Bizi anlatmanın en iyi yolu sinema
Sinema'nın son yüzyılın en etkili propaganda aracı olduğunun altını çizen Direniş Karatay filmi yönetmeni Selahattin Sancaklı, 'Sinemaya sadece komedi filmleri açısından bakmamalıyız' diye konuştu.
Çekimleri Konya'da kurulan özel bir platoda devam eden, Selçuklu Devletini yıkmak için yola çıkan Moğollar ile devleti korumak için savaşan Celalettin Karatay ve Ahi Evran'ı konu alan "Direniş Karatay" filminin yönetmeni Selahattin Sancaklı ile sinema sektörü üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Çok büyük bir tarihimiz olmasına rağmen tarihi projelerin desteklendiği bir ülke olmadığımızdan yakınan Sancaklı, “Aslında dünyanın arayıp da bulamadığı bir tarihe sahibiz. 1000 yıldır bu topraklarda başarı ile var olmayı başarabilmiş bir milletiz. Bizim sıkıntımız bu işlerin çok maliyetli ve ileri teknoloji istemesi. Dolayısıyla da bu maliyetleri karşılayacak birilerine ihtiyacınız oluyor. Bu anlamda buna ilk cesaret eden Fatih filmiyle Fatih Aksoy oldu. O zamanın parasıyla yaklaşık 8-9 milyon lira para harcadı ancak yaptığı filmin karşılığını alacağını biliyordu. Karşılığını da aldı. Filmi yaklaşık 9 milyon kişi izledi. Doğru projeyi, doğru hikâyeyi ve doğru teknik alt yapıyı sağlarsanız başarılı oluyorsunuz. Bu anlamda bizim Amerika’dan, Avrupa’dan bir eksiğimiz yok. Hatta biz çoğu zaman Amerikalıların teknoloji ile yaptıklarını insan gücüyle kapatmayı bilen ekiplere sahibiz.” dedi.
“İLETİŞİM FAKÜLTELERİNİN ÇOKLUĞU KALİTEYİ DÜŞÜRDÜ”
İletişim Fakültelerinin artmasıyla eğitim kalitesinde azalmanın yaşandığından yakınan Sancaklı, “Yeşilçam hiçbir zaman çok büyük prodüksiyonlara imza atmadı. Eldeki imkânlar doğrultusunda, yokluk içinde çok büyük işlere imza atıldı. Bizde biraz onların bu tedrisatından geçtik. 1997 yılında Mimar Sinan Radyo Sinema Televizyon bölümüne girdiğimizde bize söylenen ilk şey ‘Yeşilçam’dan bir süre uzak durun, tekniği doğru düzgün öğrenin, ondan sonra uygulama kısmında onlardan faydalanın, onlara da teknik bilgi ve becerinizi söyleyin ki iki nesil bir araya gelsin.’ oldu. Ben Ömer Lüfi Akad’ın atölyesinden mezun oldum. Bizler iyi bir eğitimden geçtik. Bizim şirazeyi kaçırdığımız nokta, çok fazla üniversite ile İletişim Fakültesi açılınca eğitimle ilgili sıkıntı yaşanmaya başlandı. Çünkü o eğitimi verebilecek akademik kadrolar hazır değildi. Türkiye’de 5 tane İletişim Fakültesi varken daha kaliteli bir eğitim veriliyordu. Zamanla da nesiller arasındaki makas giderek açılmaya başladı. Sinemaya sadece komedi filmleri olarak bakmamak lazım. Bizim bir an önce kültürümüze dair projeler ortaya koymamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.
“ELDEKİ İMKANLARLA HOLYWOOD İLE YARIŞIYORUZ”
Tarihi projelerin çok zor ve maliyetli olduğunu aktaran Sancaklı, “Tarihi filmler çok büyük maliyetler gerektiriyor. Tarihi bir filmi çekebilmeniz için en az 7-8 milyonluk bir bütçeye ihtiyacınız var. Bu anlamda eldeki imkanlarla Holywood ile yarışıyoruz. Amerika ile sinema sektöründeki durumumuz tıkır tıkır işleyen bir fabrika ile sanayide küçük bir atölyenin durumu gibi. Biz şu anda onlarla aşık atmaya çalışıyoruz. Bu anlamda onları sadece dizilerle yakalayabilirdik. Bunu da bir dönem başardık. Avrupa’da, Balkanlarda, Arap coğrafyasında Türk dizileri çok popüler oldu. Çünkü kültürler birbirine çok yakındı. 500-600 sene bir arada yaşamış topluluklar kültürel anlamda pek çok ortak noktaya sahip olması kaçınılmazdı. Muhteşem Yüzyıl, Asmanlı Konak ve Bir İstanbul Masalı dünyanın pek çok yerinde tutan diziler oldu. Bu dizilerde insanlar yıllar önce kaybettikleri aile yaşantısı ve pek çok kültürel ögeyi bulabildiler. Son dönemde yapılanlar ise sipariş üzerine hazırlanmış işlerdi. Arap seyirci bunu seviyor, Balkan seyircisi bunu istiyor diyerek hikâyelerimizin özgünlüğünü kaybetmeye başladığımızdan beri eski popülerliğimiz de kalmadı. İnsanlar aslında bizim orijinalliğimizi sevmişti. Biz de bu orijinallik üzerinden devam etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.
“ÜLKE OLARAK SİNEMANIN GÜCÜNÜ KULLANAMADIK”
Sinemanın son yüzyılın en etkili propaganda aracı olduğuna da sözlerine ekleyen Sancaklı, “Sinema bana göre dünyanın en büyük propaganda aracıdır. Kimse bunu yadsıyamaz. 1925’ten günümüze kadar en büyük propaganda aracı sinema olmuştur. Çünkü anlatmak istediğiniz bir konuyu insanları soktuğunuz karalık bir mekânda anlatıyorsunuz. Sinema bu anlamda verilmek istenen mesajın etkili bir şekilde aktarılması anlamında çok büyük bir güç. Biz ise bunu çok doğru bir şekilde kullanamadık. Örneğin bugün halen bir sinema yasamız yok. Halen sinemaya bir teşvik yok. Sinemaya dair sosyal haklar yeni yeni gelişiyor. Daha düne kadar bir meslek tanımımız yoktu. Biz aslında mevsimlik işçi gibi görünüyoruz. Bir an önce sinemaya teşvik verilmesi gerekiyor.” diye konuştu.
İSMAİL KOÇ / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme