açılacak ateşten kendimi korumak için birinci sayfanın yapıldığı yere koşuyor diğer yandan ağlayarak Mustafa'yı arıyordum. Telefona kimse çıkmıyordu. Sonra gazeteden biri “Yok yok ayağından yaralanmış ameliyatta imiş” dedi. Bu hepimizin içini ferahlattı. Buna inanmak istedik ve öyle de yaptık. Birkaç kere daha Mustafa'yı aradım hatta saçma bir şekilde “Belki de uyuyor bu saatte o kadar ısrar etmeyeyim” diye içimden bile geçirdim. Sonra bir arkadaşım aradı gazeteci bir arkadaşından duymuş Mustafa'yı. “Şehit olmuş duydun mu” dedi. Ben 'yok yanlış bilgi ağır yaralı' diye çıkıştım. Derken herkes arayıp Mustafa'yı sormaya başladı. Ben de herkesi inandırarak Mustafa'nın ağır yaralı olduğunu söyledim.Sabahın ilk ışıklarına kadar biz de gazetede birbirimize buna inandırdık. Ta ki oğlu Alpaslan, “Babamın kanlı gömleğini doktorlar elime verdi babamı kaybettik” diyene kadar...

OĞLUNUN DOĞUM GÜNÜNDE VEDA
Mustafa şehit olmadan bir gün önce kantinde foto muhabirimiz Talha'nın doğum gününü kutlamıştık. “Pazar günü de benim oğlumun doğum günü” diyen Mustafa ve ekibin neşeli halini görünce elimdeki cep telefonuyla “durun sizin resminizi çekeyim güzel bir hatıra olur” dedim. Meğer o Mustafa ile son mutlu günümüzün fotoğrafıymış. Pazar günü oğlunun doğum gününde hepimizi hıçkırıklara boğarak ebedi yolculuğuna çıktı. Mekanı Cennet inşallah!
Bu ölüm ona çok yakıştı
Mustafa Cambaz bir ay önce yeni evine taşınmıştı. “Salonumun manzarası çok güzel gelir görürsünüz” dediği o eve taziye için gitmek nasip oldu. O salonunun balkonundan seyrettiği İstanbul boğazından daha güzel bir mekana gittiğine iman eden arkadaşları olarak eşine ve oğluna taziye verdik. Mustafa hayatımda tanıdığım ailesine sadık en iyi aile babasıydı. Onlarsız bir lokma akşam yemeği yemezdi. Gittiği her yere onları da götürmek isterdi. “Biz okuldan arkadaşız” demişti bir gün eşi Semra Cambaz'ı anlatırken. Taziyede eşiyle bol bol Mustafa'yı konuştuk. “Biz Mustafa ile İhsan Mermerci Lisesi'nde okuduk. Lise ikiden beri hiç ayrılmadık. Lise bittikten sonra evlendik. Bu yıl 30. evlilik yılımızı kutlayacaktık” diyen Semra Cambaz, Mustafa ile lise aşklarının hâlâ devam ettiğini belirtiyor ve ekliyor: “Bizim zamanımızda telefon yoktu. O zamanlar yapamadık. Şimdi telefonlaşıp dışarda buluşalım derdim. Dışarıda buluşurduk. Ölmeden 3 gün önce şehit olmayı dilemiş. Bana 3 yıl önce demişti ki: 'Bak Semra ben gazeteciyim. Her an bir çatışmanın içinde olabilirim. Ben zaten vurularak öleceğim.' Aksiyon adamıydı. Hareket halinde öldü. Bu ölüm ona çok yakıştı...”
"Mustafa beni vara yoğa aramazdı. Merakta bıraktığı çok olmuştur. Niye merakta bırakıyorsun derdim. Zaten önemli bir şey olsa sana haberi gelir derdi. O gece ilk kez kendisi aradı. Oğluma 'Baban aradı ya yavrum. Baban bizimle vedalaştı' dedim, vurulacağı içime doğdu. Benim kocam hesap sormaya gitti. Kanlı katillerin içine düştü" diyen acılı eşi şunları söylüyor: “Mustafa çok güzel bir yere gitti. Ona bu ölüm yakıştı. Şehitliğin yaşı yoktur ama ben onu göremeyeceğim diye üzülüyorum. Ben onun elini tutamayacağım diye, yumuşak sesini duyamayacağım diye üzülüyorum.”

MEZARINDA KURUMUŞ KARANFİL AÇTI
“O gün burada camlar sallandı. Silah sesleri, bomba sesleri... Arka arkaya selalar veriliyor. Ezanlar okunuyor. Tekbirler geliyor. Savaş çıktı dedim. Biz o gün bu evde cehennemi yaşadık. O esnada Mustafa aradı. “Karakol kurşunlanıyor. Biz sıkıştırıldık” dedi Mustafa... Oğlum babamı bulacağım dedi. Oğlumda Mustafa'nın arkasından onu bulmaya gitti. Komşumuz oğlumu buldu getirdi bana. Fakat Mustafa'yı kimse geri getiremedi” diyen eşi, Mustafa'nın mezarını ilk gün ziyaret ettiklerinde üzerinde kurumuş karanfili toprağa diktiğini erkesi gün tekrar gittiklerinde karanfilin açtığını söylüyor buruk bir gülümsemeyle... Ruhu şâd olsun!
20 yıllık çalışma arkadaşlarını buluşturdu
Cenazesinde kimler yoktu ki... Kurulduğu günden bu yana Yeni Şafak ve TvNet'te çalışmış olan herkes oradaydı. Hatta birlikte gittiğimiz haberlerde Mustafa'yla bir kere sohbet edenler bile gelmişti. Mustafa Cambaz gazeteye son olarak 'şehit' mertebesinde geldi, hepimizi ağlatarak gitti.

KAYNAK: YENİ ŞAFAK PAZAR EKİ

HABERE YORUM KAT