1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. ANALİZ - BAE insani yardımlarla salgını fırsata çevirme uğraşında
ANALİZ - BAE insani yardımlarla salgını fırsata çevirme uğraşında

ANALİZ - BAE insani yardımlarla salgını fırsata çevirme uğraşında

Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında İran ile Suriye rejimine insani yardımda bulunan BAE yönetiminin bu adımı bölgeye yönelik siyasi hesaplarıyla doğrudan bağlantılı- Uzun vadede bir yatırım, kısa vadede ise konjonktüre uygun bir hamle olarak görül

A+A-

İSTANBUL (AA) -MEHMET RAKİPOĞLU- Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) özellikle Arap devrimleri sürecinde karşı devrim siyasetine önderlik eden bir aktör olarak öne çıktı. Suudi Arabistan’la birlikte finanse ettikleri bu politika, ABD eski Başkanı Barack Obama’nın liderliği süresinde ABD’nin dolaylı desteği ve lobicilik faaliyetleriyle güçlendirildi. Bu çerçevede BAE, Mısır’daki 3 Temmuz darbesi başta olmak üzere halk tabanlı birçok dönüşüm sürecini anti-demokratik ve hukuksuz yollarla engelledi. BAE’nin bölgeye yönelik siyasi hesapları ve niyetleri 2015’te Yemen’e yönelik başlatılan askeri operasyonla açığa çıktı. BAE, savaş açtığı Müslüman Kardeşler ve destekçisi aktörlere yönelik acımasız bir siyaset izlerken, İhvan’ın Yemen’deki kolu olan Islah Partisi'ne mensup birçok isme düzenlenen suikastlerin bir şekilde bu siyasetle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Abu Dabi yönetimi ayrıca güneydeki ayrılıkçıları destekleyerek ülkenin fiili olarak bölünmesine yol açtı. BAE’nin bu siyaseti “ittifak” içerisinde olduğu Suudi Arabistan’la ilişkilerin kırılganlaşmasına neden oldu. Yemen örneğinde görüldüğü üzere BAE’nin kimi zaman kendi başına buyruk hareket ettiği söylenebilir. Söz konusu siyasetin farklı örnekleri birçok anlamda bağımlı olduğu ABD’nin BAE’ye yönelik kuşkularını da artırıyor. Benzer şekilde BAE’nin son dönemde insani yardım faaliyetleri kapsamında İran ve Suriye yönetimleriyle geliştirdiği temasların da Washington açısından kaygıyla karşılandığı ifade edilebilir.

- Dış politikada bir araç olarak insani yardım

Körfez ülkeleri dış politikada insani yardımı uzun süredir bir araç olarak kullanmakta. Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle birlikte Balkanlara yönelik yapılan yardımlar sonrası Selefiliğin bölgede yayılması söz konusu duruma bir örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez’in insani yardımlarla ilgili bilgileri kamuoyuyla paylaşmaması Körfez’den akan bu desteğin mahiyeti ve amacı hakkında kuşkulara yol açıyor. Son 10 yıllık süreçte Körfez ülkelerinin insani yardımları dış politikada daha fazla öne çıkardığına tanık olundu. Bu durumun temelde iki dinamiği bulunuyor. İlki başta ABD olmak üzere insani yardım veya benzeri faaliyetlerin geleneksel destekçileri olan Batılı devletlerin daha fazla nativist politikalar izleyerek başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere birçok uluslararası örgüte olan bağışlarında azalmaya gitmeleri. Körfez ülkeleri de söz konusu boşluğu fırsata çevirerek insani yardım faaliyetlerine hız verdi. İkinci olarak Arap devrimleriyle birlikte Orta Doğu’daki aktörler arası güç mücadelesinin derinleşmesidir. Bu çerçevede Orta Doğu ve Körfez bölgelerindeki bloklaşma/kutuplaşmalar radikal şekilde keskinleşti ve aktörler arası güç mücadelesi daha da kızıştı. Dolayısıyla statükocu aktörler olarak adlandırılan BAE-Suudi Arabistan ekseni halk hareketlerinden yana tavır benimseyen Türkiye-Katar eksenine karşı mücadelesinde insani yardım faaliyetlerini lehlerine bir araç olarak kullanma yolunu seçti. Öte yandan 1979 devrimiyle tohumları atılan 2000’li yıllarla alan bulan ve 2010’la birlikte kurumsallaşan İran'ın yayılma stratejisi birçok aktörü dış politikada insani yardım kozunu kullanmaya sevk etti. Bu çerçevede mezkûr aktörlerin insani yardımı üç temel hedefi gerçekleştirmek adına kullandığı söylenebilir. Bunlardan ilki ve en önemlisi uluslararası kamuoyunda prestij elde etmek, bu kapsamda Batılı aktörlerle işbirliğini derinleştirmek. İkinci olarak, tehdit olarak görülen aktörlerin saldırganlığını yatıştırmak ve tehdit radarından uzaklaşmak. Üçüncü olarak ise bölgesel güç mücadelesinde müttefiklerini korumak ve rakiplerini zayıflatmak amacıyla aktörleri kendi safına çekmek adına bu faaliyetleri yürütmek.

Bu çerçevede BAE'nin, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında İran ve Esed rejimlerine gönderdiği yardım nasıl okunabilir?

- “Tehdit” İran’a uzatılan el

3 Mart 2020 tarihinde BAE rejimi Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile koordineli olarak İran’a 7,5 ton tıbbi malzeme ve 5 sağlık uzmanı gönderdi. Yardım bununla sınırlı kalmadı; BAE 16 Mart’ta İran’a virüsle mücadele kapsamında 32 ton tıbbi yardım malzemesi içeren ikinci uçağı gönderdi. BAE Uluslararası İşbirliği Bakanı Rim el-Haşimi yardımların insani ilkeler çerçevesinde gerçekleştirildiğini ifade etti. Moritanya, Afganistan, Çin, İran, Suriye gibi ülkelere gönderilmesine rağmen Katar, Filistin gibi ülkelere yardım gönderilmemesi yardımların insani ilkeler yerine stratejik çıkarlar çerçevesinde gönderildiğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda virüs diplomasisiyle İran’a gönderdiği yardımlar sonrasında DSÖ Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus BAE’ye teşekkür mesajı yayınladı. Dolayısıyla BAE’nin İran’a yönelik insani yardımı rejimin uluslararası kamuoyundaki prestij ve konumunu olumlu etkilerken Batılı aktörlerle işbirliğinin derinleşmesinin önünü açtı.

Öte yandan ABD-İran geriliminin Kasım Süleymani suikastıyla birlikte zirve yapmasına rağmen BAE’nin İran’a yardımda bulunması Abu Dabi’nin Washington’a güvenini sorgulandığına da bir işaret olarak yorumlanabilir. Nitekim Eylül 2019’da Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yönelik saldırılar BAE’nin İran stratejisini doğrudan etkiledi. İran ile ilişkileri değişkenlik arz eden BAE’nin ABD’nin Tahran rejimine yönelik başarısız siyaseti sonrası Washington’a bağımlılığı azaltma amacıyla Çin gibi yükselen aktörlerle yakınlaşması ve İran’la ilişkileri belirli düzeyde normalleştirmesi önemli görüldü. Bu çerçevede BAE İran’a gönderdiği yardımlarla tehdit olarak gördüğü bir aktörün saldırganlığını yatıştırmayı ve buna bağlı olarak tehdit radarından uzaklaşmayı amaçladığı ifade edilebilir.

- Esed rejimine “insani” yardım: Türkiye karşıtlığını derinleştirmek

BAE’nin İran’a insani yardımının dışında dikkati çeken diğer hamlesi ise Suriye rejimine yaptığı yardım oldu. Nisan ayının başında Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed, Esed’le yaptığı telefon görüşmesinde BAE’nin her türlü desteği vereceğini dile getirdi. Arabi21 sitesine göre Emirliklerin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemsi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 5 Mart’ta Moskova’da gerçekleşen görüşme öncesi Esed’i Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelere saldırma konusunda ikna etmeye çalıştı. Esed ise bu saldırı için Emirliklerden 5 milyar dolar talep etti fakat gerek Esed rejiminin Türkiye karşısında askerî açıdan kapasitesinin düşük olması gerekse Moskova’nın bu plana sıcak bakmamasından dolayı plan rafa kaldırıldı.

Bu planla BAE'nin, Esed rejimiyle Türkiye’yi karşı karşıya getirerek sıcak çatışma ortamından en az iki kazanım hedeflediği iddia edilebilir. Bunlardan ilki Türkiye’nin bölgedeki askeri operasyonlarını artırmak zorunda kalması ve buna bağlı olarak artacak zayiatın ülke içindeki istikrarı bozması. İkincisi de Suriye meselesini öncelikler listesinde birinci sıraya koyan Türkiye'nin, siyasi açıdan Libya ve Doğu Akdeniz gibi stratejik önemi haiz meselelerden uzak durmasının sağlanması. Bununla birlikte BAE’nin Esed açılımı yeni bir siyaset veya Suriye siyasetinde radikal bir değişimi ifade etmiyor. Nitekim Aralık 2018’de Şam’daki büyükelçiliğini yeniden açan BAE, belirli bir süredir Esed rejimi ve PKK/PYD terör örgütünü destekliyor. Dolayısıyla BAE’nin Suriye’ye insani yardım göndermesi de devam eden sürecin bir parçası olarak değerlendirilmeli. Nitekim BAE Esed rejimini ve bölgedeki diğer diktatöryal rejimleri bölgesel vizyonu açısından önemli görüyor.

BAE’nin Suriye’ye insani yardımı, Abu Dabi’nin Suriye politikasındaki dönüşümle benzer bir seyir izledi. İlk aşamada Esed rejiminin sivillere yönelik katliamlarını kınayan açıklamalar yapan BAE, radikal bir değişimle Esed rejiminin yanında duran bir pozisyon aldı. Buna benzer şekilde BAE’nin Suriye’deki insani yardımı ilk aşamada ülkenin güneyindeki mülteci kamplarına yönelik gerçekleştirdi. Fakat barış görüşmelerinin mükerrer şekilde başarısızlıkla sonuçlanması ve iç savaşın devam edeceğine yönelik kuvvetli işaretler, BAE’nin insani yardımını askeri yöne evriltti. Bu çerçevede BAE, Suriye’de Türkiye ve Müslüman Kardeşler karşıtı grupları destekledi. Ürdün merkezli Askeri Operasyon Merkezi ile bağlantılı yaklaşık 30 bin savaşçısı olan Güney Cephesi BAE’nin insani yardım maskesi altında desteklediği bir aktör. Fakat BAE’nin Esed’i devirmek isteyen muhalifleri desteklemediği görülüyor. BAE’nin mezkur aktörü desteklemesi daha çok Türkiye ve Katar destekli muhaliflerin gücünü sınırlandırma amacına matuf. Eylül 2015’te Rusya’nın aktif şekilde Esed rejimi yanında iç savaşa dahil olmasıyla birlikte BAE’nin Suriye politikası iyice açığa çıktı. BAE’nin Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş, Kasım 2015’te Türk hava sınırının ihlal eden Rus uçağının vurulmasını terör eylemi olarak tanımladı ve BAE’nin Suriye politikası Türkiye karşıtlığı üzerine inşa edildi. PYD/YPG terör örgütlerini de destekleyen BAE, Türkiye ile savaşta önemli bir aktör olarak gördüğü Esed rejiminin Kovid-19’la mücadelesine insani yardım göndererek destek sağladı. Bu adımlarla Abu Dabi yönetiminin Esed rejimine yönelik insani yardımlarla birlikte ülke içerisindeki nüfuzunu artırmayı amaçladığı söylenebilir. Yine basına yansıyan haberlerde, BAE'nin, yeni Suriye anayasasının kendi istediği doğrultuda şekillenmesini sağlayacak bir anayasa komisyonu oluşturmak istediği iddia ediliyor. Dolayısıyla BAE’nin insani yardım maskesi altında Suriye’nin finansal, siyasal ve anayasal sürecine dahil olmaya çalıştığı söylenebilir. BAE’nin anayasal komisyon sürecine dahil olması da süreçte etkin olan Türkiye ile daha fazla sürtüşmenin önünü açabilir.

Sonuç olarak BAE’nin dış politikada insani yardımı bir araç olarak kullandığı söylenebilir. Uzun vadede bir yatırım, kısa vadede ise konjonktüre uygun bir hamle olarak görülebilecek insani yardım, Kovid-19 salgını sırasında BAE’nin İran ve Suriye rejimleriyle ilişkilerini kısmen güçlendirmesini sağladı. BAE’nin İran yardımı uzun dönem stratejik okuma ile değerlendirildiğinde, Abu Dabi’nin İran tehdidine karşı kendisini koruma hamlesi olarak görülebilir. Öte yandan BAE’nin Suriye yardımı kısa dönem stratejik okuma ile değerlendirildiğinde, bölgesel güç mücadelesinde Türkiye’ye karşı Esed rejimini yanına çekme hamlesi olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak BAE Kovid-19 salgınını insani yardımı dış politikada araç olarak kullanabileceği bir fırsata çevirmeye çalışmaktadır.

[Batman Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Mehmet Rakipoğlu Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde doktora çalışmasına devam etmektedir]

HABERE YORUM KAT