1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Yasin Aktay'dan 'derin devlet' açıklaması!
Yasin Aktay'dan 'derin devlet' açıklaması!

Yasin Aktay'dan 'derin devlet' açıklaması!

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmadan önce nişanlısı Hatice Cengiz’e “Bana bir şey olursa ara” dediği AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, haber7'ye özel açıklamalarda bulundu.

A+A-

AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, bir arap televizyonundaki 'derin devlet' sözlerine açıklık getirdi. Aktay, sözlerinin çarpıtıldığını söyledi.

  • Kaşıkçı ile ilgili olarak ortaya çıkan son bulgular hakkında ne diyorsunuz? Biliyoruz siz genelde başından beri ihtiyatı elden bırakmıyor, Kaşıkçı’nın yaşama ihtimalini tamamen yok saymıyorsunuz?

Doğrudur. İhtiyatı elden bırakmak hiç istemiyorum, çünkü taşıdığım bir sorumluluk var. Kesin delil olmadan konuşmam doğru olmaz. Ancak şu ana kadarki bütün bulgulara rağmen Kaşıkçı’nın yaşıyor olma ihtimalinin de hızla tüketilmekte olduğunu da görüyorum. Maalesef ağırlıklı kanaatim onun feci bir biçimde öldürülmüş olduğu yönündedir. Konsolosluğa girdiği kesinken, oradan normal yollarla çıkmamış olduğu da en büyük delilimiz. Şimdi buna aynı saatlerde orada bulunan ve aralarında adli tıp uzmanı bir asker ve toplam 15 istihbaratçının Kaşıkçı’nın kayboluşundan bağımsız düşünülemeyecek bir hareketliliği var. Bunlar öyle görünüyor ki, Türkiye’ye tam Salı günü sabahı, yani Kaşıkçı’nın konsoloslukla randevulaştığı saati hedefleyerek gelmiş ve onun kayboluşuyla eşzamanlı olarak ayrılıyorlar. Otelde rezervasyonları birkaç günlük ama bir gece bile kalmadan apar topar gidiyorlar. Konsolosluk residansına yine birlikte gidip harcadıkları birkaç saat var ve her iki mekanın yani konsolosluk binası ve residansının bütün Türk görevlilerinin o gün izne ayrılmış olması gerçeği var. Bütün bunlar hedefi Kaşıkçı olan bir operasyonun yeterince ikna edici kanıtlarıdır. Ancak hedef öldürmek midir? Yani işin neticesi öldürülmesi mi yoksa kaçırılması mıdır, bunu anlamak için sanırım biraz daha bilgiye ihtiyacımız olacak ki, öyle anlaşılıyor ki, o bulgular da yakında ortaya çıkacaktır. En azından giden uçaklara binenler arasında olmadığı kesin. Yani kaçırmışlarsa bile o uçaklarla kaçırmamışlardır. Başka türlü kaçırmaları da kolay değil.

 

  • Yani bu durumda kaçırmışlarsa onu İstanbul içinde bir yerde mi tutuyorlar demektir bu?

Tabi sağ olarak kaçırmışlarsa. Ama çok da güçlü bir ihtimal değil bu. Bu kadar ekip onu kaçırma işlemini yapıp onu bir yerde terk etmek için gelmiş olamaz.

  • Siz daha önce de Kaşıkçı ile defalarca görüşmüşsünüz. Size hiç tehdit aldığını veya konsolosluğa gitmek gibi bir planı olduğunu söylemiş miydi? 

Kendisiyle en son bir buçuk ay kadar önce görüşmüştüm. Sanırım o zaman nişanlılığı böyle bir belge almayı gerektirecek bir aşamaya gelmemişti, zaten nişanlanmış olduğunu da söylememişti. Ama aramızda onun konuyu açmasıyla Suudluların Türkiye’de adam kaçırma-suikast yapma gibi eylemler yapma imkan ve ihtimalleri üzerine konuşmuştuk. Son zamanlarda ülkesinde hiçbir suçu olmayan, muhalif bile sayılmayan aydın, alim, akademisyen ve siyasetçilerin tutuklanması ve takip edilmeleri üzerine bir tedirginlik duyduğunu anlıyordum. Passaport süresinin bitmek üzere olması dolayısıyla bir pasaport arayışı içinde olduğunu da söylemişti. Kendisine hazırlığı yapılmakta olan Türk Vatandaşlığı imkanına başvurup başvurmadığını sorduğumda, Amerika’da devam etmekte olan bir vatandaşlık müracaatının bulunduğunu söylemişti. Yine de Türkiye’de Suud istihbaratının bu tür işleri yapmayı göze alamayacağını bizzat kendisi söylemişti. Ama doğrusu bu güveninden pek de emin değildi. Biraz da emin olmak isteyen bir hali vardı. Ama kendisinin yazdıklarından dolayı hiç hoş karşılanmıyor olduğunun, kendisine yönelik büyük bir hoşnutsuzluğun olduğunun farkındaydı ve bu kendisini tedirgin etmeye yetiyordu.

  • Peki eğer gerçekten söylendiği gibi öldürüldüyse, veya öldürülmediyse bile şu ana kadarki bulgularla en kesin ifadeyle sadece kaçırılmışsa bile, burada büyük bir acemilik olduğu görülmüyor mu? Şöyle söyleniyor: Bir cinayet için bu kadar adam gelir mi? Bu kadar kayıt ve iz bırakır mı? Ne dersiniz?

Tabi profesyonellerin her zaman mükemmel cinayet planları veya pratikleri olacağını biz varsayıyoruz. Bense baktığım yerden kendilerine aşırı güvenlerinin başlarını eninde sonunda büyük belaya sokacağını görüyorum. Çünkü kibir ve profesyonellik duygusu bazen kendi alanında bile ayrıntıları veya ihtimalleri gözardı etmeye neden olabiliyor. Allah kendini akıllı gören kullarını böyle aptalca şeylerle sınayabiliyor. Çok basit şey, Kaşıkçı’yı kapıda bekleyen birinin olabileceğini hesaba katmamış olmalarıdır. Oysa olay ve mekan özeliklerine baktığınızda bu işe girişen birinin veya bir ekibin ilk sorması gereken şey bu olmalıydı. Elinde iphone’a bağlı saat var ama bunun telefonu yok. Telefonu nereye koydun diye sorsa bu cevaba ulaşacak. İhmal ettikleri bu basit şey bütün olayın başlarına patlamasına sebep oluyor. Doğrusu nişanlısı kendisine refakat ediyor olmasa ve Kaşıkçı’nın tam üç buçuk saattir içerde olduğunu hemen haber vermemiş olsa, büyük ihtimalle biz günler sonra karşımızda çok daha faza bilinmeyen ihtimallerle dolu bir alanda gaybı taşlıyor bulacaktık. Kaşıkçı’nın Türkiye’de olduğunu bile çok az kişi biliyordu. O zaman gerçekten o operasyonu yapanların bıraktığını zannettiğimiz izleri bulmak için ihtiyaç duyacağımız ipucunu ara ki bulasın.

  • Sizin ve Turan Kışlakçı’nın ismini verirken başına bunların geleceğini tahmin etmiş belli ki.

Doğrusu başına bunların, yani giderek yaklaşmakta olduğumuz ihtimalin, geldiğini tahmin etmiyordu. O muhtemelen en fazla konsoloslukta tutuklanma ihtimalinden çekiniyordu. Böyle bir operasyonla canına kastedilebileceğini hiç düşünmüyordu. Bir suikast için konsoloslukta kendisine bir tehdit beklemiyordu, o yüzden nispeten daha güvenle gidiyor.

  • Peki bu size acemilik gibi görünen şeyi yine de başka türlü okuyabilir miyiz? Kaşıkçı olayı Türkiye’ye yönelik de bir operasyon olabilir mi? ABD bu meselenin neresinde? Sizin yazınızda ve bir Arap kanalına bahsettiğiniz “derin devlet” işin neresinde olabilir ve ne yapmaya çalışıyor olabilir?

Ben ilke olarak önce hiçbir ihtimali dışlamam. Ama bu her ihtimalin aynı ağırlığa sahip olduğunu kabul ettiğim anlamına gelmiyor. Suudi Arabistan ve Türkiye ilişkilerinin kötü olmasını isteyen bir kanadın olduğu sır değil. Ne yazık ki bugünün Suud yönetimi de ilişkilerin kötüye gitmemesi için hiçbir çaba sarf etmiyor, aksine bozmak için elinden geleni yapıyor. Aramızda son zamanlarda ihtilaf konularımız ittifak konularından daha fazla. Arap Baharı, Mısır darbesi, Katar meselesi ve en son YPG’ye açıkça destek vermeleri, Türkiye’yi dengelemek için büyük Kürdistan devletinin kurulmasına stratejik bir vizyon olarak bakan yetkili ağızlardan açıklamalar. Bütün bunlara rağmen Türkiye işlerin daha kötüye gitmemesi için çaba sarfediyordu. Bir yandan BAE-Mısır ile kurulan eksen, bir yandan ABD’nin Yüzyılın Planı dediği Kudüs’ün işgalini oldu bittiyle tamamlamaya verilen destek, Suud yönetimini Türkiye’ye giderek yabancılaştırıyordu. Böyle bir dönemde böyle bir eylem bu gidişatı destekleyenler için bulunmaz bir fırsat oldu. Ama diğer yandan işlerin yüzüne gözüne bulaştırılmış olması bütün bu ekseni büyük bir riske sokmuş oluyor. Kimse kendi konsolosluğunda özgür, saygın ve güçlü bir entelektüele böyle bir muameleye karşı sessiz kalamaz. Şu anda konu esasen Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki bir mesele olmaktan çıkmış, bütün medeni dünya ile Suudi Arabistan arasındaki bir meseleye dönüşmüştür.

  • Peki, Arap Kanalına bahsettiğiniz “derin devlet” meselesi… 

Orada kanalın bir Suud kanalı olduğu bilgisi var ki bilinmediğinden. Doğrusu konuştuğum Arabiye Kanalı Suud’a değil İngiltere’de yayın yapan Katarlılara ait bir kanal. Derin devlet kavramını ortada bir üçüncü taraf olabilir mi sorusuna cevaben ortaya attım. Ama sonra bunun üzerinde daha fazla durdum. Gerçekten de velev ki Suudi Arabistan’ın en üst düzey yetkilileri bu işin içinde olsun. Bu kanunsuz, hukuksuz, gayrı meşru bir eylemdir. Bunu yapana biz devlet demeyiz. Bunu yapanlar yargılanmaktan kurtulmaz. Suut devleti de bu sorumluların yargılanmasıyla bu yükten kurtulur. Devlet kılığında olsa da devlet demeyiz. Bu tür eylemlere biz Türkiye’de geçmişteki tecrübelerimizle derin devlet dedik ama bu, bir devletin devlet olabilmesi için kurtulması gereken bir şeydir. Bu sözlerim tam da ayrılan sürenin sonunda sözlerimin kesilmesi dolayısıyla yarım kalsa da başka türlü bir anlama yol açmıyordu. Buna rağmen Suud resmi kaynakları benim bu işin arkasında “Türk derin devletinin olabileceğini” söylemişim gibi tweet attılar. Akla mantığa,  izana tamamen ters bir çarpıtma, hatta çarpıtma bile değil, uydurma.. tabi bu uydurmayı BAE ve SA derin güçlerine bağlı maaşlı eleman olarak çalışmakta olan troller ordusu iyice köpürttü. Başta ciddiye almadım, onlara Arapça olarak cevap verip kendi video kaydımı paylaştım. Ama bir baktım ki Türkiye’de bu ifadelerimi birileri doğruymuş gibi alıp köpürtmeye başlamış bile.  

Bu olay dolayısıyla isminizin gündeme oturmasıyla Suudi Arabistan’da iktidar çevrelerinin hedefi olduğunuzu görüyor musunuz? Bu troll saldırısı büyük ölçüde bununla ilgili değil mi?

Tabi bununla ilgili. Bir defa resmi çevrelerde en iyi savunma saldırıdır anlayışı var. Bu iş çok ciddi ve görünen kadarıyla mevcut iktidarı ciddi endişelendiriyor. Bu da onları telaşla birşeyler yapmaya sevkediyor. Arapça yazdığım tweetlerin altına yüzlerce robot ürünü mesajlar yağıyor. Hepsi de küfrediyor, bir fikir veya cevap veya katkı yok. Sözü çarpıtmanın ötesine geçmişler haber uydurma aşamasına geçmişler.

Baktım bugün Suudi Arabistan’ın Arabiyye kanalı ses ve video görüntümü vermeden direk o twetteki uydurma sözü bana isnat ederek “Cumhurbaşkanı Danışmanı bu olay dolayısıyla Suudi Arabistan’ı itham etmiyoruz. Türk Derin Devleti yapmış olabilir dedi” diyerek vermiş. Bir telaş içinde oldukları ve bu olay için küçük vesilelere sarılmalarını anlayabiliyorum, ama Arapça tweetlerle defalarca yalanladığım halde bunu yapmaya devam ediyorlar.

Dün bir yarı resmi gazete aradı Riyad’dan, mülakat yapmak istedi. Ben tabi dilim yandığı için, ya yapamayacağımı veya kelimesi kelimesine yayınlama şartını kabul ettirerek konuştum. Bana benim onaylamayacağım bir mülakatı yayınlamayacakları sözünü verdiler. Yarım saat konuştuk. Bir iki saat içinde bana öyle bir metin gönderdiler, aman Allah’ım benim ağzımdan çıkmayan, neticede Suudi Arabistan’ı tamamen aklayan manşetler. Bu yanlış anlamaya hangi sözlerim yol açmış diye baktım. Ben soruşturma bitmeden elbette kimseyi itham etmiyoruz. Suudi Arabistan tarafından kesin olarak bildiğimiz Kaşıkçı’nın konsolosluk sınırlarından çıkmamış olmasına bir açıklama bekliyoruz, umarız ikna edici bir açıklama gelir sözlerimi, Suudi Arabistan bu işin arkasında değildir” haline sokmuşlar. Tabi onaylamadım, onlar da anlayışla karşılayıp yayınlamadılar.

  • Siz anladığım kadarıyla bütün bu olanlara rağmen Suudi Arabistan ve Türkiye ilişkilerinin iyi kalmasına özen gösteriyorsunuz. Peki bu olay hiç etkilemeyecek mi?

Etkilememesi mümkün mü? Ben bu olayın Suudi Arabistan içinde mutlaka derdin ir hesaplaşmayı, hukuka riayet taleplerini, temiz devlet taleplerini tetikleyeceğini düşünüyorum. Bu kaçınılmaz bir şey. Ne Türkiye kendi topraklarında işlenen böylesine vahşi bir eylemi görmezden gelip hesabını sormaktan geri durabilir ne de Suudi Arabistan tarafında burdan sonra işlerin kendi içlerinde böyle gitmesi mümkün olabilir. BU olay herşeyden önce Suudi Arabistan içinde büyük bir hukuk ve devlet reformunu tetikleyecektir. Dünya bunu talep edecektir. Suudi Arabistan da dünyadan kopuk bir başka dünya değildir. O yüzden benim hassasiyetim genel geçer bir hassasiyet, bu suç şu anda Suudi Arabistan’da devlet imkanlarını, yetkilerini hasbelkader kullanmakta olan ve kendilerini kanunun, hukukun üstünde gören bir ekibin irtikab ettiği bir suç.. Onun kim olduğuna dair hiçbir şey söylemem gerekmiyor. Zaten herkes suçlunun kim olduğunun ortaya konulmasının ve cezalanmasının takipçisi olacaktır. Bu temizliği yapmış bir Suudi Arabistan yönetimi ile Türkiye arasındaki ilişkiler kaldığı yerden devam eder.. 

HABERE YORUM KAT