Ateş hattındaki gözümüz: Savaş muhabirleri

Kuzey Irak'ta Afrin'de, Zeytin Dalı Harekatı'nda ve başka başka operasyonlarda hep bölgede olan, askerlerle birlikte tehlikenin zirvesinde işini hakkıyla yapan gazeteciler hiç şüphesiz savaş muhabirleridir.

Ateş hattındaki gözümüz: Savaş muhabirleri
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Kuzey Irak’ta Afrin’de, Zeytin Dalı Harekatı’nda ve başka başka operasyonlarda hep bölgede olan, askerlerle birlikte tehlikenin zirvesinde işini hakkıyla yapan gazeteciler hiç şüphesiz savaş muhabirleridir. Ailelerini tıpkı askerlerimiz gibi geride bırakıp giden bu savaş muhabirlerinden biri olan Cem Tekel; “Bir operasyona katıldığım dönemde eşim doğum yaptı ve onu bile göremedim” dedi.

Tarihte ilk modern savaş muhabirliği 1853-1856 Kırım Savaşı ile başladı denilebilir. Ardından günümüze doğru gelindiğinde, Türkiye’de Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs Barış Harekatı, Kore Savaşı başta olmak üzere bir çok savaşta muhabirler yer aldı. 20. yüzyıla gelindiğinde zaten önemli olan haber alma isteği iyiden iyiye baş gösterdi ve toplum savaşları bu korkusuz muhabirler sayesinde yakın takibe aldı. Türkiye bu konuda çok önemli bir bölgede olduğu için diğer ülkelere nazaran savaş muhabirliği mesleğine talep daha da arttı. Özellikle 1991 yılında Körfez Savaşı’nın canlı yayınlanması ve bu savaşın Türkiye’nin burnunun dibinde olması Türk muhabirliği açısından geçiş noktası oldu.

8-1-2-cem-tekel.jpg

“ÇOK ÖLÜM VE YARALANMA TEHLİKESİ GEÇİRDİM”

Günümüze gelindiğinde Türk gazetecileri savaşın en yoğun olduğu yerlerde görev alarak tehlikeli koşullarda, karşılaştıkları her türlü tehdide karşı mücadele ederek insanlara olanı duyurmaya çalışıyor. Üzerinde “PRESS”  yazan çelik yeleği ve miğferi, mikrofonu, ses kayıt cihazı ve fotoğraf makinasıyla, Türkiye’nin katıldığı pek çok operasyon ve savaştan insanlara bilgi aktaran Savaş Muhabiri Cem Tekel, haberciliğe başladığı günden itibaren yaşadığı ve unutamadığı anısını şöyle anlattı; “Öncelikle haberi bulmak ve elbette onu en güzel şekilde işleyip ekrana getirmemiz gerekiyor. Birçok aşama var. Haber belirlenecek. Toplanacak. Dikkat çekecek bir şekilde yazılıp montajlanacak. Bunlar gerçekten kolay değil. Savaş ve sıcak bölgeler açısından bakarsak elbette sorun daha farklı. O bölgelere girip canı pahasına haber üretmeye çalışmak gerçekten çok zor. Çok ölüm ve yaralanma tehlikesi geçirdim. Bende en çok iz bırakan Libya’da Kaddafi’nin istihbaratçıları tarafından gözaltına alınmam oldu. 2 gün boyunca fiziki ve psikolojik şiddete maruz kaldık. Gözlerimiz bağlandı, casus olduğumuz iddia edip saatlerce sorguladılar. Götürüldüğümüz yer istihbarat merkeziydi ve onlarca muhalif bağlanmış bir şekilde bekliyordu. Kimileri işkenceye uğramıştı. İsyanın başı olduğu için Kaddafi güç kullanarak sindirebileceğini düşünmüştü. Biz de böyle bir durumun ortasında ajanlıkla suçlanıyorduk. Neyse ki devreye Büyükelçilik girdi ve bir şekilde kurtulmayı başardık.  Tek isteğimiz Türkiye’ye dönebilmekti. Neyse ki Türk vatandaşlarını almaya gelen bir askeri uçakta yer bulduk ve dönebildik.”

8-1-3-051.jpg

“KIZIM NİYE GİTMEK ZORUNDA OLDUĞUMU ANLAMIYOR“

Evli ve bir çocuk babası olan Cem Tekel, en zor olanın kızına olanı biteni anlatamamak olduğunu söyleyerek; “Bir operasyona katıldığım dönemde eşim doğum yaptı ve onu bile göremedim. Çok üzüldüm ama bizim meslek beklemiyor. Dur durak bilmiyor. Eşim de gazeteci o yüzden daha anlayışlı. Fakat kızım niye gitmek zorunda olduğumu anlamıyor. Neden bu kadar uzakta olduğumu anlamıyor. Daha da büyüdükçe tehlikenin de farkına varacak o zaman daha başka olacak tabi. Ama eşim ve kızımın manevi desteği olmasa o bölgelere gitmeyi belki göze alamazdım” dedi.

“SURİYE VE IRAK’A DEFALARCA GİTTİM”

Savaş muhabirliği esnasında her insan da olduğu kadar onda da bir korku olduğunu söyleyen Tekel; “Elbette içimde ister istemez bir korku oluyor. Bu çok insani bir durum. Korkmuyorum diyen yalan söyler. Gerçi işin içine girildiğinde o korku giderek azalıyor. Sadece yaptığınız işe odaklanıyorsunuz. Geriye kalan her şey uçup gidiyor. Bizi motive eden şey o anı yaşamak, o anı bütün dünyaya duyuracak güce sahip olmak. Düşünsenize büyük bir insani dram var, acı çeken insanlar var ve siz kameranızla mikrofonunuzla onlara yardım ulaştırabiliyorsunuz. Mükemmel bir duygu. Tarif edilemez bir haz duyuyoruz. Yaşadığımız gurur ve sevincin yanında korku gölgede kalıyor. Ve o an bir yaraya merhem olabildiğinizi hissedip kendinizi çok güçlü sayıyorsunuz. Savaş muhabirliğinde güvenli bir yer ya da alan zaten olmuyor. Kendimizce güvenliğimizi sağlamaya çalışıyoruz ama elbette tamamen olma ihtimali yok. O an da güvenliğimizi de düşünmüyoruz hiç. Mesela bir bilgi geliyor. Ve tek isteğimiz ona ulaşmak oluyor. Suriye ve Irak’a defalarca gittim ve hemen her bölgesinde görev yaptım. Güvenliği de hiç düşünmedim” dedi.

8-1-4.jpeg

“YANIMDA YAŞAMINI YİTİREN OLDU”

Savaş muhabirliği yaparken karşılaştığı tehlikelerden bahseden Tekel; “Maalesef haber yaparken yanımda yaralanan da yaşamını yitiren de oldu. Bu savaş muhabirliğinin bir sonucu. Savaşlara çatışmalara gidiyorsanız mutlaka acılara, bölünen parçalanan yaşamlara da tanıklık ediyorsunuz. Maalesef bu işin bir parçası. Buna engel olmak isteseniz de olamıyorsunuz. Dünya düzeni böyle. Bizim amacımız bunları duyurup en aza indirgemek. Dilerim ki sağduyu kazanır.” diye konuştu.

GÜLŞEN YILMAZ / YENİ HABER

Bakmadan Geçme