- Haberler
- Gündem
- Altun: '15 Temmuz, bir liderin milletiyle birlikte bağımsızlık destanı yazdığı gündür'
Altun: '15 Temmuz, bir liderin milletiyle birlikte bağımsızlık destanı yazdığı gündür'
İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimine karşı milletin zaferinin 4. yılına ilişkin Hürriyet gazetesine değerlendirmelerde bulundu. Altun, 15 Temmuz'un 4. yıl dönümünde İletişim Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verdi.
4. yılında 15 Temmuz’u nasıl değerlendiriyorsunuz? Genel bir değerlendirme yaparsanız ne söylemek istersiniz?
15 Temmuz; milletimizin, lideriyle birlikte, bağımsızlık için, vatan için, onuru ve şerefi için canını ortaya koyarak yazdığı bu toprakların en değerli destanlarından biridir. Hem bugünümüzü hem geleceğimizi şekillendiren en kritik hadiselerdendir. Bağımsızlık deyince akla gelen sembollerden biridir 15 Temmuz. Şaşkınlığı, hüznü ve zaferi bir gecede, millet olarak birbirimize kenetlenerek yaşadığımız zamanın adıdır. “Milletin üstünde bir güç tanımadım ben bugüne kadar” ilkesiyle, milletin iradesinden başka kimseye sırtını dayamayan bir liderin, milletiyle birlikte bağımsızlık destanı yazdığı gündür 15 Temmuz. İsimleri, sonsuza kadar yaşayacak şehitlerimizin bize bıraktıkları bir mirastır. Bununla birlikte 15 Temmuz sadece bir darbe girişimi değil, aynı zamanda bir işgal girişimidir. Milletin iradesinin tecelli ettiği TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni bombalayanların, sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik suikast girişiminde bulunanların planları sadece darbe değildi kuşkusuz. İrademizi her yönüyle teslim almak için gelmişlerdi. Zaten milyonlarca insan bunun bilincinde olarak ölüme meydan okudu o gece.
Çok açık ki gerek Türkiye içinde gerekse de dışarıda çok şey değişti. Küresel güçlerin Türkiye’ye karşı bakış açılarının lehimize değiştiğini hepimiz çok net gözlemleyebiliyoruz. Milletiyle, seçtiği lideriyle Türkiye’nin yekvücut olduğunu gördüler ve bu durum 15 Temmuz sonrasında çok şeyi belirledi. Türkiye’nin daha güçlü adımlar atmasını kolaylaştırdı. Uluslararası alandaki her politikamızın arkasında 80 milyon insanın olduğunu öğrendiler. Dolayısıyla söz konusu güçlerin FETÖ aracılığıyla giriştikleri darbe ve işgal girişimine karşı verdiğimiz mücadele, tüm dünyaya bir mesaj oldu. Bu milletin gerektiğinde yeniden istiklal mücadelesi vermekten, bu uğurda canını ortaya koymaktan çekinmediğini görmeleri hakikaten çok değerlidir. Bundan yaklaşık yüz yıl önce verilen bağımsızlık mücadelesi ruhunun hala dimdik ayakta olması sadece bu darbeyi organize eden güçler için değil, aynı zamanda bölgemizdeki diğer milletler için de bir özgüven vesilesi olmuştur. Özetle, dostlarımızın bize daha çok güvendiği, düşmanlık besleyenlerin ise kaybettiği bir geceydi 15 Temmuz gecesi.
Sözümona ileri demokrasilerdeki medya ve düşünce kuruluşlarının, demokrasi karşısında nasıl konumlandıklarını hepimiz ibretle izlemiştik o günlerde. Şundan emin olun ki, darbe girişiminin başarısız olduğuna üzülenleri tarih tek tek kaydetti. Bu utanç onları yüz yıl sonra da olsa yakalayacaktır. Darbecilerin yanında durdukları günden bugüne söz konusu odakların Türkiye ile ilgili, demokrasi ya da insan hakları ile ilgili herhangi bir konudaki analizlerinin, söylemlerinin ve iddialarının bir hükmü kalmamıştır. Bu kesimler, siyasi ve ahlaki meşruiyetlerini tamamen kaybettiler. Sadece bizim gözümüzde değil, hakikati önemseyen dünya kamuoyunun gözünde de kredileri tükendi. Türkiye’yi anlamak isteyen rasyonel bir akademisyen ya da idealist bir genç; darbecilerin değil, bağımsızlık ve demokrasiye, yani kendi iradesine sahip çıkanların anlattıklarını önemseyecektir. Demokrasi kavramının, milli irade kavramının merkezi olduklarını iddia edenlerin elinden bu söylem üstünlüğünü almış olduk. Bugün, çok açıktır ki bağımsızlık ve milli irade için canını ortaya koyan milletimize ve liderine kimse demokrasi, milli irade dersi veremez.
Terör örgütleri ve onları kullanan güçlere nasıl bir mesaj verdik o gece?
Milletimizin siyasal bilinci ve ferasetini hafife almaya kalkanlara, bu millet ülkesine ve liderine sahip çıkmaz diye hesap yapanlara ve bunun üzerinden strateji belirleyenlere çok açık bir mesaj verdik. Elbette bu mesaj sadece o gece için değil, sonrası için de çok net bir mesaj oldu. Yani o gün canını ortaya koyan şehitlerimiz ve yaralanan gazilerimiz, bağımsızlığımızı sadece o gece için değil, bundan sonrası için de sağlamış oldular. Kimse artık bu milleti ne darbeyle ne terörle ne de vesayetçi yapılarla esaret altına alma girişimlerine cesaret edemeyecek artık. Bu konuda plan yapanların aşmaları gereken gerçek bir 15 Temmuz direniş ruhu olacak her zaman. Masal ya da efsane değil. Geldiler, göreceklerini gördüler ve kaybettiler. Bu gerçeklik her zaman karşılarında olacak.
FETÖ ile mücadele dinamik bir süreç malumunuz. Devletimizin ilgili kurumları bu konuda çok hassas ve büyük başarılara imza atıyorlar. Örneğin en küçük bir ipucu üzerinden bile örgütün iletişim taktikleri ortaya konabiliyor ve bunun üzerinden örgüt elemanları deşifre olabiliyor. Sonuç olarak gizli bir yapılanmadan ve otuz yıl kırk yıl boyunca kendini saklamış teröristlerden söz ediyoruz. Bu noktada tabi milletimizin hassasiyeti çok önemli ve görüyoruz ki toplumsal destek gerçekten üst düzeyde. Bununla birlikte FETÖ ile mücadele bugün en temelde uluslararası bir mücadeleye dönüşmüştür. Türkiye, küresel bir aktör halini aldıkça FETÖ ile mücadelemiz dünyanın her yerinde daha güçlü bir şekilde gerçekleşiyor. Hep söyledik. Onlar kaçacak biz kovalayacağız. Ve yakalayacağız. Böyle birçok örnek var. FETÖ’nün birçok sözde yöneticisini yurtdışından kıskıvrak aldı geldi devletimiz. Onlara rahat vermeyeceğiz. 15 Temmuz’un, şehitlerimizin, gazilerimizin hesabını soracağız. Bizleri itibar suikastlarıyla, tehditlerle, kumpaslarla yıldıramadılar ve yıldıramayacaklar.
Bu, önemli bir konu. Zira en başından beri, darbecilerin ve diğer örgüt elemanlarının adalet önünde hesap vermeleri ve en ağır şekilde ceza almaları sağlandı. Bunu sağlayabilecek çok az devlet vardır bugün dünyada. 251 vatandaşımızı şehit eden katiller, Meclis’i, Cumhurbaşkanlığı külliyesini uçaklarla bombalayan hainler, Cumhurbaşkanımıza suikast yapmaya giden teröristler soğukkanlı bir şekilde adalet karşısına çıkarıldı ve en ağır şekilde cezalandırıldı. Çünkü Türkiye bir hukuk devletidir. Elbette uluslararası alanda ya da içeride, farklı davranmamızı bekleyenler hatta dileyenler olmuştur. Ancak bu noktada 15 Temmuz direnişi ve şehitlerimiz ile gazilerimizin fedakarlıkları göz ardı edilmedi. O direnişin ahlaki meşruiyetine, haklılığına gölge düşürülmedi. Darbeci katillerin çok önemli kısmı yargılamalar sonucunda büyük cezalar aldılar. Bununla birlikte yurtdışında saklanan teröristler konusunda da çalışmalar her an devam ediyor. Önümüzdeki süreçte de sözde demokratik ülkelerin darbeci teröristleri barındırmalarını sürekli gündemde tutacağız, ülkeye getirilip yargılanmalarını ve hak ettikleri cezaları almalarını sağlayacağız.
Evet çok haklısınız. Zira Türkiye artık terör örgütleri parantezini kapatmak zorundadır. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde, bu örgütleri gerek kendi sınırlarımız içerisinde gerekse de kaynağında kurutmak için çok önemli bir irade ortaya konmuştur. Tabi bu noktada güvenlik birimlerimiz içindeki FETÖ unsurlarının temizlenmesi, terörle gerçekten mücadele edebilmenin zeminini yaratmıştır. Suriye ve Irak’ta çok önemli sınır ötesi harekatlar gerçekleşmiştir. Bölgenin ortasına bir terör devleti kurmaya çalışanların planları bu harekatlar ile bozulabilmiştir. Bu süreçlerde şehitlerimiz oldu. Ancak şu çok açık ki, tarihin kırılma noktalarından birini yaşıyoruz. İstiklal mücadelemizden 15 Temmuz’a kadar devam eden bu bağımsızlık mücadelesinin en önemli safhalarından birini yaşıyoruz. En büyük gücümüz de 15 Temmuz gecesi gösterilen diriliş ruhu ile bu ruhu kendisiyle bütünleştirmiş bir lidere sahip olmamızdır kuşkusuz.
Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 2019 yılı başında yayınlanan bir genelgeyle yurtiçindeki ve yurtdışındaki tüm 15 Temmuz etkinliklerinin koordinasyon ve kolaylaştırıcılık görevi Başkanlığımıza verildi. Geçtiğimiz yıl, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte ilk defa bu süreci yürüttük. 15 Temmuz ruhunu hakkıyla yaşatmak, idrak etmek ve geleceğe de aktarabilmek için birçok çalışma yürütülüyor. Gerçekten de hepsi birbirinden kıymetli bu çalışmaların hayata geçmesi noktasında kurumlar arasında bir eşgüdüm, iletişim ve koordinasyon olması çok önemliydi. Nitekim aylar öncesinden sözünü ettiğim tüm kurumlar ile İletişim Başkanlığı’nın ev sahipliğinde 15 Temmuz koordinasyon kurulu toplantıları yapıp süreci başlattık. “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma 2020 Yılı Etkinlikleri Strateji Belgesi” hazırladık ve tüm kurumlarla paylaştık. Bu belge ile etkinliklerin 15 Temmuz ruhuna uygun bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için tüm kamu kuruluşları, sivil toplum ve üniversiteler arasında iş birliği sağlandı.
Geçtiğimiz yıl “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” kapsamında yurt içinde ve yurt dışında yaklaşık 1.500 olan etkinlik sayısı bu yıl 3.000’e ulaşmış durumda. 2020 yılında yurt içinde bakanlıklar ve kamu kurumları 1.609, üniversiteler 521, sivil toplum kuruluşları 132 adet olmak üzere toplam 2.236 program gerçekleştirecek. Yurtdışında ise 752 faaliyet icra edilecek. Elbette bu kadar çok proje ve etkinlik için bir sitem kurulması gerekti. Bunun için yazılımlar ve teknik çalışmalar yapıldı. Söz konusu etkinliklerin hazırlık, uygulama ve değerlendirme süreçlerinin takibi ve raporlanması için Başkanlığımız bünyesinde “15 Temmuz Proje Takip Sistemi” kuruldu. 15 Temmuz etkinliklerine ilişkin veriler, görseller, videolar, raporlar, makaleler ve diğer materyaller Başkanlığımız bünyesinde toplanarak, toplumsal hafızanın diri tutulmasını sağlayacak büyük bir 15 Temmuz dijital arşivi oluşturuluyor.
Ayasofya Camii’nin 86 yıl sonra yeniden açılması hayırlı olsun. Tüm dünyaya, İslam alemine ve ülkemize hayırlar getirsin. Gerçekten de çok tarihi bir anı yaşamak nasip oldu hepimize. Uzun yıllar süren bu hasretlik Cumhurbaşkanımızın iradesi ile son buldu. Nice dualar edildi saf yüreklerden bu hasretin bitmesi üzerine. Nice sözler söylendi, nice dörtlükler yazıldı. Nice alimler Ayasofya’nın hasretiyle yandı tutuştu, ilmini harladı. Nice insanlar Ayasofya’nın heyecanıyla azmine umut kattı. Sonunda, 481 yıl boyunca camii olarak kullanılan Ayasofya Camii’nin 86 yıllık yalnızlığı son buldu. Ayasofya Camii’nin ibadete açılması 15 Temmuz dirilişimizin devamı niteliğindedir.
Çok açık ki bu karar ülkemiz üzerindeki egemenlik haklarımızın bir parçasıdır. Bununla birlikte sayın Cumhurbaşkanımız, tarihi konuşmasında konuyu çok açık ve her yönüyle izah etti. Tarihi yönünü anlattı. Uluslararası hukuk ve sözleşmelere nasıl uygun bir karar olduğunun altını çizdi. Hak ve adalet dairesi içerisinde kararın nereye oturduğunu misallerle izah etti. Din ve inanç özgürlüğü bağlamında nasıl bir gereklilik olduğunu anlattı. Milletimizin bu konudaki duygu ve düşüncelerini örnekler vererek aktardı. Elbette sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuşması milletimize ve yazılacak olan tarihe yönelikti. “Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı neyse, başkenti neyse, ezanı neyse, dili neyse, sınırları neyse, 81 vilayeti neyse, Ayasofya’nın vakfiyesine uygun şekilde camiye dönüştürülmesi hakkı da odur.” sözleri her şeyi net bir şekilde ifade ediyordu.
Hayır, neden değişsin ki? Ayasofya'nın kapıları dünyadaki herkese açık kalmaya devam edecek. Herkes, tıpkı Sultanahmet Camii veya diğer camileri ziyaret ettiği gibi Ayasofya Camii’ni de ziyaret edebilecek. Altını çizmek isterim ki Ayasofya'nın yeniden cami olarak açılması, dini özgürlükler açısından bir zaferdir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, Van'daki Akdamar Kilisesi'ni, Edirne'deki Büyük Sinagog'u ve birçok eski dini mabedi onararak tarihimizin sembolleri arasına katmıştır. Diğer din mensupları için yeni mabetler inşa edilmiştir. Kültürel mirasımızı korumaya ve yüceltmeye devam edeceğiz. Sadece Ayasofya Camii değil, tüm camilerimiz ve kapılarımız herkese zaten açıktır.
Bakmadan Geçme