1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Önder Kutlu

  3. Vizyon Kabinesi…
Prof. Dr. Önder Kutlu

Prof. Dr. Önder Kutlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Vizyon Kabinesi…

A+A-

Nefesler tutulmuş, 27 Ağustos’taki Ak Parti Genel Kurulu’nu ve tabii ki Sayın Davutoğlu’nun Genel Başkanlığını beklerken, ‘dost – düşman’ aslında bir sonraki adımı, yani açıklanacak bakanlar kurulunu merak eder durumda. Yeni kabine herkesi yakından ilgilendiriyor.

Konuyu birkaç başlık altında beraberce irdeleyelim…

Birincisi, bunun bir ‘Vizyon’ kabinesi olacağını biliyoruz. Nedir vizyon? İleride, muayyen bir süre sonra kendinizi nerede görmek istiyorsunuz? Öyleyse ‘vizyon kabinesi’ ülkeyi ileriye, 2023’e, 2071’e götürecek, tabiri caizse ‘çağ atlatacak’ ve ‘restorasyonu’ devam ettirecek olan kabine. O durumda bu kabine ‘kukla’, ‘göstermelik’, ‘güçsüz’, ‘yetersiz’ olamaz; olmamalı.

Şartlar Ak Parti için en müsait durumda. Başarı grafiğini 12 yıldır sürekli olarak artıran bir parti ve bu partinin hükümeti var bugün. Halkın çok büyük bir kesimi yapılanları destekliyor. Kolay değil, daha iki hafta önce 13+F koalisyonuna çok ağır bir yenilgi yaşattı.

Muhalefetse umut vermiyor; ‘ikna edici’ hiç değil. Yani seçmeni ‘itiyor’. Ak Parti ise aksine toplumun tüm kesimlerine ulaşıyor, onları kucaklıyor. 11 Temmuz’da Sütlüce’de yapılan Cumhurbaşkanlığı ‘Vizyon ’ Belgesi Açıklama Toplantısı’nda ifade edildiği üzere, yeni dönem ‘vizyon’ dönemi. Seçilmiş Cumhurbaşkanımızın ‘Eski – Yeni’ Dönem retoriğini ve vurgusunu bu anlamda yorumlamak gerekiyor.

O toplantıya katılan insanlar toplumun çok farklı unsurlarını yansıtır tarzda idi. Yoksa benim normal şartlarda Bülent Ersoy’la aynı çatı altında oturmam mümkün olmazdı. Farklı dinlerden, inançlardan, ideolojilerden ve sosyo-ekonomik gruplarından herkes vardı. Bence bu müthiş bir zenginlik. Yoksa ben Bülent Ersoy’un hayat tarzından ve fikirlerinden hazzediyor değilim. Ama o’na bile ulaşılabilmesi, bence herkese ulaşıldı anlamına gelir. Bence konunun özeti bu. Gerisi detay.

İkincisi, seçim sürecinde kullanılan dil ve yaklaşımı da yabana atmamak gerekiyor. Farklı etnik, dini ve ideolojik toplumsal kesimleri kaynaştırıcı, arızi ve ülke birlik ve beraberliğine kast eden paralel ve ‘hastalıklı’ yapılanmaları ‘ayrıştırıcı’ ve marjinalize eden, son derece kesin ve net ifadelerle halk iradesine vurgu yapan, bir dil kullanıldı. Öyleyse, Türkiye Cumhuriyeti 62. Hükümeti hedef ve amaçları belli bir hükümet olacak; aldığı kararları kararlı bir şekilde uygulayacak.

Üçüncüsü, genel anlamda Ak Parti’nin kendini güçlü hissetmesi son derece doğal. Ama Parti’nin küçük bir nüvesini yansıtan yeni hükümetin kendini çok güçlü hissetmesi için her türlü şart da hazır. Aynı ilke ve amaçlar doğrultusunda hareket edecek ve doğrudan halk iradesi ile vazifeye gelen yürütmenin iki kanadı el ele, kol kola vazife icra edecek.

‘Son yedi yıldır zaten bu uyum vardı’ iddiasına katılmam. Öncelikle; bunun tam olarak böyle olduğunu bilmiyoruz. Nitekim Cumhurbaşkanı Gül’ün ve Hanımefendi’nin ‘Resepsiyon’ açıklamaları bunu doğrulamıyor. Doğrusu, benim konum da değil. Öte yandan, halkoyuyla göreve gelmeyen Cumhurbaşkanı, cumhuru ne kadar temsil edebilir? Nitekim, Sayın Gül’ün bu konuda da zafiyetleri vardı.

Aslında iki makamın arkasındaki demokratik destek ve uyum konuları çok uzun dönemdir Türkiye’nin özlediği bir tablo idi. ‘Uyum’, belki Cumhuriyet’in ilk yıllarında kendini göstermişti. Ama o yıllardaki icraatlar ve halk iradesini yok sayan yaklaşımlar bugün daha önce olmadığı kadar eleştiriliyor. O dönemde maalesef, makamlar arasındaki ‘uyum’ vatandaş için çoğu zaman ‘çile’ anlamına gelmekteydi.

Bugün uyum, toplum açısından pozitif enerji anlamına geliyor. Buna sinerji de deniyor. Fakat, ben bu kelimeden çok fazla hazzetmiyorum. ‘Olumlu enerji’ meramı anlatmak için daha uygundur diye düşünüyorum. Zira, ‘sinerji’ olumsuzluk için de kullanılabilir. Çeteleşme, mafyalaşma, paralelleşme bence olumsuz sinerji.

Dördüncüsü, ‘düşman’ taraf ise Bakanlar Kurulu’nun Ak Parti ve toplum açısından tartışma, ayrışma ve bölünme doğurmasını umut ediyor. Acaba, yeni durumu kabullen(e)meyen ‘eski’ bakanlar, bakanlık ‘beklentileri’ karşılanmayan vekiller veya (baş)bakan değişmesi ile görevinden alınacak bürokratlar hükümetin uyumuna zarar verebilir mi? Nitekim Binali Yıldırım’ın basın toplantısını nasıl da merakla beklediler! Nasıl da umuda kapıldılar!

Durum şu: Bugün Ak Parti tarihte olmadığı kadar muktedir; tarihte olmadığı kadar ‘güçlü’ ve tarihte olmadığı kadar ‘yeterli’. Görevden alınan bakan, Bakan yapılmayan milletvekili ve görevden alınan bürokratın Ak Parti aleyhine bir hareket içine girmesi mümkün değil. Çünkü, Parti halk iradesini arkasına almış durumda. Halk iradesine karşı çıkanlar orta ve uzun dönemde kaybetmek zorunda.

Beşincisi, Ak Parti kadroları ve seçmense pozitif beklenti içinde. Buna siyaset bilimi literatüründe ‘güven’ diyoruz. Zira ‘güven’i “pozitif beklentilerden kaynaklanan ruh hali” diye tarif ediyoruz. Seçmen oyunu verdi, Cumhurbaşkanı’nı seçti. Seçtiği kişi ve tabii ki Parti kurullarının kararını bekledi ve bu karar ‘Davutoğlu’ oldu. Her şey mecrasında ilerliyor. Piyasalar durumu kabullendi. İç ve dış odaklar benimsedi. ‘Müdahale’ yok; ‘çelme takma’ yok; olağan dışı hiçbir şey yok. Sonuç olarak seçmen, seçtiklerine güveniyor. Seçmeni ‘üzecek’ ve ‘ters köşeye’ yatıracak bir şey olmadı.

Bütün bu anlattıklarım bir durum değerlendirmesi. Aslında sorular şu şekilde sorulsa daha doğru olur diye düşünüyorum: Peki, bu kabine neler yapacak? Neler yapmalı? Nasıl yapmalı? Kimlerle beraber yapmalı? Ne zaman yapmalı?

Seçime bir yıldan az bir süresi kalan ve ‘baş döndürücü’ bu gelişmeleri yaşayan bir toplum ve Parlamento bu süre zarfında neleri yapabilir? Neleri yapamaz? Kuşkusuz bu süre çok hayati. Hayati, çünkü önümüzdeki 10 – 20 yılda tecrübe edeceğimiz değişimin ‘kodları’ belirlenecek, ‘mayaları’ çalınacak, ‘şartları’ hazırlanacak, ‘kadroları’ tespit edilecek. Bu başlıkların her biri titizlikle belirlenmelidir. Zira, bir anlamda ‘geleceği inşa edecek’ şartlar netleştirilecek. Bu ülke içinde belli kamu politikası başlıkları açısından olacağı gibi, uluslar arası politika açısından da ‘Dünya Devleti’ olmanın gereklerini belirleme anlamına gelecek. ‘Dünya devleti’ olmak öyle kolay bir şey değil. Osmanlı konumunu yüzyıllar içinde kaybetti. Ama ülkemizin buna tahammülü yok. Kısa sürede, mümkünse bizlerin ömrü hayatında bu gerçekleşmeli. O nedenle 2023 ve 2071 Vizyonları bizim olmazsa olmazımız.

Yapılacak olanlar konusu çok geniş bir alan. Yeni Anayasa, Paralelle mücadele, Ekonomik ve sosyal kalkınma, Yapısal dönüşüm, Değerlerin dönüşümü, Fiziksel ve teknik gelişim vs. konuları üzerinde daha fazla kafa yorulacak; hatırı sayılır iyileşme sağlanacak.

En büyük soru belki de şu: Peki, biz buna hazır mıyız? Bürokratlarımız hazır mı? İş dünyası hazır mı? Sivil Toplum hazır mı? İnanın dünya hazır. Rakiplerimiz hazır. Dostlarımız hazır. Düşmanlarımız da hazır.

Biz nerede duruyoruz? Lütfen bu konuya yoğunlaşalım.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT