1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. Yellen ve palavraları
Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

Yellen ve palavraları

A+A-

FED başkanı Yellen’in, ekonominin Merkez Bankası'nın hedeflerine yaklaştıkça faiz artışı için gerekçelerin de güçlendiğini,  istihdam piyasasında devam eden güçlü hareket ve ekonomik aktiviteyle enflasyon görünümü doğrultusunda gelecek aylarda faiz artış ihtimalinin arttığına inandığını, ekonominin büyümesini sürdürdüğünü, harcamaların sağlam temellere dayandığını, ABD [The Federal Open Market Commitee (FOMC)] Federal Rezerv Açık Piyasa İşlemleri Komitesi’nin (FRAPİK) önümüzdeki birkaç sene içinde enflasyonun %2'ye yükselmesini, büyümede ılımlı artışın sürmesini, düşünülen ekonomik görünümün ve beklentilerin gerçekleşmesine göre de FOMC’nin, zaman içinde kademeli faiz artışı uygulanmasının mümkün olduğunu düşündüğünü, ekonomik büyümenin güçlü değilse bile istihdam piyasasında daha fazla iyileşmeye katkı sağlayacak yeterlilikte olduğunu, para politikasının önceden belirlenmeyip ekonomik verilere bağlı olarak geliştiğini yani duruma (spontane) göre politika takip edeceklerini belirttiği 26 Ağustos 2016’da Jackson Hole konferansında, bu yılın Eylül-Aralık dönemi ile ilgili uygulayacakları para politikası hakkında bir çok cümleler kurup, her türlü anlama gelebilecek tarzda elle tutulur gözle görünür bir ipucu vermeyen açıklamalarına rağmen, küresel ekonomi kamuoyunda bu yıl faiz arıtırımı uygulamasına geçileceği düşüncesi ağırlık kazandı. Janet Yellen yaptığı konuşmasında zaten, uygulanacak para politikaları konusunda spontane davranacaklarını belirterek, FED’e oynayabileceği, çok geniş bir alan kazandırdı. Dahası FED’i, alacağı kararlarla ilgili gelişmeler ve sonuçlarla ilgili olarak, sorgulanma ve hesap verme sorumluluğundan kurtardı. Aralık sonuna kadar sadece ABD ekonomisinin değil, dünyanın diğer gelişmiş bölge (Avrupa Birliği gibi) ve ülkeleri (Almanya, İngiltere, Fransa, Japonya, Kanada vb.) ile, Çin, Hindistan gibi dünya ticaretinde söz sahibi ülkelerinde içinde bulunduğu gelişme yolundaki ülkelerin durumunun ortaya konulması ilgili açıklanacak onlarca veri ve bu verilerin olumlu veya olumsuz olacakları da dikkate alındığında, FED’in elinin ne kadar rahatladığı, ne kadar güçlendiği, alacağı kararlara bir şekilde mantıklı bahaneler bulabilecekleri, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Çünkü madalyonun karşısında, hiçbir şekilde sorumluluk yüklenemeyen, ekonomik açıdan suç işlemeyen ve ortaya çıkabilecek her hangi bir olumsuz durumda ise, mutlak olarak bir sebep bulabilecek hatasız bir ülke, yani ABD, onun FED gibi parasal organı, 24 Ekim 1945'te kurulmuş dünya barışını, güvenliğini korumak ve ülkeler arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak amaçlı kurulan ve halen 193 üyeye sahip uluslararası bir örgüt olan Birleşmiş Milletler ile, 4 Nisan 1949'da 12 ülke tarafından kurulan uluslararası askeri bir ittifak konumunu üstlenen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, NATO (North Atlantic Treaty Organization) gibi siyasi ve askeri ayakları vardır. Görünürde “Nükleer silah üretiyor”,  gerçekte ise petrole el koymak ve Ortadoğu’yu kendi çıkarlarına göre dizayn etmek bahanesiyle yerle bir ettikleri, yüz binlerce masum sivil insanın ve çocuğun ölümüyle sonuçlanan Irak operasyonu sonrasında, yıllar sonra yanlış yaptıklarını belirtip pişkince “pardon” cevabıyla geçiştirmelerinin hesabının sorulamadığı bir dünyada, ABD’nin, AB’nin yanlış yapması düşünülebilir mi?      

          ABD’nin, FED özelinde kendi ekonomisi ve küresel ekonomi ile ilgili ortaya çıkan realitenin sadece bununla sınırlı olduğu düşünülürse, işte o zaman en büyük yanlışa düşülmüş demektir. Çünkü ABD’nin yukarıda geçen uluslararası görünümlü kurumlar üzerindeki etkisini ve günümüzde bu kurumların aldığı kararların sorgulanma çabalarının başarısızlığa uğramaya mahkum olduğunu, kimse inkâr edemez. ABD dışındaki tüm ülkelerin bir defa bu gerçeği kabullenmeleri ve ekonomilerini yapısal sorunlardan (enflasyon, işsizlik, dış borç, cari açık, istikrarsız büyüme/kalkınma) elden geldiğince uzak tutmaları ve ABD, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler kaynaklı olası reel ekonomi ve finansal krizler karşısında, göreceli daha güçlü durmaları kendi çıkarlarına olacaktır. Tüm sıcak savaşların sebebi, ekonomik mücadelede öne çıkmaktır. Petrole (doğal zenginlikler, madenler) ve yüksek teknolojiye sahiplik konusunda geri kalındığının düşünülmesi ve bu ülkelerinde ABD, AB’ye üye ülkeler olması, dünyanın savaş, terör gibi her türlü soruna hazırlıklı olması için yeterli faktördür.  

          Küreselleşmenin gücünü günden güne artırdığı, reel ekonomi ve özellikle finansal araçlarla ülkelerin birbirleri ile daha bir sıkı kilitlendiği günümüz dünyasında hiçbir ülke gibi, hele yapısal sorunları çözmek için ekonomisinin kalkınma hızını artırmak amaçlı yatırımlar yanı sıra, eğitim, sağlık, alt yapı gibi ilave otonom yatırımlar yapmak zorunluluğu nedeniyle dış kaynağa (borçlanma) muhtaç gelişmekte olan ülkelerin, modern eğitimin tesisine, üretim ekonomisine ve yüksek teknolojiye yatırım yapmaktan başka hiç bir şansı yoktur. Ülkemiz bağlamında, reel ekonomimizi geliştirip küresel boyutta rekabetçi yapıya ulaşmayı başarmadan, içsel ve ABD, AB merkezli küresel ölçekte açıklanan verilerin peşinden koşarak, o verilerden anlamlar çıkarmaya çalışarak, bizim için stratejik anlam ifade eden 2023, 2053 gibi yıllarda belirlenen hedeflere ulaşmamız ancak lafta kalır. Çözümün başlıca reçetesi; ileri demokrasi, toplumsal birliktelik, evrensel insan haklarının yerleştirilmesi, yüksek teknolojili mal ve hizmet üretimi ile bunların küresel piyasalarda pazarlanması.

          Soru: Aynı vadeli tahvillerin getirileri aynı olur mu? Neden? 

          Sözün Gözü: İnsanlar ikiye ayrılır, her konuda objektif olanlar ve olmayanlar.   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT