• Haberler
  • Konya
  • Birinci Dünya Savaşı'nda Mevlevilerden manevi destek

Birinci Dünya Savaşı'nda Mevlevilerden manevi destek

Birinci Dünya Savaşı'na Mevlevi Alayı'nın da katılması tarihte çok az bilenen olaylar arasında yer alıyor.

Birinci Dünya Savaşı'nda Mevlevilerden manevi destek
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Birinci Dünya Savaşı'na Mevlevi Alayı’nın da katılması tarihte çok az bilenen olaylar arasında yer alıyor.  Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Arabacı, tarihte yaşanılan bu olay ile ilgili bilgiler vererek, Mevlevilerin savaşan askerlere manevi destek vermek amacıyla katıldıklarını ifade etti.

mevleviler-birinci-dunya-savasi-2.png

Tarihi kaynaklarda, dönemin padişahı olan Sultan Reşad’ın, I. Dünya Savaşında Mevlevilerin hem manevi desteğini önemsediğini hem de bizzat savaşa katılmalarının oldukça faydalı bulduğunu düşünerek savaşa davet ettiği yazıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın o dönemde ölüm-kalım meselesine dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Caner Arabacı, “Çanakkale Cephesi, Mevlevilerin katıldığı Suriye- Filistin Cephesi, Kafkas Cephesi, İran Cephesi, Irak Cephesi, Yemen Cephesi, Galiçya, Romanya, Makedonya Cepheleri olmak üzere toplam on civarında cephede savaştık. Galiçya, Romanya ve Makedonya Cepheleri gibi yerlerde sınırımız yoktu. Ama buralarda da savaştık, hem de yüz bir bin asker göndermek durumunda kaldık” dedi.

mevleviler-birinci-dunya-savasi-6.png

‘BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI BİR KEMİK HARBİDİR’

Mevlevilerin Birinci Dünya Harbi’ndeki savaşa katılma, orduya destek verme çalışmalarını Dünya Harbi bağlamında ele almak gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Caner Arabacı, “ Birinci Dünya Harbi bizim harbimiz değil, Avrupa’nın bir iç harbidir. Emperyalist bir harptir. Vatanı, milleti savunma, ırzı ve namusu savunma, devleti savunma gibi asil gerekçelerle çıkmış bir harp değildir. Adeta kemik harbidir. Avrupalıların dünyayı paylaşırken ‘Sen daha fazla sömürge elde ettin. Ben de sömürge elde edeceğim’ tarzında bir dünyaya hükmetme bloklaşmasıdır. Bu harpte, bizim olmamamız gerekirdi ama girmek zorunda bırakıldık. Böyle olunca, sonuçta harp, bizim üstümüze döndü. Savaş, bizim için ölüm-kalım mücadelesine dönüştü. Birinci Dünya Savaşı ölüm kalım savaşına dönüşünce, elde olan bütün güçlerin seferber edilmesi gerekti. Cihad Fetvası ilan edildi. Osmanlı Devleti’nin üç milyona yakın askeri vardı. Fakat bu askeri güç, yeterli olmadı. Yaşı küçük olduğu halde kilosu 45 çeken çocuklar bile harbe alındı” ifadelerine yer verdi.

mevleviler-birinci-dunya-savasi-1.png

‘ORDUYA MORAL VERİLECEK UNSURLAR DÜŞÜNÜLDÜ’

Birinci Dünya Savaşı’nda orduya moral verecek, manevi bir katkıda bulunacak, teşvik edici unsurların da düşünüldüğünü kaydeden Arabacı, “Teşvik edici unsurlar içinde ehl-i tarik gruplar da vardı. Ehl-i tarik insanlar, önceden de padişahların, ordularının yanında zaman zaman sefere davet edilmişlerdi. Tanınmış kanaat önderleri, askere moral vermek için ‘Biz de buradayız’ anlamında seferlerde bulunmuşlardı. Bitirici bir harp olan I. Dünya Harbi döneminde de Mevleviler, Bektaşiler, Kadiriler, Nakşiler gibi ehl-i tarik gruplardan faydalanılmıştır. Bunların savaştaki yeri cephe değildir. Askere moral vermek üzere, cepheye yakın yerlerde durmuşlardır. O dönem Osmanlı Ordusu günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti Ordusu gibi değildi. Günümüzdeki orduda moral subayları vardır. O dönem moral subaylarının yerine kadı askerler, alay müftüleri, tabur imamları gibi üst düzey din adamları ordu içinde görev yapmıştır. Askeri birliklerin içinde fetva veren, askerin ibadetlerini yapabilmesine katkı sağlayan görevli insanlar bulunmuştur. Onlara ek olarak ehl-i tarik gruplar da katılmışlardır. Mevleviler, Birinci Dünya Harbine askeri sınıf, savaşçı, muharip olarak değil, manevi bir katkı, moral verme amacıyla katılmışlardır” şeklinde konuştu.

mevleviler-birinci-dunya-savasi-8.png

‘DÖNEMİN PADİŞAHI DA MEVLEVİ’DİR’

O dönemin padişahı Sultan Mehmed Reşat’ın da Mevlevi olduğunun bilgisini veren Arabacı, şunları aktardı: “Son zamanlarda padişahlar değiştiği zaman, kılıç kuşatma törenlerinde kılıcı kuşatan Mevlevi Şeyhi’dir. Mevleviliğin merkezi de Konya’dır. Dünya Mevleviliğinde Balkanlar, Afrika, Orta Doğu yani Osmanlı coğrafyasının bulunduğu her yerde Mevlevihaneler açılmıştır. Mevlevihanelerin şeyhleri de Konya’dan atanmıştır. Görevlendirmeler Konya’daki Mevlevi Postnişini üzerinden yapılmıştır. O nedenle Konya’nın ve Konya Mevlevi Âsitânesinin/Dergâhının/merkezinin özel bir yeri olmuştur. İstanbul’da Mevlevi alayının hazırlığı yapılmış diğer yerlerden gelenlerle birlikte Konya’da toplanılmıştır. Sefere başka tarikatlar da katılmıştır. En ünlüsü, Suriye’ye gönderilen Mevlevi Alayı ile Kafkaslara gönderilen Bektaşilerdir. Konya’da Alay sancağı çekilmiş ve bir alay oluşturulmuştur. Alayın başında da Veled Çelebi (İzbudak) vardır. Veled Çelebi; şairdir, yazar, dilci bir şeyhtir. Aynı zamanda bütün Mevlevilerin ve Mevlevi alayının lideri, şeyhi ve postnişindir. Devrin hâkim partisi İttihat ve Terakki’ye de yakınıdır.”

mevleviler-birinci-dunya-savasi-3.jpg

 ‘YAKLAŞIK BİN KÜSUR MEVLEVİ SAVAŞA KATILDI’

İttihat Terakki devrilince, Veled Çelebi’nin de devrildiğini sözlerine ekleyen Arabacı, “O dönemin Şeyhi Veled Çelebi’dir. Onun liderliğinde ona temsili olarak bir albay unvanı da verilmiş, Konya’dan uğurlanmıştır. Bunlar Şam’a giderler ve orada Dördüncü Ordu bulunmaktadır. Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’dır. İttihat Terakki’nin üç liderinden üçüncüsüdür. Hem dönemin Bahriye Nazırı/Denizcilik Bakanı’dır hem Dördüncü Ordu Komutanı’dır hem de Suriye’nin Valisi’dir. Otoriter, despotik bir adamdır. Şam’da onun yanında kalırlar. Zaman zaman Mevlevi ayinleri, musiki şölenleri yaparlar. Şam’da üç yıl kalmışlardır. Bu süreçte askeri birliklerde, bazı cephe gerisi hizmetlerde yardımcı olmuş, moral vermeye çalışmışlardır. Silah eğitimi, askeri eğitim aldıkları halde yaşları nedeniyle fiili bir sıcak harbin içinde olmamışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nda sefere katılan yaklaşık bin küsur Mevlevi vardır. Üç milyona yakın kişinin bulunduğu orduda, bin kişilik sembolik bir yerleri bulunmaktadır. Verilen rakamlara göre kırk yedi civarında Mevlevihane’den derviş katılmıştır” ifadelerini kullandı.

mevleviler-birinci-dunya-savasi-4.jpg

‘MEVLEVİHANELER TEKKE VE ZAVİYE KONUMUNDAYDI’

Mevlevihanelerin o dönemde tekke ve zaviye konumunda olduğunun bilgisini veren Arabacı, “Biz biliyoruz ki Mustafa Kemal, Konya ziyaretlerinde, Mevlevihane’yi ziyaret etmiştir. Selanik’ten de Mevlevihanelerle ilgili de bir bağı vardır. Mevlevihaneler, müziğin, sohbetin olduğu yerlerdir. Diyelim ki Kadiri, Nakşi, Halidi, benzeri dergahlara göre zaman zaman kadınlı, erkekli toplantıların da yapıldığı yerlerdir. Biraz daha kendilerini serbest adlandırmışlardır. Konya Âsitânesiyle Birinci Reisicumhur’un o türden bir bağı olmuştur. Tekke ve zaviyeler 1925’de kapatılmıştır. Mevlevihaneler de birer tekke ve zaviye konumundadır. Merkezi de Konya olması nedeniyle Konya da kapatılmıştır. Yalnız Konya’ya ayrıcalık gösterilmiş ve burası müze yapılmıştır.  Hatta Mustafa Kemal Atatürk burayı müzeyken de ziyaret etmiştir. O dönemki Müze Müdürü Yusuf Akyurt çok çalışkan, ilim sahibi, yazan bir adamdır. Hatta o dönem çalışmalarını Atatürk’e sunmuş ve takdir görmüştür. Yusuf Akyurt’un çalışmaları, Konya yöresi ve tarihi açısından da önemlidir. Düzenli gayretleri, onu değerli bir adam yapmıştır. Böylece, o dönem Konya Mevlevihane’si tamamen kapatılıp bir köşeye atılmamış, müze olarak ziyaret edilen, bilgi alınan bir yer haline getirilmiştir” diyerek sözlerini noktaladı.

SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ

Bakmadan Geçme