28 Şubat sürecinde neler yaşandı?
Bugün 28 Şubat 2013. Tarihte kara bir leke olarak kalan ve ülke için silinmeyen bir iz olarak akıllara kazınan Post Modern Darbenin üzerinden tam 16 yıl geçti. Peki, geçen süreçte neler yaşandı. Günümüzde 28 Şubat Darbesinin izleri silindi mi? Yeni Haber
Bugün 28 Şubat 2013. Tarihte kara bir leke olarak kalan ve ülke için silinmeyen bir iz olarak akıllara kazınan Post Modern Darbenin üzerinden tam 16 yıl geçti. Peki, geçen süreçte neler yaşandı. Günümüzde 28 Şubat Darbesinin izleri silindi mi? Yeni Haber gazetesi sizler için araştırdık.
28 ŞUBAT SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?
Türkiye'yi 28 Şubat'a götüren süreç 1997'de askerlerin Sincan'da tankları yürütmesiyle başladı. MGK toplantısı sonrası askerlerin karşı çıktığı REFAHYOL hükümeti istifaya zorlandı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı'dan sonra göreve gelen Kıvrıkoğlu, "28 Şubat bin yıl sürecek" dedi. 28 Şubat süreci adını 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararları sonrasında aldı. 1995 genel seçimlerinde Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi sandıktan birinci parti çıkmasından sonra önce ANAYOL azınlık hükümeti kuruldu. Ancak bu hükümetin ömrü ancak 3 ay sürdü. Daha sonra RP lideri Erbakan ile DYP Genel Başkanı Tansu Çiller kamuoyunda REFAHYOL olarak tanımlanan hükümeti kurdu. 28 Şubat sürecini tetikleyen olay, Erbakan'ın ilk yurtdışı gezisini aralarında Libya ve Malezya'nın da bulunduğu bazı İslam ülkelerine yapması ve Kaddafi'nin, Erbakan'ı çadırında ağırlaması oldu. Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük'te toplanarak irticai gelişmeleri ele aldı.
SİNCAN'DA TANKLAR YÜRÜDÜ
30 Ocak 1997'de Sincan Belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye Başkanı Bekir Yıldız, İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye cihad oyunu konuldu. Askerler bu olay sonrasında hükümete tepki olarak Sincan'da tankları yürüttü. 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yapıldı.
'BALANS AYARI YAPTIK'
Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, tankların yürütülmesini "Demokrasiye balans ayarı" olarak niteledi. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Or. Amr. Güven Erkaya "İrtica PKK'dan daha tehlikeli" dedi. Bu olaydan sonra bazı illerde "Cumhuriyete Sahip Çıkın" mitingleri düzenlendi. 11 Şubat'ta Ankara'da Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü yapıldı.
9 SAAT SÜREN TOPLANTI
28 Şubat'taki MGK toplantısında 18 maddelik bildiri hazırlandı. 9 saat süren toplantıda laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğu sert bir şekilde vurgulandı. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB'e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu. 4 Mart'ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadı. Ancak 13 Mart'ta imzalamak zorunda kaldığı kararlar için "Sadece ön yazıyı imzaladım" dedi.
'POST MODERN DARBE'
Dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgeneral Erol Özkasnak gazetelere yaptığı açıklamalarda, "Post-modern darbe olmasaydı, 1999 seçimlerinde bu netice alınamazdı" diyerek, darbeyi savundu. 28 Şubat için "Post-modern" ifadesini kullanan ilk kişi oldu. 28 Şubat döneminde medyayla ilişkileri yürüten ve hükümete yönelik sert manşetlerin atılmasını sağlayan komutandı.
GÜNÜMÜZDE 28 ŞUBAT
SİYASİ TARİHE KARA BİR LEKE
AK Parti Konya İl Başkanı Ahmet Sorgun, “Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat, ülke demokrasisine vurulmuş en ağır darbelerden biridir” dedi. 28 Şubat’ın millet vicdanında izahı mümkün olmayan bir yara açtığını dile getiren Başkan Sorgun, açıklamasının devamında şunları söyledi; “28 Şubat 1997’de bir tertip yapılmış halkın oylarıyla seçilmiş bir iktidara son verilerek Türkiye olağanüstü zor bir döneme sokulmuştur. Dünyada ve ülkemizde gerçekleşmiş olan darbeler, toplum hayatında çok ağır travmalar, çok ağır bedeller, çok ciddi sıkıntılar yaşatmıştır. Türkiye de bunu yaşadı ve gördü. 28 Şubat’ta irtica yaygarası çıkaranlar aynı zamanda bir finansal mühendislik de yaptı ve tam 291 milyar doları hortumladılar. Şu husus çok iyi bilinmelidir ki millete tuzak kuran ve halkına uzak duran hiçbir anlayışın başarı şansı yoktur, olamaz da. Meşru hükümeti yıpratmak için her yolu mubah görenler, mahşeri vicdanda ebediyen mahkûmdurlar. Bu utanç verici sürecin aktörleri şimdi adalet önünde hesap veriyorlar. AK Parti, iktidara geldiği günden bugüne kadar Türkiye’nin demokratikleşmesi, demokrasisini güçlendirmesi, insan hak ve özgürlüklerinin güç kazanması, bu ülkedeki yönetimin normal demokratik bir yönetim olması için her türlü riski göze aldı ve mücadelesini kararlı bir şekilde hem Parlamento'da hem siyasi zeminde hem de hukuk alanındaki yapmış olduğu reformlara bugünlere ulaşmamıza vesile oldu
TOPLUM MÜHENDİSLİĞİNE SOYUNLAR HESAP VERMELİ
28 Şubat sürecinin sorgulanmasını son derece önemsediklerini belirten Konya Barosu Başkanı Av. Fevzi Kayacan, ‘‘Bu sürecin sorgulanmış olması aslında bir yönüyle ülkemizde demokrasinin işlediğini gösterir. Ve hukuk devleti ilkesinin de aynı zamanda gerçekleştiğini gösterir. Çünkü demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin uygulandığı ülkelerde, bu tür yapılanmalar, uygulamalar ve darbe girişimleri mutlaka sorgulanır ve failleri de ceza alırlar. Hukukla hareket edilerek ben bu 28 Şubat sürecine neden olan sorumluların mutlaka adalet önünde hesap vermeleri gerektiğine inanıyorum’’ dedi.
Sadece askeri kurumların mı yargılanması gerekir? Diğer meslek kollarının dahiliyeti hakkında ne düşünüyorsunuz? Sorusunu da cevaplayan Kayacan, ‘‘Bu süreçte toplum mühendisliğine soyunan ve bu olayda parmağı olan herkesle yüzleşilmelidir. 28 Şubat sürecinde yargıya brifing verilmişti. Bu brifingin yargı üzerindeki etkisi bence araştırılmalı. Bu brifingten sonra verilen kararlar mutlaka masaya yatırılmalı. Ve bu süreci tetikleyen kişiler ve kurumlarla mutlaka yüzleşilmelidir diye düşünüyorum. Aksi halde eksik kalır, sadece askerler değil tabi ki’’ şeklinde konuştu.
TÜRKİYE’Yİ DUVARA TOSLATTILAR
Sivil Toplum Kuruluşları Başkanı Latif Selvi, Sivil Toplum Kuruluşları bakış açısıyla, Geldiğimiz süreç ile 28 Şubat süreci arasındaki değişimi ve günümüzdeki noktayı değerlendirdi. Selvi, ‘‘Öncelikle 28 Şubat sürecine yaşanan olayları bir karanlık tablo olarak görüyoruz. Ve orada baskıcı bir rejim inşa edildi. Yönetime el koyan bir takım güç odakları ve bunlar asker, sivil, bürokrasi, bir takım iş çevreleri, medya uluslararası bir takım iletişim içerisinde bulundukları bir takım mekanizmalarla birlikte devletin işleyişine el koydular. Bunun neticesinde bir vesayet rejimi oluşturdular. Bu bir karanlık tabloydu. Türkiye'yi en sonunda siyaseten ve ekonomik olarak ve bürokrasinin işleyişi açısından duvara toslattılar. Şu anda geldiğimiz nokta itibariyle o karanlıkların aydınlığa dönüşmesi itibariyle yoğun bir gayret var. Gerek hukuki açıdan gerekse siyasi açısından toplum ve millet olarak yoğun bir gayretle çalışıyoruz ve çalışacağız’’ dedi.
Toplumun nasıl etkilendiği konusunda neler söyleyebilirsiniz sorusuna ise Selvi, ‘‘O süreçte toplum bir korku toplumuna dönüşmüştür. Neredeyse herkes inancından dolayı düşüncesinden dolayı suçlanır hale getirilmişti. Resmi kurumlar hukuk sistemi hangi birimi ele alırsak alalım böyleydi. Şöyle baktığımız zaman kurumlarımızın Milli Güvenlik diye bir dersi vardı. Ve bu dersler için gelen askeri yetkililerin görevi o dersi öğretmek değildi. Okuldaki öğretmenlerle, öğrencilerle, okul aile birlikleriyle, velilerle ilgili bile raporlar hazırlamak ve üst birimlerine sunmak. Yani buna fişleme diyoruz. Böyle bir görevi üstlendiler. Şimdi geldiğimiz nokta itibariyle değerlendirdiğimiz zaman hala bunun izlerini biz yaşıyoruz. Giderebilmiş değiliz. Ama şunu özellikle ifade etmiş olalım. Çok önemli bir mesafe katedilmiştir. “
PASTA DİLİMİNİ SAHİPLENME VARDI
İş adamı Hasan Angı ise 28 Şubat sürecinin ekonomik yönünden verdiği zararları gazetemize paylaştı. Sendikalar, sivil toplum örgütleri, iş adamları, medya, siyasiler ve askeri kurumlar bu kara günlerin yaşanmasına topyekûn vesile oldular diyen Angı, ‘‘Hedef sadece Türkiye'deki mevcut iktidarın bertaraf edilmesi değildi. Türkiye'de görünür tarafta bir pastanın sahiplenilmesi vardı. Bunu insanlarla paylaşmak değil sadece işte o belirli locaların bu işi sahiplenmesi söz konusu. Hatırlanırsa o dönemde sendikaların kendi iç kavgaları var, genel başkanlığa aday olanlar kör kurşuna gidiyordu. Türkiye'deki odalar, borsalar, zanaatkârlar konfederasyonu, işverenler konfederasyonu, diğer işçi örgütleri şimdi bunların derdi ne nedir diye baktığımız zaman hiçbirinin derdi temsil ettikleri kesimin seslerini duyurup haklarını savunmak değildi. Güya kendilerince laik Türkiye elden gidiyor şeriat geliyor, mevzu bahis olan vatansa gerisi teferruattır işçi işini kaybetse de işveren batsa da önemli değil mantığı hâkimdi. O zamanlar bakıyoruz özel bankaların, devlet bankalarının içi boşalmış. Şimdi bu paraları birileri götürdü. Refah yol iktidarı bir şekilde zorlamayla bitiriliyor. Yeni hükümet kuruluyor. Onları iktidara getirenlere ödeyecek diyetleri vardı. Süratle iç borçlanmaya gittiler, düşüş gösteren faizler tekrar yükselişe geçmişti. 2001 krizinin temeli aslında 28 Şubat sürecinin getirdiği ekonomik çöküntüdür. Anadolu insanı çocuğunu okula götürüyor akşam okuldan geliyor başörtüsü meselesinden çocuğun okulda rahat olmadığını görüyor. Bu sıkıntılar çok şükür atlatıldı. Günümüzde 28 Şubat’ın birçok izi silindi. Güzel günlere gidiyoruz’’ şeklinde konuştu.
Bakmadan Geçme