1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Arap Baharı, Türkiye ve kelebek etkisi
Arap Baharı, Türkiye ve kelebek etkisi

Arap Baharı, Türkiye ve kelebek etkisi

Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Cengiz Tomar:- "Arap dünyasında sermayeyi elinde bulunduranlar, ABD ve İsrail liderliğinde Türkiye karşıtı bir cephe oluşturmaya çalışıyor"- "Tunus'ta, 2011'de spontane başlaya

A+A-

İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Cengiz Tomar, Arap dünyasında sermayeyi elinde bulunduranların ABD ve İsrail liderliğinde Türkiye karşıtı bir cephe oluşturmaya çalıştığını belirterek, ''Arap dünyasına yayılan Arap Baharı süreçlerinde Türkiye'nin ilham verici rolü aşikardır. Arap dünyasına gelişmişliği, moderniteyi, demokrasiyi, eğitim, turizm ve diziler yoluyla ihraç etmeye başlayan Türkiye'nin kelebek etkisi, emperyal güçlerin karşı devrimci güçleri desteklemesine rağmen devam ediyor.'' dedi.

Prof. Dr. Cengiz Tomar, Türkiye'nin Arap Baharı sürecinde ve sonrasında izlediği politikaları AA muhabirine değerlendirdi.

Türkiye'nin tesirinin son dönemlerde tanışılan "yumuşak güç"le alakalı olduğunu belirten Tomar, şöyle konuştu:

''Ülkemizin TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı, Yurtdışı Türkler ve bazı STK'larla yaptığı insani yardımlar, yurt dışında açtığı eğitim müesseseleri ve üniversiteler, sinema ve dizi filmler, medya, turizm, yani kamu diplomasisi büyük öneme sahip. Biz çok farkında olmasak da esas olarak Türkiye, yaklaşık 200 yıllık bir yenilmişlik kompleksi ve travmasıyla malul bulunan ezilmiş dünyadaki halklara 'Işık Doğudan Yükselir' (ex oriente lux) misali bir umut ışığı oldu. Bu daha ziyade Türkiye'nin İslam dünyasında demokratik ve gelişmiş lider bir ülke olarak görülmesinden kaynaklanmakta. Uzun yıllar Orta Doğu'ya rejim ihracıyla suçlanan İran'ın yerini artık 'demokrasi, özgürlük, modernite ve gelişmişlik ihracıyla suçlanan!' Türkiye almış bulunmakta.''

- ''Arap liderler ve elitler Türkiye'nin etkisinden rahatız''

Prof. Dr. Tomar, Arap dünyasında özellikle halk arasında (Arap sokağı) çok belirgin olan Türkiye tesirinin, Arap yöneticiler ve elitler nezdinde tam tersi bir etkiye yol açtığını, dolayısıyla Arap elitlerinin Türkiye'yi kendi varlıkları için tehdit olarak algıladığını savundu.

Arap dünyasının finansal güçlerinin ABD-İsrail liderliğinde Türkiye karşıtı bir cephe oluşturmaya çalıştığına dikkati çeken Tomar, şöyle devam etti:

''Türkiye'nin karşı konulamaz yumuşak güç unsurlarıyla Arap dünyasındaki bu tesirlerini, kendi sınıflarını temsil eden yöneticileri - halkları nezdinde bir meşruiyete sahip olmadıklarından - varoluşları için büyük bir tehdit olarak görmekteler. Yönetime eklemlenmiş bu mutlu azınlık, ülkelerinin kaymağını yiyerek, - halklarının tek gıdası ful (bakla) ve ekmekten ibaretken - İsviçre düzeyinde yaşamaktalar. Ülkelerinin devlet güdümündeki medyasına hakim olduklarından sesleri olduğundan daha fazla çıkmakta.''

Cengiz Tomar, her ne kadar Arap baharı süreci, emperyal büyük güçlerin desteği ve karşı devrimlerle şimdilik ters yüz edilse de, uzun vadede, değişen iletişim şartlarında, bu sürecin bir kelebek etkisine yol açarak yeni bir değişime neden olacağını kaydetti.

"Bu değişime kimsenin şüphesi olmasın.'' diyen Tomar, ''Zira dünün güneşiyle bugünün çamaşırını kurutamazsınız. 21. yüzyılda doğmuş gençlerin, internet ve sosyal medya vasıtasıyla sürekli iletişim halinde olduğu dünyamızda 20. yüzyılın totaliter tekniklerinin, bir müddet işe yarasa da, bu toplumsal özgürlük tsunamisi karşısında, uzun vadede boşa çıkacağı çok açık.'' ifadesini kullandı.

- ''Türkiye'nin Arap sokağındaki etkisi farklı''

Prof. Dr. Tomar, Türkiye'nin, Arap sokağındaki bu etkisinin, İran'dan farklı olduğunu vurgu yaparak, şunları anlattı:

''Bu etki Türkiye'nin demokrasi, gelişmişlik ile yaşam tarzı ve özgürlüklerinden, yani Arap halklarının şiddetle ve ivedi olarak ihtiyaç duyduğu şeylerden kaynaklanıyor. Bu etkinin toplumsal hadiselerin dolayısıyla sosyolojinin laboratuvarı olan tarihe yani 20. yüzyıl Arap tarihine bakarak daha rahat anlatılabilir. Arap dünyasında daha 9. yüzyılda başlayan Türk askeri etkisi, Selçuklular, Memlükler ve Osmanlılar yoluyla yaklaşık bin yıllık bir Türk yönetimine dönüştü. Bu uzun birliktelik 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin zayıflamasıyla çatırdamaya başladı.

Tabii buna Batı'da ortaya çıkan milliyetçilik akımlarının Arapları etkilemesi, özellikle İngiltere, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin Levant'ın (Bilad-ı Şam) Hristiyan Araplarını kışkırtmaları, Avrupa'ya okumaya giden Osmanlıların Türk tebaasının mensupları gibi Arap tebaasının mensuplarının da elitist etkisi, çok dinli, mezhepli ve milletli bir imparatorlukta ölümcül olan milliyetçiliklerin ortaya çıkması, Arap ve Balkan milliyetçiliklerine karşı, bir Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkması gibi sebepleri ekleyebiliriz.''

- ''Filistin ve Kudüs meselesini kendi çıkarları için kullandılar''

Osmanlının yıkılışıyla birlikte hemen hemen bütün Arap topraklarında manda yönetimleri kurulduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tomar, şöyle devam etti:

"Kabaca Araplar, İsrail'in kurulduğu tarihler olan 20. yüzyılın ortalarında bağımsızlıklarını kazandılar. Bu nedenle de 20. yüzyıl boyunca Arap liderlerinin karizması da, ister darbeci, ister diktatör olsun, ne kadar İsrail karşıtı olduğuyla ilgiliydi. Mesela 1952 Hür Subaylar darbesiyle Mısır'da yönetimi ele geçiren ve 1970'de ölümüne kadar idarede kalan Cemal Abdünnasır, İsrail travmasından da faydalanarak Pan-Arabist milliyetçi politikasıyla, Ümmü Gülsüm'ün Kahire radyosundan bütün Arap alemine yayılan kadife sesinin ve şarkılarının da yardımıyla, Arap sokağının tartışmasız hakimi oldu. Büyük nüfusuyla Mısır olmadan İsrail'le baş edemeyeceklerini bilen Araplar onu tüm gücüyle desteklediler. Mısır ve Suriye birleşerek Birleşik bir Arap Cumhuriyeti bile kurdular. Ancak 1967 savaşında, İsrail'in Mısır savaş uçakları kalkamadan daha havalimanında imha etmesi ve altı gün içerisinde büyük miktarda Arap toprağını ele geçirmesi, Nasır'ın bütün karizmasını çizdi. Arap dünyasında Cemal Abdünnasır'dan sonra hiçbir lider onun popülaritesine ulaşamadı.''

Cengiz Tomar, büyük kısmı darbeci subaylardan oluşan totaliter Arap liderlerinin, soğuk savaşın kendilerine verdiği fırsatlar sayesinde ABD ve Sovyetler Birliği desteği altında baskıcı rejimlerini devam ettirdiklerini söyledi.

Totaliter Arap liderlerin, Kudüs ve Filistin meselesini kendi çıkarları için kullandıklarını belirten Tomar, şu değerlendirmede bulundu:

''Arap dünyasında en makul devlet adamları dahi Kudüs ve Filistin sorununu bir Arap meselesi olarak görmekteler. Orta Doğu için müesses nizamın sonunun başlangıcı olan Körfez krizinde Kuveyt'i işgal eden zalim Saddam'ı dahi destekledi Filistin yönetimi. 'Denize düşen yılana sarılır' misali. Bunun bedelini ağır ödedi Filistinli işçiler ve Kuveyt'in kurtarılmasının ardından ülkeden çıkarıldılar. Böylece Filistin yönetimi, Araplara büyük eziyet çektiren totaliter diktatörlere sarıldıkları için de ters düştüler geniş halk kitleleriyle. İsrail karşısında alınan müzmin hezimetler darbe yoluyla gelmiş totaliter Arap milliyetçisi liderlerin karizmasını bitirdi. Geniş halk kitleleri nezdinde Arap milliyetçiliği komaya girerek ölmeye yüz tuttu. Yine Filistin meselesinin ana fikir olduğu dini akımlar ortaya çıktı. Bunların bir kısmı radikalleşerek terörist örgütlere dönüştüler daha sonra.1990 başında Sovyetler'in dağılması ve soğuk savaşın sona ermesi Arap halkları için bir fırsat penceresi açtıysa da 2011 Arap Baharı süreçlerine kadar eski alışkanlıklar devam edegeldi.''

Tomar, 2011'de spontane bir şekilde Tunus'ta başlayan ve bütün Arap dünyasına yayılan Arap Baharı süreçlerinde Türkiye'nin ilham verici rolünün aşikar olduğunu ifade etti.

2000'li yılların başından itibaren Arap dünyasına gelişmişliği, moderniteyi, demokrasiyi, eğitim, turizm ve diziler yoluyla ihraç etmeye başlayan Türkiye'nin kelebek etkisinin, emperyal güçlerin karşı devrimci güçleri desteklemesine rağmen devam ettiğine dikkati çeken Tomar, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin, Arap devlet adamları ve elitler tarafından bir Arap meselesi olarak görülen, Kudüs ve Filistin meselesindeki samimi tutumu, daha ziyade yumuşak güç unsurları ile 'Arap sokağı'nda itibarını artırması, totaliter Arap rejimlerini ve Arap milliyetçisi elitleri rahatsız etmekte. Bu elitler İran'ı her zaman kendi halkları içerisindeki Şii unsurlar nedeniyle tehlike olarak görmekteyseler de totalde demokratik, modern ve gelişmiş Türkiye'nin yönetimini ve yumuşak güç unsurları yoluyla Arap sokağındaki popülaritesini artırmasını her zaman daha büyük tehdit olarak görmekteler. Buna oynayan İsrail de onun için esas tehlikenin İran değil, Türkiye olduğunu ifade etmekte.''


HABERE YORUM KAT