1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Akdeniz’de denge oyunu
Akdeniz’de denge oyunu

Akdeniz’de denge oyunu

Son dönemde Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen enerji merkezli faaliyetlerle tansiyonun yükselmesine neden olacak adımlar atılırken Türkiye, uluslararası hukuktan doğan egemenlik haklarını korumak amacıyla önlemler alıyor.

A+A-

Doğu Akdeniz’de neler olduğu ve yapılan anlaşmanın önemi hakkında bilgiler veren Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) İktisat Politikası Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal; “Doğu Akdeniz’de değişik görüşler olsa da, yirmi trilyon ile yüz trilyon dolar civarı, hatta çok daha fazla değerde petrol ve doğal gaz rezervleri bulunduğu ortaya çıkınca,  doğal olarak sınır ülkeleri olan Türkiye, Yunanistan, İsrail, Mısır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Lübnan, Suriye ve Libya’nın, bu bölgeye ilgisi arttı.  İşin tuhaf tarafı ya da artık günümüzde normalleştirilmeye çalışılan bir anlayışın sonucu olarak, Doğu Akdeniz ile sınırı bulunmamasına rağmen, yeryüzündeki tüm emtiaların doğal olarak sahibi şeklinde kendini konumlandırmaya çalışan ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkeler de, devasa enerji pastasından pay almak bir yana, başrole soyunup ev sahibi edasıyla kendileri paylaştırma telaşına düştüler. Uluslararası hukuk gereği her ülkenin 12 mil karasu, ayrıca ilan ettiği 180 mil olarak belirlenen Münhasır Ekonomik Bölge’de (MEB) petrol ve doğal gaz aramaları yapma hakkı vardır. Bölgede petrol ve doğal gaz pastasından pay kapmaya çalışan ülkeler için asıl sorun; ülkelerin kendilerine göre çizerek belirttikleri münhasır bölge alanlarının kesişmesi ve diğer ülkelerin yasal, yasal olmayan ve sübjektif nedenlerle MEB’leri tanımadıklarını açıkladıklarında, ortaya çıkmaktadır.” dedi.

dogu-akdeniz-1.jpg

“ANLAŞMA, ÜLKEMİZİN HANESİNE BÜYÜK BİR ARTI PUAN OLARAK GEÇTİ”

Öcal; “Ülkemiz için sorunun kaynağı şudur. Bölgeye sınırı olan Libya hariç ülkelerle, sınırı olmamasına rağmen ekonomik ve askeri bakımdan güçlü ülkelerin dayatmaları nedeniyle; enerji ithal bağımlılığı %90 düzeyinde olan ülkemiz için hayati bir önem taşıyan ve üstelik yasal olarak belirlenmiş karasularında, en tabii petrol ve doğal gaz arama-çıkarma çalışmaları yapma hakkı olmasına rağmen, oyun dışına itilmeye çalışılmasıdır. Bu zamana kadar GKRY tarafından İsrail, Lübnan ve Mısır ile yapılan anlaşmalara Türkiye, KKTC ve en son 27 Kasım’da Libya ile imzaladığı “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile en üst perdeden cevap verdi. Böylece Güney Kıbrıs Rum yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’ın başını çektiği anlaşmalarla, Lübnan, Mısır, Ürdün, İsrail gibi bölge ülkeleriyle üçlü iş birliği mekanizmaları kurmak suretiyle "Doğu Akdeniz Gaz Forumu" gibi oluşumlarla Türkiye'yi Akdeniz'de dışlama ve yalnız bırakma amaçlı politikalarını, bir anda boşa çıkardı.

dogu-akdeniz-5.jpg

Sonuç olarak Türkiye’nin Libya ile yaptığı anlaşma, siyasi, hukuki, moral ve motivasyon olarak, uluslararası ölçekte ülkemizin hanesine büyük bir artı puan olarak geçti. Libya ile yapılan anlaşma, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanları konusundaki ihtilafları sona erdirmese de, diğer ülkelere karşı Türkiye, KKTC ve Libya ile birlikte üçlü bir blok şeklinde karşılarına çıkılmasını sağladığı için, ülkemizin kendi hukuki ve siyasi tezlerine destek olması bakımından, elini güçlendirdi. Ayrıca Türkiye’nin GKRY dışındaki ülkelerle diyalog kapısını açık tutması diplomasi zaferi sağlaması yanında, bizzat araştırma gemileriyle sahada da faaliyetlerine devam etmesi, oyunun belirleyici aktörleri arasında ilk sıralara taşıdı” şeklinde konuştu.

dogu-akdeniz-1.png

“ÜLKEMİZ SİYASETİ ÖNEMLİ BİR SINAVDAN GEÇECEK”

Bu noktadan sonra ülkemiz siyasetinin önemli bir sınavdan geçeceğini söyleyen Öcal; “Çıkarılıp ekonomiye kazandırılması halinde enerji ithalat giderimizi büyük oranda karşılayacak olan Doğu Akdeniz petrol ve doğal gazı konusunda takip edilecek politikada sürecinde, iktidarı ve muhalefetiyle tek vücut mu olunacak, yoksa iç siyaset malzemesi yapılıp, tarihi fırsat kaçırılacak mı? Bunun cevabının ne olacağını zaman gösterecek elbette ama, ülkem adına temennim 82 milyonun kazanacağı şekilde sonuçlanmasıdır.” dedi.

dogu-akdeniz-2.jpg

“İHA ÜSSÜNÜ KURMAMIZ BİRİLERİNİN TADINI KAÇIRDI”

Türkiye’nin KKTC’ne İHA üssü kurmasını da yorumlayan Öcal; “Türkiye’nin Libya ile yapılan anlaşma ile Doğu Akdeniz petrol ve doğal gaz rezervlerinin olduğu bölgede, hem sahadaki faaliyetlerde hem de masada elini güçlendirmesinden sonra, KKTC’de silahlı-silahsız insansız hava araçları (SİHA-İHA) kurma kararı alması ve üstelik Geçitkale Hava Limanına ilk insansız hava aracını indirmesi, bölgeye sınırı olan ülkeler başta olmak üzere, hiçbir ülkenin toprağına göz dikmeyen, sadece kendi ülkesinin ve halkının güvenliğini sağlama peşinde koşan Türkiye’nin, bölgede etkinliğinin artmasından ve güçlenmesinden rahatsızlık duyan, Akdeniz, Karadeniz ve Orta Doğu’da bir takım hesaplar peşinde koşan ABD, Fransa, İngiltere’nin başını çektiği ülkelerin keyfini kaçırdı. Meclislerin onayından geçtikten çok kısa süre içinde, işlevsel hale getirilip Geçitkale’de konuşlandırılan insansız hava aracıyla hatta gerektiğinde kurulabilecek silahlı İHA’lar sayesinde Türkiye, İsrail, Mısır, Yunanistan ve GKRY’nin tüm faaliyetlerini takip etme olanağı elde edilecek, tabir yerindeyse uçan kuştan haberimiz olacaktır. Geçitkale hava üssü kurulması hamlesiyle Türkiye, mavi vatan sularında, hem kendinin hem de KKTC’nin elini güçlendirerek, tüm hesapları lehine çevirdi. Türkiye, artık kara suları içine giren çok daha uzak bölgelerde güvenli bir şekilde petrol-doğal gaz arama çalışmaları yapabilmesi, ekonomimiz için umut ışıklarının daha güçlü yanmasını sağlamaktadır” şeklinde konuştu.

dogu-akdeniz-4.jpg

“ULUSLARARASI ARENADA KAZAN-KAZAN KURALI GEÇERLİDİR”

İsrail medyasında İsrail ile Türkiye’nin İsrail gazının Avrupa’ya taşınması konusunda anlaşmaya vardığı söylentisine de yorum yapan Öcal; “Türkiye veya her bir ülke için fark etmez, uluslararası arenada kazan-kazan kuralı geçerlidir. Alınan kararların uygulamaya geçtikten sonraki sonuçları, kamuoyu vicdanında rahatsızlık meydana getirmemesi koşuluyla, ülkemizin lehine çıkarımlar sağlayacaksa, bu ülke İsrail bile olsa anlaşmalar yapılabilir. Tabi ki, Türkiye’nin ve birçok Müslüman ülkesinin İsrail’e bakış açısı bellidir. Ancak küreselleşmenin tüm dünyayı kapsadığı, ülkeleri birbirine adeta bağlı hale getirdiği günümüzde kaçınılmaz bir realite, hiçbir ülkenin birbirini dışlama lüksünün olmadığıdır. İsrail gazının Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşınması, tüm ülkelere ekonomik çıkar sağlayacağı gibi, Avrupa’nın nispeten daha uygun koşullarda doğal gaz temin etmesine yol açacaktır. Yedi milyar dolar civarında, sekiz yüz milyar metreküp doğal gaz rezervinin bulunduğu ve 2.2 trilyon metreküpünde yerinin tespit edildiği dikkate alındığında, East-Med boru hattı projesinin yüksek maliyetli sonuçları nedeniyle, söylenti halinde olan anlaşma taraflara, önemli ekonomik fırsatlar çıkaracaktır. İsrail, Yunanistan, GKRY başta olmak üzere, Doğu Akdeniz’deki emtiadan kaynaklanan gelirin hakça paylaşılıp bölüşülmesinden kendilerine alan oluşturmaya çalışan malum batılı ülkelerin, masada ve sahada Türkiye olmaksızın bir sonuca varılamayacağını bir an önce anlamaları hem bölge hem tüm ülkelerin lehine sonuçlar doğuracak, ortaya çıkacak bu olumlu havadan küresel ekonominin büyümesini hızlandıracaktır.” şeklinde bitirdi.

•TÜRKAN YILMAZ / YENİ HABER GAZETESİ

HABERE YORUM KAT