Soğuk bir Şubat gününde aramızdan ayrılan Esad Coşan Hoca efendi geçen onca zamana rağmen hala bu milletin yüreğini ısıtıyor, Yazarımız Said Bulut, son dönem de Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli ilim adamlarından Prof. Dr. Esad Coşan Hoca Efendi’yi Bir insan, bir Müslüman, bir dava adamı bir mücadele adamı ve bir gönül adamı olarak her yönüyle anlattı. İşte her yönüyle Hocaefendi.
Allahu Teala nizamını dünyaya hakim kılmak amacıyla her zaman kendi dinine hizmet edecek Peygamber ve sonrası salih kullarını görevlendirmiştir.
Bu ilk insan, ilk peygamber, ilk müjdeci olan HZ. Adem (AS) ile başlamıştır. Adem peygamberin devamında Allahın nizamını dünyaya hakim kılmak amacıyla peygamberler tebliğ ve irşat görevini yerine getirmiştir. Bu peygamberlerin mücadelesine baktığımız zaman bu Allahın yardımcıları cefalar, işkenceler ve her türlü zorlukları çekmiştir.
O peygamberlerin mücadelelerinden HZ. Nuh (AS) kendi kavmine tam 950 yıl boyunca tebliğ görevini yerine getirmiştir.
HZ. İbrahim (AS) putları kıran bir azim ve mücadeleyle tebliğini ve cihat görevinde bize çok önemli mesajlar ve miraslar bıraktı. İbrahim peygamber Allah için ve Allaha verdiği söz için oğlundan, HZ. İsmail (AS)’dan da vazgeçebileceğini Müminlere çok iyi bir şekilde göstermiştir. Bugünkü Müslümanlar malından, makamından, namından, çocuklarından ve her türlü dünyevi haz ve hevesten sadece Allaha yönelmenin, masivanın idrakiyle hareket edebilecek bilince gelmesi lazım. Müslümanlar sadece Allah yolunda mücadele etmesi lazım.
HZ. Yusuf (AS)’e bakınca bize bağışlamanın ve iffetin örneğini gösteriyor. Yusuf peygamber nasıl bir odada karşı karşıya kaldığı o nefsiyle ve o andaki şehevi arzularına rağmen nefsine yenilmemesinin sebebi bu dünyada tek gerçek ulaşılacak hedefin Allah olduğunu bilincinde olması sebebiyle günaha girmedi. Yusuf (AS) kendisini kuyuya atan kardeşlerini yıllar sonra bulduğunda kinle davranmayıp da bugün size kınanma yoktur diyerek bağışladığı gibi mümin kardeşine karşı kibirle, kinle, düşmanlıkla ve her türlü dünyevi amaçla yaklaşmamalıdır.
Eyüp (AS)’ın sabrı. Ve tüm gelmiş geçmiş 124 bin peygamber.
Yolumuzu aydınlatan bu günahsız Müslümanlar bize çok önemli miraslar bırakmıştır.
Nebiler devrinden son peygamber, Alemlere Rahmet olan, Alemlerin onun için yaratıldığı sevgili Peygamberimiz HZ. Muhammed (SAV)’in kutlu mesajı artık dünyadaki tek ve gerçek nizamdır. Gerisi artık boştur. HZ. Muhammed (SAV) bize kişisel olarak iyilik, sevgi, hayır, cömertlik, sadaka ve tüm güzel hasletleri Müslümanlara miras kılmıştır. Bizlere Allah rızasını kazanmak için yapacağımız ibadetleri bırakmıştır. Bizlere tek ve gerçek din olan İSLAM’I bırakmıştır. Müslümanların toplu şekilde hareket etmesi adına cihat ibadetini bırakmıştır. Yardımlaşmayı emretmiştir. Cemaatle kıldığımız namazları bırakmıştır.
İslam düzeninin toplu olarak sağlama adına Müslümanlar işbirliği halinde çalışması lazım. Müslümanlar bir vücut gibidir, bu vücudun bir azası rahatsız olursa tüm vücut rahatsız olur anlayışıyla Müslümanların birbiriyle yardımlaşması gerekiyor. Toplu bir fiildir bu. Peygamber SAV Müslümanlara nasıl davranacağı, nasıl yemek yiyeceği, nasıl giyineceği, nasıl ihtiyacını gidereceğini, nasıl konuşacağı, nasıl güleceğini ve her türlü işte örnek alacağımız kutlu peygamber HZ. Muhammed (SAV)’dır. Nasıl bir devlet anlayışımızın olacağını HZ. Muhammed SAV.’den öğreniyoruz.
Bu bir yoluculuktur hiç bitmeyen bir yolculuk. Bu yolculuk medeniyetimizin gelmiş geçmiş 124 bin peygamberi içine alan, son peygamber HZ. Muhammed (SAV)’in ‘ ashabım yıldızlar gibidir kim onları takip ederse doğru yolu bulur’ dediği en yüksek dereceli bir alimin, en düşük dereceli bir sahabenin atının tozu olamayacağı bu önderlerimizi içine alan, 4 büyük halifeyi ve dönemini içine alan, Emevileri, Abbasileri, Selçukluları ve Osmanlı’yı içine alan bu yolculuk hiç bitmeden devam edecek.
Peygamberler, sahabeler ve en son Allah dostları dediğimiz alimler artık İslam tebliğini ve irşat görevini yerine getirmeye başladı. Bu miras; tebliğ ve irşat görevi Evliyaullah ve alimlerin omzundaydı. Bu görevi yerine getiren sayısız ve isimsiz Evliyaullah ve alimler gelip geçmiştir.
Anadolu da ismini bildiğimiz Alim ve Evliyaullahlara sadece isimlerini anarak bakalım; Abdulaziz Bekkine, Abdulaziz Dehlevi, Abdulhakim Arvasi, Abdulhakim Hüseyni, Mevlana Celaleddin, Hacı Bayramı Veli, Yunus Emre, İbrahim Ethem, İbrahim Hakkı, Şahı Nakşibend hazretleri, Ebul Hasan Harakani, Abdulkadir Geylani ve binlerce Evliyaullahlar. Binlerce yolumuzu aydınlatan şahsiyetler.
Tasavvuf geleneği Anadolu’nun İslam inancını ayakta tutmuştur. Bu gelenek sayesinde Müslümanlar nice beldeyi gönülle fethetmiştir. Nice beldeler İslam inancıyla mayalanmıştır. Şimdi Anadolu’da ve tüm dünyada İslam’a hizmet eden tasavvuf geleneğinin bir kolu olan Nakşibendi tarikatının Türkiye’deki kollarından biri olan İskenderpaşa cemaatini kısa da olsa irdeliyelim. İskenderpaşa cemaatini Es’ad Çoşan hocaefendi üzerinden ele alalım. Babası rahmetli Necati Çoşan hoca efendi rahmetli Mehmet Zahit Kotku hoca efendinin en yakın arkadaşı ve müritlerindendi. Zahit Kotku hoca efendi insanların gönül dünyasını etkilemiş ve ayrıca Türkiye’de önemli hizmetlerde bulunmuş ve tarihe adını hizmetleri ile yazmış şahsiyetlerin yetiştiği bir ocaktı. Turgut Özal, Korkut Özal, Erbakan hoca ve Erdoğan.
Es’ad Çoşan Hoca Efendi, Zahit Kotku Hoca Efendiden direk İslam eğitimi almışlardır.Yanında yetişen ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümünde okuyan Es’ad hoca tasavvuf, fıkıh, ilmihal, kelam, tefsir, siyer, Kuran, sünnet ve tüm İslami ilimlere hakimdi. Üniversite son sınıfta Zahit Kotku hoca efendinin kızıyla evlenir. 13 Kasım 1980 yılında vefat eden Mehmet Zahit Kotku hoca efendinin ardından mücadeleyi devralmıştır.
HAYATI:
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi 13 Safer 1357 / 14.4.1938 tarihinde, Çanakkale’ye bağlı Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde dünyaya geldi. Babası Halil Necati Efendi, annesi Şadiye Hanım’dır. Babası ile annesi üçüncü kuşakta aynı kökte birleşmektedir. Hz. Hüseyin Efendimiz’in soyundan olan dedeleri Buhara’dan gelip Çanakkale’ye yerleşmişlerdir. Büyük dedesi Molla Abdullah Efendi, İstanbul’da ilim tahsilinde bulunmuş ve dönemin ünlü meşâyihinden Gümüşhâneli Ahmed Ziyâüddin Efendi’nin yakın bağlıları arasına girmiştir. Dedesi Molla Mehmed Efendi ise Fatih medreselerinde okuyup icazet aldıktan sonra, Birinci Cihan Harbi’ne iştirak etmiş ve bu savaşta şehit düşmüştür.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin babası Hâfız Halil Necati Efendi 1942 yılında çocuklarının tahsili için İstanbul’a göç etti. Es’ad Coşan Hocaefendi ilk öğrenimini Eminönü Vezneciler İlkokulu’nda, 1950 yılında tamamladı. Bu arada babası vasıtasıyla dönemin âlim ve âriflerinden Serezli Hasib ve Abdülaziz Bekkine Efendilerle tanıştı. Sohbet meclislerine devam etti.
Vefa Lisesi orta kısmından 1953, aynı okulun lise kısmı Fen Kolu’ndan ise 1956 yılında mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümünü 1960 yılında bitirdi. Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ve Türk-İslâm Sanatı sertifikaları aldı. Fakülte son sınıfta iken Mehmed Zâhid (Kotku) Efendi’nin küçük kızı Muhterem Hanımefendi ile evlendi.
Fakülte’den mezuniyetini müteakip girdiği imtihanı başarı ile vererek Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Klasik-Dînî Türkçe Metinler Kürsüsü asistanlığını kazandı ve bu suretle de üniversiteye intisap etti.
Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlik yapan Es’ad Coşan Hocaefendi, 1965 yılında XV. Yüzyıl Şairlerinden Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri adlı çalışmasıyla “İlâhiyat Doktoru” ünvanını aldı. İlâhiyat Fakültesi öğretim üyeliği yanısıra 1967-68 yıllarında Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu’nda “Türkçe ve Hümaniter Bilgiler” dersi verdi.
Es’ad Coşan hocaefendi 1972 yılında Hacı Bektaş Velî ve Makâlât adlı tezi ile doçent ünvanını aldı. 1971-1972 yıllarında yedek subay olarak askerlik hizmetini yaptı. 1973 yılında aynı fakültesin Türk-İslâm Edebiyatı Kürsüsü öğretim üyeliğine, bir yıl sonra da aynı kürsünün başkanlığına atandı. Emekli olduğu 1987 yılına kadar adı geçen kürsünün Anabilim dalı başkanlığını yürüttü.
1977-1980 yılları arasında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde Türk Dili ve Hümaniter Bilgiler dersleri verdi.
Matbaacı İbrâhim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye adlı takdim teziyle 1982 yılında Profesör unvanını aldı.
Üniversiteye intisap etmesinden emekliliğine kadar geçen süre içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı bünyesinde kurulan çeşitli komisyonlarda üye olarak çalıştı. Aynı zamanda Almanya, Avusturya, Irak, Libya, Ürdün, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkelerde uluslararası toplantı ve konferanslara katıldı, araştırma ve incelemelerde bulundu.
Mensubu bulunduğu fakültede Türk-İslâm Edebiyatı, Osmanlıca, Türkçe-Kompozisyon, Farsça ve Arapça derslerini okuttu. Yedi adet doktora ve çok sayıda lisans tezi yönetti.
Mahmud Es’ad Coşan hocaefendi başarılı ve verimli bir öğretim üyeliği hayatı sürdürmekte iken irşad faaliyetleri ile sosyal ve kültürel çalışmalara daha fazla zaman ayırabilmek amacıyla 1987 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Bundan sonra Hocası ve kayınpederi Mehmed Zahid Efendi’den aldığı tebliğ ve irşad görevini daha aktif yerine getirebilmek için faaliyetlere başladı. Seleflerinin başlattığı hadis derslerini Türkiye’nin bir çok ilinde yapmak suretiyle yaygınlaştırdı. Yaygın ve örgün eğitim, kültür, yardımlaşma, sanat ve yayın alanlarında hizmet üretmeleri için dostlarını teşvik etti. Bu alanlarda bir çok çalışmanın başlamasına önayak oldu. Çok sayıda kitap ve makale kaleme aldı.
Sohbetlerine gösterilen ilgiden dolayı hizmet sınırlarını genişletti ve bu gaye ile dünyanın bir çok ülkesine seyahatlerde bulundu. Avrupa, ABD, Orta Asya ve Avustralya’ya defalarca giderek eğitim programlarına katıldı.
Doğup büyüdüğü vatanından yirmi bin kilometre uzakta bulunan Avustralya’da, bir cami açılışı için yaptığı bir seyahat esnasında elim bir trafik kazası neticesinde Hakk’a yürüdü (10 Zilka'de 1421 / 4 Şubat 2001). Nâşı Türkiye’ye getirildi. 9 Şubat 2001 tarihinde Fatih Camii’nde Cuma namazını müteakip kılınan cenaze namazına, yüzbinlerce talebe ve seveni katıldı. Eyüpsultan Mezarlığı’nın Nakşi Tarlası denilen kısmında Hakk’ın rahmetine tevdi edildi.
MÜCADELESİ:
Verdiği vaazlardaki kibar üslubuyla, bağırmadan İslam’ı anlatan hoca efendi İskenderpaşa cemaatine yeni bir görünüm kazandırdı. Es’ad Çoşan hoca efendi liderliğinde dergiler yayınlanmaya başlar. İslam dergisi, Kadın Ve Aile dergisi, İlim ve Sanat dergisi, Panzehir dergileriyle İslam alemini, aile düzenini, çocuklara dini eğitim gibi çok yönlü çalışmalara imza atar. İslam dergisi İslam aleminin dertlerini anlatan ve ona çözüm bulmak için çabalayan , Türkiye’nin ahlaki olarak bozuluşunu ve Türkiye’de ki sorunlarını anlattı bu muazzam dergi. O dönem Türkiye’de en çok satan dergiydi. Allah rızası için verilen mücadele Mehmet Zahid Efendinin işaretiyle kurulan Hak Yol Vakfıyla Türkiye’de şuurlu bir gençliğin oluşmasının temelini atmıştır. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada açtığı İslam Kültür merkezleriyle orada yaşayan Müslümanların elden kaymaması ve orada Müslüman olmayan insanların İslam’a davet adına müthiş hizmetlere imza atılmıştır. Bu çalışmalarla güçlenen İskenderpaşa cemaati, tüm Müslümanları vuran 28 Şubat darbesinden dolayı çok büyük bir darbe yedi. Sağduyu gazetesi kapatılmıştır. Bugün basın özgürlüğü diyenler acaba o gün ne yapıyorlardı! İslam dergisi başta olmak üzere tüm dergileri kapatıldı. Es’ad Çoşan hoca efendi bu baskılardan dolayı Avustralya’ya hicret etmiştir. Bakın gerçek 28 Şubat mağduru. Bazıları gibi mağdur rolünde oynayıp Çevik Bire mektup yazıp aman efendim her şeyimiz sizin olsun, sizin için intihar ederim demedi. Başörtüyü kesinlikle açmayın diyen Es’ad hoca vardı. Başörtüsü furuattır diyen malum şahıs. 28 Şubat sürecinde sonra emin olun üst aklın projesiyle Türkiye’nin en güçlü cemaati olan İskenderpaşa cemaati zayıflatılarak malum yapı güçlendi. 28 Şubat sürecinde hiçbir zarar görmediği gibi tam tersine okulları açık olup ekonomi, medya, eğitim ve tüm alanlarda güçlenmiştir. Amerika’ya mağdur olduğu için değil bir proje olduğu için gitmiştir. 28 Şubatın en sert yaşandığı zamanda Es’ad Hoca bu zorbalara karşı, İslam düşmanlarına karşı direnin dedi. Kararlı üslubuyla ve korkmayan mizacıyla dik durdu. İnanmayan Başmakaleler kitabına baksın. Peki o malum şahıs o dönem asker daha demokrat, beceremediniz gidin dedi. Başörtüyü yasaklayan, İmam hatiplerin orta kısmını kapatan Anasol D hükümetine ve Mason Başbakanına hayırlı olsun dedi. Siyonist generallere karşı Es’ad hocanın tavrı ve o malum şahsın tavrı. Üzüldüğüm taraf 28 Şubata karşı dik duran Es’ad Coşan Hoca Efendi hiç konuşulmadı. O gün dik duran az insanlardan biriydi. Es’ad hocanın yaşadıkları hiç anlatılmadı. Es’ad Coşan hoca efendinin geçirdiği trafik kazasının normal kaza olmadığını kesinlikle söylüyorum. O günkü İslam aleminde yapılan muazzam çalışmalar, kararlı tavırları ve 28 Şubata karşı dik durması birilerini kesinlikle rahatsız etti. Bana göre bu suikastın arkasında da MOSSAD ve CIA çeteleri vardır. Dizayn operasyonları sonucunda gerçek İslam aşıkları tasfiye edilerek Müslüman düşmanı, ülke düşmanı bir yapı güçlendirildi. Bu yapının güçlenmesinden bugün bahsediyorsak, o dönem İskenderpaşa cemaatinin nasıl zayıflatıldığına bakın. Son olarak tam 14 yıl önce yolumuzu aydınlatan bir Kutup Yıldızı aslında bizi yetim bırakarak ahirete göç etmiştir.
MÜCADELESİ:
Esa’d Çoşan hoca efendi mücadelesiyle, iyi bir ilişki kurmak suretiyle her kesime ulaşmak istedi. Mücadelesinde vaazlarındaki farklı üslubu ön plana çıktı. İslam’ın bağırılmadan, kızmadan, öfkeyle anlatmamanın ötesinde çok kibar bir üslupla anlatması insanları etkiledi. O üslubun içinde aşk var, insanlara duyulan sevgi vardı. Mücadelesi adına çocukla çocuk, gençle genç olabiliyordu. Es’ad Çoşan hoca efendi mücadelesini çok geniş bir coğrafyaya yaymıştır. Türkiye dışında açtığı İslam Kültür merkezleri hem oradaki Müslümanların kaymaması, hem de Müslüman olmayanlara tebliğ ve irşat namına büyük bir öneme sahipti. Es’ad Çoşan hoca efendi davası namına hiçbir şeyden uzak durmadı. Yani bir Müslüman’ın hayatta her olayın içinde aktif olarak bulunmasını istemiştir. Müslümanlara siyasetin içerisine girmesini tavsiye eden Es’ad hoca bizzat kendisi ve rahmetli damadı Ali Uyarel beyle 1987 seçimlerinde belde belde, şehir şehir, ev ev gezip oy istemiştir. Önemli siyasi liderlerle yakın ilişki içerisinde bulunup Müslümanların yararına o liderlere her zaman tavsiyelerde bulunmuştur. Es’ad Çoşan hoca efendi çıkardığı dergilerle de kendi inancının mücadelesini vermiştir. İslam Dergisi Türkiye’de doksanlarda en çok satılan dergiydi. Tirajı 100 bine ulaşmıştı. Es’ad hoca derginin yanında günlük gazetede çıkartıp Müslümanların yararına ve Müslümanca günlük olayları değerlendirme çabası içine girmiştir. Akra fm ve AK tv’yi de kuran Es’ad Çoşan hoca efendi Müslümanların bir medyasının olmasına çok önem vermiştir. Medyada da büyük bir mücadele veren Es’ad Çoşan hoca efendi, 28 Şubat darbesine dik durmuş; İslam dergisindeki baş makalelerinde de bunu göstermiştir. Hem bu dik duruş hem de dünya çapında yaptığı tebliğ çalışmaları Emperyalistleri rahatsız etti. Bunun sonucunda 4 şubat 2001 günü sözde bir kaza sonucu şehit olmuştur. Ne mutlu mücadelelerinin sonunda şehadete kavuşanlara.
Ayrıca Cumhurbaşkanı ve Başbakana seslenerek Es’ad Hocaya yapılan suikastın Türkiye olarak üzerine gidilmesini temenni ediyorum.
DAVASI:
Es’ad Çoşan hoca efendinin davası HZ. Adem (AS)’den HZ. Muhammed (SAV)’e kadar peygamberler devrinden, HZ. Ebubekir (RA), HZ. Ömer (RA), HZ. Osman(RA), HZ. Ali(RA) ve tüm sahabeleri içine alan o devirden Evliyaullahlara, Mücahitlere, Selçuklu devleti ve Osmanlı devletinin tek gayesi olan köklü davadan alır. O köklü dava İSLAM’dır. Cumhuriyetin son devrinde Bediüzzaman Saidi Nursi hazretleri, Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, İskilipli Atıf hoca, Abdulhakim Arvasi Hazretleri, Abdulaziz Bekkine hazretleri, Hacıveyiszade Mustafa Kurucu hoca efendi, Ali Ulvi Kurucu hoca efendi, Mahmut Sami Ramazanoğlu hoca efendi, Mehmet Zahit Kotku hoca efendi ve tüm alimlerin, fikir adamlarının geldiği İslam davasının ülkemizdeki bir temsilcisiydi; Es’ad Çoşan hoca efendi. Es’ad Çoşan hoca efendi Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in deyişiyle bir aksiyonerdi. Davası için elinden gelen her şeyi yaşamıyla hayata geçirmiştir. Kısacası Es’ad Çoşan hoca efendinin gayesi Allah rızasıydı. Hedefi Müslümanların hak namına güçlenmesiydi. Davası da İslamdı
SAİD BULUT / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme