Ayrılıklar ayı şubat (2) Sultan Abdülhamid Han

Cennetmekan Sultan II. Abdülhamid Han 21 Eylül 1842 yılında İstanbul´ da doğdu. Tarihe „Ulu Hakan' olarak geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu´ nun 34. Padişahı ve 113. İslam Halifesidir.

Ayrılıklar ayı şubat (2) Sultan Abdülhamid Han
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Babası Sultan Abdülmecid Han, annesi çerkez milletinden Tir- i Müjgan Kadınefendi´ dir.  Sultan II. Abdülhamid Han henüz 10 yaşında iken Tir- i Müjgan Kadınefendi´ nin Hakk´ ın rahmetine kavuşmasıyla babasının diğer bir hatunu Piristü Kadınefendi tarafından yetiştirildi. Ayrıca babasının vefatıyla Osmanlı Mülküne Padişah olan amcası Sutan Abdülaziz Han yeğeninin eğitimiyle yakından ilgilendi. Bu alaka neticesinde Sultan Abdülaziz Han Avrupa Seyahati sırasında O´ nu da beraberinde götürdü. Sultan II. Abdülhamid Han 31 Ağustos 1876 yılında padişah ilan edilip Sahabe´ nin büyüklerinden Eyüp el- Ensari hazretlerinin huzurunda kılıç kuşandı. (Osmanlı geleneklerine göre padişah olan kimselerin Eyüp Sultan türbesinde kılıç kuşanmaları bir kanundu.) Böylece 33 yıllık mücadele dolu iktidar ve siyaset hayatı başlamış oldu. Hükümdarlığı sırasında, Sultan II. Abdülhamid Han, herkesi, şahsiyetinin istikrarı ve siyasi basiretiyle şaşırttı. Hırslı vezirler ve paşalar, Sultan Abdülhamid Han´ ı, menfaatleri için kullanılmasının mümkün olmayışını keşif etmeleriyle sukut-u hayale uğradılar.

Uluslararası arenada ise avrupa devletleri, hükümdarları Sultan Abdülhamid Han´  ın siyasi dehası karşısında aciz kaldılar; memleketin daha çok dış borca girmesi için avrupalılar tarafından yapılan teşebbüslere Sultan Abdülhamid mani oluyordu, bu konuda ne teşvik edilmesi ne kandırılması mümkündü. Zira, İmparatorluğun daha çok dış borca girmesi, Osmanlı Mülkünü mahvedecek ve devletin avrupalı devletler tarafından idare edilmesine neden olacaktı. Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızcayı mükemmel bir şekilde öğrendi. Amcası Abdülaziz Han onu Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Abdülaziz Han’ı tahttan indirip şehit ettiren, böylece Osmanlı Devleti’nde idareyi ele geçirin batı kuklası bazı paşalar, V. Murat’ın şuurunun bozulması üzerine, devlet işlerine karışmaması ve yalnız millet meclisinin çıkaracağı kanunlara göre hareket etmesi şartıyla, Abdülhamid Han’ı sultan ilan ettiler. Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanmalar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. Bu arada sadrazam Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan edildi. Ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldığı Meclis-i Mebusan’ın ilk işi Rusya’ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için tam bir felaket getirdi. Ruslar İstanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan’dan İstanbul’a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan’ı kapattı (13 Şubat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. Ayastefanos antlaşması ile Osmanlı Devleti Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum’u kaybediyordu. Ancak İngiltere ile anlaşan Abdülhamid Han, Kıbrıs’ın idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı Berlin Konferansı’nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahip oldu.

Abdülhamid Han büyük meseleler karşısında bunalan Osmanlı Devleti’ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. Çoğu şahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı. Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi. Yunanlıların Girit’te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan’a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil geçidini 24 saatte aşan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı. Yunanistan’ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular.

Yahudilerin Filistin’de bir cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti. Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu’da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi. Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam’ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar. Bu arada Padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler. Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik’e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda vefat eden Abdülhamid Han’ın naşı Çemberlitaş’ta dedesi Sultan II. Mahmut’un türbesindedir.  II. Abdülhamit Han’ın güzel ahlakı, dine olan bağlılığı, edep ve hayasının derecesi, akıl ilim ve adaletinin çokluğu, milleti için gece-gündüz çalışması, düşmanlarına bile iyilik yapması, ciltler dolusu eserlerle anlatılmaktadır. Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorluğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu’da hala huzur tesis edilememiş olup, Arap alemi siyonizmin oyuncağı haline gelmiştir.

sultan-abdulhamit-(1).jpg

Sultan Abdülhamid Han´ ın hedefi: Osmanlı devletini modern dünyayla mücadele edecek bir yapıyı tesis edip yenilemekti. Buna Osmanlı Devletini yeniden kurmak denebilir. Bu yenilenme ekonomik güce dayanmalıydı, bunun için birçok atılım yaptı. Entellektüel müesseselerin Kuran- ı Kerim´ le uyumlu çalışması O´ nun en büyük hedefi idi, bu hedeflerine 30 yılı aşkın gayretiyle, mücadelesiyle ulaştı. Fakat bu başarı O´ nu tahtan indirilmesine sebep oldu.  Hükümdarlığı boyunca, birçok iftiraya maruz kaldı, ağabeyi Sultan Murad´ dan tahtı zorla almakla suçlandı. Nitekim düşmanları galip geldi, Nisan 1909´ da tahttan indirilip Selanik´ e gönderildi. Alatin Köşkü´ ne hapsedildi. Tahttan indirilmesi İslam Kanunlarına uygun değildi. Bu perspektiften bakıldığında meşru son İslam Halifesidir. (Bundan dolayı Osmanlı tahtı ve hilafet için kendi oğlu Şehzade Selim Ahmed Arabi´ yi atamıştır. İslam kanunlarına göre halifenin kendisinden sonra gelecek kimseyi atama yetkisi vardır.)  Sultan II. Abdülhamid Han tahttan indirildikten sonra ülke başını Enver, Talat ve Cemal paşaların çektiği Jöntürkler tarafından kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti´ nin denetimi altında kaldı ve Osmanlı tahtına birçok kaide ve kanun ihlal edilerek Sultan Reşad oturtuldu. Bu, uzun Osmanlı tarihinde henüz emsali görülmemiş bir durumdu.

Ayrıca ihtilalcilerin acımasız tehditlerine rağmen, Sultan Abdülhamid Han, şahsi servetinin büyük bir parçasını, devletin ekonomisini idare etmekte acizliklerinden dolayı mali sıkıntıda olan Jöntürkler´ e vermeyi red etti. 1912 yılında Selanik yunanlara karşı yapılan bir savaştan sonra kaybedildi, Selanik´ in kaybedilmesiyle Sultan Abdülhamid Han İstanbul´ a tekrar getirildi ve Beylerbeyi Sarayı´ nda ikamete mecbur edildi. Sultan Abdülhamid Han en küçük oğlu Şehzade Selim Ahmed Arabi´ yi yanına aldırdı ve eğitimiyle bizzat ilgilendi. Sultan Abdülhamid Han hayatının son yıllarında Cenab-I Allah´ ın iradesini yanlış anlamış olabileceğini düşünüp İmparatorluğun O´ na en muhtaç olduğu zamanda, tahttan indirilmesine izin vermiş  olmasından dolayı izdırap çekti.

Vaktiyle İttihat ve Terakki fırkasının içinde Abdülhamid Han’a düşmanlık eden Filozof Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif pişmanlıklarını aşağıdaki şiirliri ile dile getirmişlerdir.

Tarihler adını andığı zaman,

Sana hak verecek hey Koca Sultan,

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyasî Padişahına.

(Rıza Tevfik)

Padişahım gelmemişken ya da biz,

İşte geldik senden istimdada biz,

Öldürürler başlasak feryada biz,

Hasret olduk eski istibdada biz.

(Süleyman Nazif)

ÜSTAD NECİP FAZIL KISAKÜREK ‘İN AĞZINDAN II.ABDÜLHAMİD HAN

II. Abdülhamid, Türk’ün özünün ve temel varlığının, hakkı gasp edilmiş, mağdur kurtarıcısıdır. Abdülhamid, Tanzimat sonrasındaki Batı’ya kontrolsüz, körü körüne yönelişin karşısında inatla duran, kök ve cevherin müdafaasını son bir gayretle yapan muazzam bir şahsiyettir. Abdülhamid’i anlamak sayesinde yüzlerdeki maskeler düşecek ve onu bir anahtar gibi kullanarak bizi bu karanlık ve şahsiyetsiz ortama getirenlerin içyüzleri ortaya dökülecektir. Abdülhamid hakkında söylenen her olumsuz iddiayı tersine çevirdiğimizde doğruyu bulacağızdır. Yani bir tür turnusol kağıdıdır Abdülhamid. Bu yorumların yalanını ayıklayıp onun üzerine bina ettiği yapıyı yeniden ayakları üzerine oturttuğumuzda hakikat ayan beyan ortaya çıkacaktır.

“Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır”

İSMAİL KOÇ / YENİ HABER GAZETESİ

Bakmadan Geçme