'Ben bu bayrağı indirmem'
Fahreddin Paşa 'İngilizlere ve Araplara teslim olmaktansa şehri ve kendimi feda ederim' diyerek kuşatmaya can başla karşı koymuştur.
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, Medine Müdafaasının komutanı Fahrettin Paşa'ya Kutsal Emanetler konusunda bazı yakıştırmalarda bulunarak sosyal medya aracılığıyla Fahrettin Paşa'ya hakaretler savurmuştu. Şehir Koleji Tarih Öğretmeni Tarihçi Yazar Mehmet Akif Sarıbaş, Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa’nın kahramanlığını herkesin bilmesi gerektiğini söyledi.
“ASKERLERİMİZİ ARKADAN VURMAYA BAŞLADILAR”
Kayıtlara ‘Çöl Kaplanı, Medine Kahramanı’ olarak geçen Fahrettin Paşa’nın Türk tarihinin en büyük kahramanlarından biri olduğunu altını çizen Sarıbaş, “Medine müdafaası sırasında karşı karşıya geldiği İngiliz ajanı Lawrence cesaretinden dolayı ona ‘Çöl Kaplanı’ demiştir. Fahrettin Paşa'ya, İngiliz yarbayı Bassett "Kaburgalarına kadar tam bir askerdir." diyor. I. Dünya Savaşı’nda manevi açıdan en kritik cephe şüphesiz Hicaz – Yemen Cephesiydi. Osmanlı Devleti Çanakkale Cephesinde, Irak cephesinde Kanal Cephesinde ve diğer cephelerde tüm eksikliğine rağmen kahramanca direniyordu. Bu buhranlı günlerde İngilizlerle işbirliği yapan Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in ihanetiyle bazı kabileler askerlerimizi arkadan vurmaya başladılar. İsyanı bastırmakla görevlendirilen Fahreddin paşa, kutsal bölgelere giderek görevine başlayana kadar Şerif Hüseyin ve yandaşları pek çok yere zarar verdiler ve özellikle demiryollarını tahrip ederek Medine karakollarına saldırdılar. Fahreddin Paşa’nın kahraman kuvvetleri asileri geri püskürtmeyi başardı. Medine’nin müdafaası en güzel şekilde yapılıyordu. Son derece kısıtlı imkânlarla 2 yıl 7 ay boyunca İngilizler ve onların yerli işbirlikçileri olan çöl bedevilerine karşı Medine’yi savunmaya devam etti.
‘ÇEKİRGENİN SERÇE KUŞUNDAN NE FARKI VAR? YALNIZ TÜYÜ YOK’
Şehrin etrafı surlarla çevriliydi bu yüzden başka bir yerden yardım almak da imkânsızdı. Hastalık, açlık ve susuzluk artmıştı. Diğer taraftan Osmanlı yenilmişti ve ordumuz kuzeye çekilmeye devam ediyordu. Yenilen Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. Anlaşma şartlarına göre Medine’nin Şerif Hüseyin’e teslim edilmesi gerekiyordu. Ancak Fahrettin Paşa şehri teslim etmedi. Savaş devam ederken yaşanan ağır şartlara rağmen askerin morali yüksek tutuluyor devamlı olarak konuşmalar yapılıyordu. Açlık, susuzluk sıcak orduyu zorda bırakıyordu. Açlık sorununu çözmek için o meşhur çekirge kararnamesi yayımlandı. Çekirgenin yenmesi ile ilgili tıbbi tavsiyeler içeren şu tebliği yayınlandı: ‘Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Yalnız tüyü yok. O da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. Bitkilerle besleniyor, temiz ve taze şeyler yiyor. Hem de tiryaki ve keyif sahibi, tütün ve limondan zevk alıyor. Ayrıca Hicaz, Asir, Yemen ve Afrika bedevilerinin başlıca gıdası çekirgedir. Bedeviler sağlamlıklarını ve zindeliklerini yedikleri çekirgeye borçludurlar.’
"CAN VERİR, CANANI (SAV) VEREMEZ TÜRKLER"
Sarıbaş, “Fahreddin Paşa Medine’de bulunan Hazreti Muhammed’in mukaddes emanetlerini 2000 askerlik bir koruma ile İstanbul’a gönderdi.Tüm gayretlere rağmen Medine’nin elden çıkacağını anlayan Fahreddin Paşa, bir kısmı önceki yıllarda Osmanlı sultanları tarafından Hz. Muhammed’in kabrine gönderilen hediyeleri, 1918 yılında büyük bir koruma muhafız kıtası refakatinde ve mühürlü sandıklarla İstanbul’a göndermiştir. Ecdadımız tarafından tarihe altın harflerle kazınan bu olay Türk milletinin Hz. Muhammed'e (sav) olan bağlılığını "Can Verir, Cananı (sav) veremez Türkler" şeklinde adına şiirler yazarak ortaya koymuştur” şeklinde konuştu.
İSMAİL POÇAN / YENİ HABER
Bakmadan Geçme