Bayram 'Tatil' değildir
Konya İl Uzman Vaizi Mehmet Toker, 9 günlük bayram tatilinin tatil mekânlarında değil, aile büyüklerinin yanında çocukların milli ve manevi değerlerini yaşayacağı şekilde geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Son yıllarda Ramazan ayı ve bayram günlerinin algısının değiştiğini ifade eden Konya İl Uzman Vaizi Mehmet Toker, 9 günlük bayram tatilinin tatil mekânlarında değil, aile büyüklerinin yanında çocukların milli ve manevi değerlerini yaşayacağı şekilde geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Ramazan Bayramı’nın, Mü’minler için bir senedeki iki sevinç döneminden birincisi olduğunu söyleyen Konya İl Uzman Vaizi Mehmet Toker, “Bunlardan birisi Ramazan ayının bitiminde Şevval'in 1. 2. 3. günü idrak etmiş olduğumuz Ramazan Bayramı, diğeri de Zilhicce'nin 10, 11, 12, 13. günlerinde idrak ettiğimiz Kurban Bayramıdır. Bizler neden Ramazan'ın akabinde bayram yapıyoruz? Elbette Ramazan bitti, oruçtan kurtulduk diye sevincimizden değil. Ramazan, Allah Rasûlü (SAV)in ifadesiyle “Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu günahlardan kurtuluş” olarak değerlendirdiğimiz için ve Ramazan'ın son 10 günü içerisinde Kadir gecesi gibi 1000 Aydan daha hayırlı bir geceyi idrak ettiğimizden dolayı; İnşallah günahlardan azad olmuş olarak Ramazan'ı bitirdiğimiz ümidiyle, bu duygu ve düşüncelerle biz bayram yapıyoruz. Bir anlamda Bayram Müm’inlerin ebedi kurtuluşunun bir ön hazırlığı, sembolik bir ifadesidir. Bayramlar, Müslüman toplumların hayatında önem arz eden zaman dilimleridir. Özellikle İslam kültürünün çocuklara, gençlere ulaştırılması konusunda eş, dost, akraba, aile büyükleri ziyaret edilerek onların hayır duasının alınması, Bayram sevincinin yaygınlaştırılması noktasında önem arz eder. Bayram dediğimiz zaman sevincin paylaşılması, toplumun her kesimine ulaştırılması, özellikle toplumdaki dezavantajlı olarak nitelendirilen yaşlı, hasta, engelli, kimsesiz vatandaşlarımıza bu sevincin ulaştırılması gerekir. Bayramda erken kalkmak, gusletmek, güzel koku sürünüp, temiz ve güzel elbiseler giymek, müminlere selam vermek, akrabayı ziyaret etmek, Peygamber Efendimiz (SAV)’in bize olan tavsiyelerindendir. Bayram günlerinde sevinmek, neşelenmek gerekir. Dargın olanların bayramı da beklemeden barışması, şayet bayrama kadar barışmamışlarsa bayramda mutlaka ve mutlaka barışmaları gerekir. Bu Peygamber Efendimiz (SAV)’in tavsiyesidir. Bayramlar Mü’minler arasındaki birliği, beraberliği, yardımlaşmayı ve dayanışmayı pekiştiren perçinleyen günlerdir. Bugünlere müminlerin bu hassasiyetlerle yaklaşması lazım. Bayram, aynı zamanda ikram günleridir. Ramazan Bayramı'nın ilk günü oruç tutmak bu sebepten haram kılınmıştır. Ramazan Bayramı 30 günlük bir hizmet içi eğitim kursundan sonra, bir irade ve nefis terbiyesinden sonra tabiri caizse Mü’minlerin af beratı aldıkları, kurtuluş icazeti aldıkları gün olarak değerlendirmelidir. Sembolik anlamda bayram bizim için hizmetiçi eğitim kursunu başarıyla tamamlamanın sevincini ifade eder” şeklinde konuştu.
“SILA-İ RAHİM MÜSLÜMANIN DAYANIŞMA VESİLESİDİR”
Ramazan Bayramı’nda Sıla-i rahim yani akraba, eş, dost ziyareti yapmanın önemine dikkate çeken Toker, “Sıla-i rahim, insanlar arasındaki soy birliği, akrabalık bağı manasındaki; kan bağı ve evlenme yoluyla oluşan akrabalık bağlarını yaşatma, akrabalarla ilişkiyi sürdürme, haklarını gözetme, onlara ilgi gösterme, iyilik ve yardımda bulunma, ziyaret etme şeklinde ifade edebileceğimiz İslam dinine özgü bir kavramdır. Sıla-i rahim kavramını Kuranı Kerim'de üç ayeti kerimede akrabalar, akrabalık bağları ve akrabalık hakları manasında, iki ayeti kerimede de ülü-l erham yakınlık sahibi hısımlar akrabalar manasında kullanıldığını görmekteyiz. Nisa Suresi 1. Ayeti kerimede mealen “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getirip yayan, Rabb’inize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının! Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir” buyrulmaktadır. Bu ayeti kerimede açıkça gördüğümüz üzere Allah, akrabalık bağlarını koparmaktan sakınmamızı emretmektedir. Dolayısıyla akrabalık bağlarını yaşatmak rabbimizin bir emridir. Yine Kuranı Kerim'de Muhammed suresi 22 ayeti kerimede mealen; “Ne demek? yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız öyle mi?” şeklinde Rabb’imiz bizleri ikaz etmek de hatta ihtar etmektedir. Sıla-i rahim konusu Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin hadisi şeriflerinde de geniş yer tutmaktadır. Buhari’de Sıla’t-ür Rahim şeklinde bâb başlığı olduğunu görüyoruz. Hadis-i şeriflerde; Sıla-i Rahimin cennete götürecek işler arasında sayıldığını, akrabaya ilgi gösterene Allah'ında ilgi göstereceğinin ifade edildiğini, akrabalık bağlarını koparanın Allah'ın rahmetinden mahrum bırakılacağını ifade edildiğini görüyoruz. Sıla-i Rahim 1400 yıllık İslam tarihi içerisinde İslam'ın yayılma vesilelerinden, Müslümanların dayanışma vesilelerinden birisi olarak görülmüştür” dedi.
“BAYRAM BAYRAMDIR, TATİL DEĞİLDİR”
Bayramların tatil olarak algılanmasının, kapitalizmin dayatmış olduğu bir anlayış olduğunu söyleyen Toker, “Müslümanların fazlaca sekülerleşmesi neticesinde artık Sıla-i rahim neredeyse unutulma derecesine geldi. Günümüzde olduğu gibi bayram tatilleri 9 gün gibi bir süre olduğu zaman bakıyorsunuz tatil beldelerindeki otellerde kalacak yer bulunmuyor. Ama akrabalar huzurevlerinde veya yalnızlık içerisinde kendilerini ziyaret edecek akrabalarını, ziyaretçilerini bekliyorlar. Bu Müslümanlara yakışan bir tablo değil. Müslümanların bayramı, bayram olarak algılayıp bayramda neler yapması gerektiğini, bayramları yaşamanın ve yaşatmanın neleri yapmaktan geçtiğini kavrayıp hayatlarına uygulamaları lazım. Tatile her zaman gidilir ama bayram senede 2 defa geliyor” şeklinde konuştu.
“RAMAZAN’IN KAZANIMLARI DEVAM ETMELİ”
Ramazan, 12 aylık zaman diliminde 1 aylık hizmet içi eğitim kursu gibi Müslümanları irade eğitimine tâbi tutan, Mü’minlere sabr-ı öğreten bir okuldur. Ramazan, inanan insana normal zamanda kendisine mübah olan yeme-içme ve eşiyle bir arada olmak gibi davranışları dahi haram kılarak onun iradesine sahip çıkmasını öğretir. Diğer insanlarla empati kurmasını sağlar. Ramazan, insanın bir anlamda iç dünyasına yönelmesi, kendisinin farkına varması demektir. Ramazan, ruhen, kalben adanmışlığı ve niyet olarak Allah rızasını gözetmeyi insana alışkanlık haline getirten bir zaman dilimidir. Tabii Ramazan gündüz orucuyla, gecesi teravih ile, mukabeleleri ile, son on gününde itikafı ile, bir ibadet mevsimidir. İnsanın kulluğunu dolu dolu yaşamasını temin eder. Ramazan bitti, ibadet bitti manasına gelmemeli. Ramazan'dan sonra da Ramazanda kazanmış olduğu iradesine sahip çıkma, sabır gösterme, ibadetlerdeki devamlılık ve hassasiyeti sürdürmesi lazım. Kulluk, ölünceye kadar devam ediyor. Ramazan'da nasıl yeme-içmeyi kendisine yasaklamışsa; Ramazan'dan sonra da sadece Ramazan'da değil kul hakkı yemek, haram yemek, faiz yemek, bunların haramlığı devam ediyor. Ramazan'da nasıl su içmek yasaksa; Ramazan'dan sonra da alkol ve benzeri maddeleri içmenin haramlığı devam ediyor. Ramazan'da teravih sünnet olduğu gibi ömür boyu beş vakit namazın farzlığı devam ediyor. Onun için kişi, Ramazan'da kazanmış olduğu ibadet alışkanlığını hayatının tamamına yayması lazım” dedi.
“İNFAK EDELİM”
İnfak yapmanın önemine dikkat çeken Toker, “İnfak; Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla, kişinin kendisine emanet edilen maldan, muhtaçlara, fakirlere harcaması aynî ve nakdi yardımda bulunması demektir. İnfak farz olan zekat, vacip olan sadaka-i fıtır ve insanın kendi gönlü ile yapmış olduğu her türlü hayır ve hasenatı, maddi yardımı içerisine alan bir kelimedir. İnfak, Mü’minlerin Allah yolunda maddi fedakarlık yapmasını ifade eder. İnfakın gösterişten uzak, yalnız Allah rızası için yapılması lazımdır. İnfakta bulunan kişi, yardım edeceği kişinin onurunu zedeleyecek davranışlarda bulunmamalıdır. Hatta ve hatta veren kimse, ibadetini yapmasına vesile olduğu için alan kimseye minnet duyması lazım. Çünkü o ihtiyaç sahibi Müslüman kardeşi sayesinde ibadetini yapabildi. Yapılan yardımın en iyi mallardan olması, yerine ulaşması için de gerçek ihtiyaç sahiplerinin belirlenmesi esastır. Ramazan ayı içerisinde sadaka-i fıtır vacip olan müminlerin yerine getirmiş olduğu yaygın bir ibadettir. Zekatla mükellef olan vatandaşlarımız da, zekâtını hem takibi ve hesaplaması kolay olsun diye, hem de yapmış oldukları bir ibadete karşılık en az 700 misli ile sevap alma adına Ramazan'da yerine getirmektedirler. Bugün Mü’minlerin maddi olarak yardımlaşmaya, dayanışmaya, birbirlerine destek vermeye dünden daha çok ihtiyacı vardır. Bu konuda hassasiyet gösteren kardeşlerimizi tebrik ediyoruz. Bu alışkanlığın Ramazan'da sınırlı kalmaması, bütün seneye yayılması da önem arz etmektedir. Bu vesile ile tüm vatandaşlarımızın ve okuyucularımızın Ramazan Bayramını en kalbi duygularımla tebrik ediyorum” diye konuştu.

Konya İl Uzman Vaizi Mehmet Toker
HABER: SEYFULLAH KOYUNCU
Bakmadan Geçme