Bizans'ı dize getiren Konya'nın hükümdarının yüzü ortaya çıkartıldı
Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad'ın yüzü, DNA'sından alınan örnek ve resimlerdeki tasvirinden yararlanılarak ortaya çıkartıldı.
Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı I. Alâeddin Keykubad'ın, bir Selçuklu çinisi üzerindeki figürü ve DNA analizleri ile oluşturulan yüzünün görünümü belli oldu.
İşte I. Alaaddin Keykubat’ın yüzü ve diğer Sultanların yüzü
Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad

Türkiye Selçukluları’nın onuncu hükümdarı olan I. Alaeddin Keykubad, Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ortanca oğludur. Kendisinin annesi, doğum yeri ve doğum tarihi ile ilgili herhangi bir kayıt mevcut değildir. Kaynaklardaki bilgilerden babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ağabeyi Rükneddin Süleymanşah tarafından 1196 tarihinde tahttan indirilmesiyle başlayan sürgün sürecinde Alaeddin Keykubad’ın ve ağabeyi İzzeddin Keykavus’un çocuk yaşta olduğu anlaşılmaktadır. Dönemin kaynaklarındaki bazı küçük ayrıntılar dikkate alınarak araştırmacılar tarafından Alaeddin Keykubad’ın 1190 yılında dünyaya gelmiş olabileceği tahmin edilmiştir[1]. Babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile birlikte Anadolu’nun pek çok yerini gezen Melik Alaeddin Keykubad Kilikya Ermenileri, Halep Eyyûbîleri ve Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde de ikamet etmiştir. Çok küçük yaşta çok geniş bir coğrafyayı görmüş olması hiç şüphesiz kendisinin ufkunu genişletmiştir.
I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1205 yılında Selçuklu topraklarına dönerek ikinci kez tahta çıktığı zaman büyük oğlu İzzeddin Keykavus’u Malatya’ya, Alaeddin Keykubad’ı ise Tokat’a Melik olarak tayin etmiştir[2]. Melik Alaeddin Keykubad, bölgeye tayin edildiği 1205 yılından babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in vefat tarihi olan 1211 yılına kadar altı yıl boyunca meliklik yapmıştır. Tokat’ta bu süre içerisindeki faaliyetleri hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Sadece burada kendi adına darp ettirdiği sikkeler bulunmaktadır. Bu sikkeler de kendisi “El-Melik El-Mansûr Keykubad bin Keyhüsrev Nâsır-ı Emirü’l-Müminin” ve “El-Melik El-Mansûr Alâe’d-devle ve’l-dîn Ebu’l-Muzaffer Keykubad bin Keyhüsrev Nâsır-ı Emirü’l-Müminin” olarak anılmaktadır[3]. Alaeddin Keykubad’ın Tokat Melikliği sırasında ünlü Selçuklu devlet adamı Bedreddin Gevhertaş’ın Atabeyi olarak yanında görev yaptığı düşünülmektedir[4].
Alaeddin Keykubad’ın babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in altı yıl süren ikinci saltanatı Alaşehir Savaşı’nda şehit olmasıyla sona ermiş ve kendisinin cenazesi 14 muharrem 608 (28 Haziran 1211)’de Konya’ya getirilip defnedilmiştir[5]. Bu gelişme sonrasında Türkiye Selçuklu emirleri sultanın üç oğlu arasından en büyüğü olan ve Malatya Meliki bulunan İzzeddin Keykavus’u tahta çıkarmışlardır[6]. Ağabeyinin tahta çıktığını öğrenen Alaeddin Keykubad kendi birlikleri, amcası Erzurum Meliki Mugiseddin Tuğrulşah ve Kilikya Ermeni hâkimi Leon’un da desteğiyle ağabeyini Kayseri’de kuşatma altına almıştır[7]. Ancak kuşatmanın başlamasından kısa süre sonra Alaeddin Keykubad, kardeşi Sultan I. İzzeddin Keykavus’a bağlı devlet adamlarının Ermeni Leon’u ve Erzurum Meliki Mugiseddin Tuğrulşah’ı ayrılmaya ikna etmesi neticesinde yalnız kalmıştır. Bu beklenmeyen gelişme üzerine Alaeddin Keykubat Kayseri kuşatmasını kaldırarak Ankara Kalesi’ne hareket etmiş ve buraya kapanmıştır. Burada bir süre dirense de sonunda ağabeyi Sultan I. İzzeddin Keykavus’a teslim olmuş ve Emir Seyfeddin Ay-aba gözetiminde Malatya’da Fırat Nehri kıyısında bulunan Minşar Kalesi’ne hapsedilmiştir[8].
Alaeddin Keykubad, hapsedildiği 1212 yılından ağabeyi I. İzzeddin Keykavus’un ölüm tarihi olan 1220 yılına kadar 8 yıl boyunca Minşar Kalesi’nde her an öldürülme tehlikesiyle tutuklu kalmıştır. I. İzzeddin Keykavus’un vefatının ardından da Emir Seyfeddin Ay-aba’nın desteğiyle Türkiye Selçuklu tahtına çıkmıştır[9]. Kendisi tahta çıkar çıkmaz o dönemin Abbasi Halifesi Nâsır-Lidinillah ünlü âlim Şihâbeddin Sühreverdi liderliğinde bir elçi heyeti göndererek Sultan Alaeddin Keykubad’a saltanat alametleri göndermiş ve kendisinin iktidarının meşruiyetini tüm İslam Dünyası’na ilan etmiştir[10]. Sultan da tahta çıkar çıkmaz cihangirliğin bir gereği olarak fetih hazırlığı emri vermiştir. Selçuklu Emirleri Mübarizeddin Ertokuş ve Esadeddin Ayaz’ın önerisiyle de Akdeniz kıyısında olan ve güzelliği dillere destan Kalonoros Kalesi’ni fethetmeye gitmiştir. Aylar süren kuşatmadan sonra Kalonoros Hâkimi Kyr Vart sultana teslim olmuş ve 1221 yılında kale I. Alaeddin Keykubad’ın eline geçmiştir. Sultan iyi niyetinin göstergesi olarak Kyr Vart’ın kızıyla evlenmiştir. Fetihten hemen sonra da eski bir gelenek olarak şehri kendi ismine nisbetle Alaiyye adıyla bir Müslüman-Türk şehri olarak yeniden kurmuştur[11]. Sultanın yeniden kurduğu Alaiyye’nin unvanı da Barış Şehri anlamına gelen Dârü’l-Emân’dı[12]. Sultanın kuvvetleri Alaiyye’den Antalya’ya hareket ederken şehrin eski hâkimi Kyr Vart’ın kardeşinin elinde bulunan Alara Kalesi’ni de aynı yıl içinde fethetmişlerdir[13].
Sultan I. Alaeddin Keykubad, Alaiyye’yi fethettikten sonra devletin başkenti Konya ile birlikte Sivas şehrinin surlarını onartıp genişletti. Bu imar faaliyeti sırasında surların yapımın bir kısmını emirlerine paylaştırdı[14]. Sultan, bir yandan devlet hazinesinden çıkacak masrafı azaltmış, diğer yandan emirlerinin artık büyük oranda artmış olan maddi güçlerine zarar vererek kendi otoritesini kuvvetlendirmiştir. Ancak bu durumun farkında olan bazı Selçuklu emirleri Sultan I. Alaeddin Keykubad’a karşı açık bir şekilde cephe alarak, kendisini tahttan indirmeye ve ortadan kaldırmaya karar vermişlerdir. Ancak bu komplonun ifşa olması üzerine işbirlikçi emirler sultanın emriyle 1223 tarihinde Kayseri Devlethanesi’nde ortadan kaldırılmışlardır[15]. Bu iç meselenin hallinden sonra I. Alaeddin Keykubad tarafından fetih hareketlerine tekrar başlanmıştır.
Sultanın ünlü emiri Mübarizeddin Ertokuş komutasında bir ordu Müslüman tacirlere ve uluslararası ticarete zarar verdikleri gerekçesiyle Kilikya bölgesinin Akdeniz kıyılarındaki merkezlerde üslenmiş olan Frenkler üzerine harekete geçmiştir. Ayrıca Emir Mübarizeddin Çavlı ve Emir Komnenos Mavrozomes komutasında ikinci bir orduyla da Kilikya Ermenileri üzerine sefer emri vermiştir. Bu iki koldan gerçekleşen seferle Kilikya Ermenilerine ve bölgedeki Frenklere ağır bir darbe indirilmiştir. Kilikya içlerinde pek çok stratejik mevki ele geçirildiği gibi Akdeniz kıyısındaki Selçuklu hâkimiyeti Silifke’ye kadar uzamıştır[16]. Sultan Alaeddin Keykubad tarafından 1225 yılında gerçekleşen bu başarılı seferin anısına bugün Antalya şehrinin sembolü olan Yivli Minare bir zafer burcu olarak dikilmiştir[17]. Öte yandan hem siyasi hem de ekonomik kaygılarla Emir Mübarizeddin Çoban komutasındaki deniz gücü Karadeniz’in kuzeyinde bulunan ve siyasi belirsizliğin hüküm sürdüğü ünlü ticaret merkezi Suğdak üzerine sefere çıkmıştır. Bölgedeki güçlere karşı verilen mücadele sonrasında Suğdak da Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın kuvvetleri tarafından fethedildi[18]. Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında gerçekleştirilen bu fetihlerle devletin sınırları oldukça genişlediği gibi Karadeniz’in kuzeyinden Mısır’a ve diğer ticaret yollarına uzanan bir uluslararası ticaret güzergâhı oluşmuştur.
Özellikle deniz kıyılarına odaklanan bu seferlerden sonra Sultan I. Alaeddin Keykubad yönünü Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine çevirmiştir. Fırat nehri boylarındaki merkezlere yönelen Selçuklu kuvvetleri 1226 yılında birkaç koldan bölgeye dağıldılar. Sefer sonunda Adıyaman, Kâhta ve Çemişkezek kaleleri fethedildi[19]. Böylece bölgedeki Artuklu ve Eyyûbî hâkimiyetine ağır bir darbe vuruldu. Bu başarının hemen ardından Sultan I. Alaeddin Keykubad ileri görüşlüğünü ispatlayan siyasi bir adım atmıştır. Selefleri ve kendisi ile daima mücadele halinde olan Eyyûbilerle bir barış yapmak ve akrabalık bağı kurarak oluşturacağı ittifakı perçinlemeye karar vermiştir. Eyyûbîlerle irtibat kurarak iyi niyetini gösteren bazı adımlar atmış, kendisinin bu yaklaşımı Eyyûbîlerden de olumlu karşılık bulmuştur. Bunun neticesinde Sultan I. Alaeddin Keykubad Eyyûbî hanedanından El-Melik El-Adil’in kızına talip olmuş, iki hanedan arasında düğün için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra Sultan I. Alaeddin Keykubad ile Eyyûbilerden El-Melike El-Adiliye nikâhlanmışlardır[20]. Sultan, Eyyûbîlerle tesis ettiği barışın hemen ardından devletin doğu sınırında bulunan son Mengücek merkezi Erzincan’a yönelmiştir. Şehir, bölgedeki siyasi teşekküllerle birlikte her fırsatta Sultan I. Alaeddin Keykubad’a karşı hareket içerisinde bulunan Alaeddin Davudşah’ın elinden alınmıştır. Türkiye Selçuklu arazisinden Konya Akşehir’i ve Ab-ı Germ kendisine ikta edilerek bölgeden uzaklaştırılmıştır. Böylece Erzincan Selçuklu hâkimiyetine dâhil edilmiştir. Bu yeni arazi Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından Alaiyye’nin eski hâkimi Kyr Vart’ın kızından doğan ve yaşça en büyük oğlu olan Gıyaseddin Keyhüsrev’in yönetimine bırakılmıştır[21].
Sultan I. Alaeddin Keykubad, Erzincan’ı ele geçirdikten sonra Doğu politikasının bir gereği olarak amcası Mugiseddin Tuğrulşah’ın oğlu Rükneddin Cihanşah’ın elinde bulunan Erzurum ve çevresini ele geçirmek üzere harekete geçmiştir. Ancak o sırada Trabzon Rum İmparatorluğu tarafından Karadeniz kıyılarındaki Selçuklu limanlarına taarruz edilmiştir. Bunun üzerine I. Alaeddin Keykubad’ın emriyle Erzincan Meliki Gıyaseddin Keyhüsrev ve Emir Mübarizeddin Ertokuş komutasındaki Selçuklu birlikleri, Trabzon Rumları üzerine yürüyüp onları geri püskürttüler. Selçuklu kuvvetleri Trabzon şehrini de kuşattılar ancak elde edemediler[22].
Türkiye Selçukluları ile Eyyûbîler arasında tesis edilen bu akrabalık ve ittifak çok kısa süre içerisinde meyvelerini vermiştir. I. Alaeddin Keykubad’ın bu hareketinin ne kadar isabetli olduğu da açıkça ortaya çıkmıştır. Zira Selçukluların Trabzon Seferi’nden kısa süre sonra Celaleddin Harezmşah Selçukluların Doğu sınırında bir güç olarak ortaya çıktı. Kendisi Moğolların önünden kaçarak Hindistan, İran, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden Doğu Anadolu’ya girmiş ve burada yayılmaya başlamıştı. Alaeddin Keykubad yine tedbiri elden bırakmayarak Celaleddin Harezmşah ile irtibata geçmiş ve iki taraf arasında barışçıl ilişkiler kurulmuştur[23]. Ancak Celaleddin Harezmşah’ın Alaeddin Keykubad’ın iyi niyeti ve dostça tavsiyelerine rağmen bölgede saldırgan bir tutum içine girmesi ilişkileri bozmuştur. Celaleddin Harezmşah’ın Eyyûbîler elinde bulunan Kubbetü’l-İslam unvanlı Ahlat’ı zorla ele geçirip yağmalaması üzerine de savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. Sultan I. Alaeddin Keykubad Eyyûbî müttefikleri ile birlikte 1230 yılında Erzincan yakınlarındaki Yassıçemen’de Celaleddin Harezmşah ile karşılaşmıştır. Türk tarihinin en önemli savaşlarından birisi olan bu mücadeleyi Sultan I. Alaeddin Keykubad ve müttefikleri kazanmış, Celaleddin Harezmşah mağlup olarak bölgeyi terk etmiştir[24].
Sultan I. Alaeddin Keykubad, Celaleddin Harezmşah tehlikesini bertaraf ettikten hemen sonra nihai hedeflerinden birisi olan Erzurum’a yönelmiştir. Buranın hâkimi olan ve kendisine karşı daha önceden Eyyûbilerden El-Melik El-Eşref ve Celaleddin Harezmşah ile birlikte hareket eden amca çocukları Rükneddin Cihanşah ve kardeşini ele geçirmiştir. Erzurum ve çevresini ellerinden alarak Rükneddin Cihanşah’a Aksaray’ı, kardeşine de Eyübhisar’ı ikta olarak vermiştir[25]. Sultan I. Alaeddin Keykubad, Erzurum’u ele geçirip Doğu sınırlarında iyice genişledikten sonra bu sefer Gürcüler üzerine bir sefer tertipledi. Bu sefer neticesinde Gürcülere ait pek çok kale ile birlikte önemli oranda ganimet elde edilmiştir. Ayrıca Gürcü Kraliçesi Rosudan’ın kızı ile Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’in nikâhlanması kararlaştırılmıştır. Sefer dönüşünde ise atıl vaziyette kalmış olan Kubbetü’l-İslam Ahlât teslim alınmış ve bölgede imar faaliyetleri başlatılmıştır[26]. Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın özellikle Doğu Anadolu’daki hızlı yayılışından rahatsız olan Eyyûbiler Mısır’daki El-Melik El-Kâmil liderliğinde sultana karşı harekete geçtiler. 1233 yılında Sultan I. Alaeddin Keykubad müttefik Eyyûbî kuvvetlerini tamamen yenilgiye uğrattı. Sonrasında da Harput, ertesi sene ise (1234) Siverek, Urfa, Harran ve Rakka’yı ele geçirerek sınırlarını Güneydoğu Anadolu bölgesinde daha da genişletmiştir[27].
Sultan I. Alaeddin Keykubad, gerçekleştirdiği büyük fetihlerin ve askeri başarıların yanında sürekli olarak dönemin en büyük tehlikesi olan Moğolları da takip etmekteydi. Büyük şehirleri tahkim ederek, Anadolu’nun giriş güzergâhlarını kontrol altına alarak ve bölgedeki diğer güçlerle siyasi ittifaklar kurarak Moğolları engellemeye çalışmıştır. Sultan bu gibi faaliyetlerle meşgulken 1236 yılında Moğolların büyük Hanı Ögedey’den Şemseddin Ömer Kazvînî başkanlığında bir elçi heyeti kendisine ulaşmıştır. Elçileri iyi bir şekilde karşılayan Sultan, Büyük Moğol Hanı tarafından kendisine sembolik bir itaatten ibaret olan tâbiyet teklifini kabul etmiştir[28]. Temel politikasına uygun olarak Moğolları karşısına almayıp, onları kendi topraklarından en azından kendi iktidarında uzak tutmayı başarmıştır. Moğol elçi heyetinin henüz geri gönderilmediği sırada 1237 yılı Mayıs ayında Sultan I. Alaeddin Keykubad, Kayseri’de bütün devlet erkânını ve askerlerini bir araya getirdi. Burada verdiği şölende Eyyûbî Melikesi’nden olan oğlu İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliahd ilan etti ve devlet erkânına kendisine biat etmelerini buyurdu. Eğlencelerin devam ettiği sırada 3 Şevval 634 (1 Haziran 1237) tarihinde Sultan I. Alaeddin Keykubad önüne getirilen kızarmış tavuktan zehirlendi ve kısa süre içerisinde vefat etti. Cenazesi Konya’da kendi ismiyle anılan Alaeddin Camii içerisindeki Selâtin Kümbeti’ne defnedildi[29]. Sultan veliaht ilan edilmeyerek iktidardan uzaklaştırılmak istenen büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’in ve işbirlikçisi olan Selçuklu emirlerinin marifetiyle zehirlenmiştir.
Sultan I. Alaeddin Keykubad, dönemin en önemli kaynağı İbn Bibi’nin tabiriyle Selçuklu ailesinin gözbebeği, parlak lambası, iktidar tacının mücevheri olan, her çeşit iyi huyla donatılmış büyük bir hükümdardı. İbn Bibi’nin sultanın 18 yıl boyunca hizmetkârı olan Celaleddin Karatay’dan naklettiği bilgiye göre I. Alaeddin Keykubad 3 saatten fazla uyumayıp ve geceleri Kur’an okumaktaydı. Adaleti tesis etmeyi, mazlumları korumayı ve zalimleri cezalandırmayı ise birinci görevi olarak addediyordu. Hanefi mezhebine bağlı olduğu halde sabah namazlarını Şafii mezhebine göre kılmaktaydı. Gazneli Hükümdarı Mahmud b. Sebüktekin’e ve Emir Kâbus b. Veşmgir’e hayranlık beslemekteydi. Hüccetü’l-İslam İmam Gazâlî’nin Kimyâ-yı Saâdet ve Nizamülmülk’ün Siyerü’l-Mülûk’unu sık sık okurdu[30]. Sultan I. Alaeddin Keykubad eşi ve benzerine az rastlanır şekilde devrinin bütün kaynakları tarafından başarılı, bilgili, zeki, ileri görüşlü ve adil bir hükümdar olarak anılmaktadır[31]. Kendisinin iktidarı çok büyük imar faaliyetlerine, önemli oranda maddi zenginliğe ve siyasi olarak parlak bir devre sahne olmuştur[32].