Bu yağış Konya'ya yeter mi?

Yağışların yetersizliği nedeniyle yer altı sularından tedarik edilen su, çölleşme riskini de beraberinde getiriyor. KTÜN Doğa Bilimleri Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Prof. Dr. Fetullah Arık, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Son zamanlarda yer altı suyundan yararlanma oranı giderek artıyor. Kuraklığın temel nedenini yağış azlığı olarak değerlendiren Prof. Dr. Fetullah Arık, “Konya kapalı havzası üzerinden değerlendirdiğimizde burada da yıllık 300 mili metreler seviyesindedir. Yani Konya kapalı havzası Türkiye ortalama yağışının yarısı kadar yağış alıyor. Son yıllardaki tüm ülke genelinde gözlemlenen kuraklık, Konya kapalı havzasında maalesef devam ediyor” dedi.

fetullah-arik.JPG

‘ÇÖLLEŞME RİSKİ SÖZ KONUSU’

1970’lerden itibaren günümüze kadar ortalama hesaplar yapıldığı zaman bu 320 mili metre artık 300’ler seviyesine düşmüş gibi görünüyor. Buradaki 20 kilo gram yağış azlığı aslında yer altı suyu açısından değerlendirdiğimizde çok ciddi bir kayıp olarak algılanıyor. Çünkü havzanın bazı kesimlerinde özellikle tuz gölü Karapınar arasındaki bölümde 250 mili metreye kadar düşüyor ki bu çölleşmenin sınırıdır. Tüm dünyada kabul edilen çölleşme sayısının belirlenen yağış miktarı metre kareye yıllık yağış 250 kilo gramdır. Böyle olunca Konya kapalı havzası ve özelde Karapınar tuz gölü arası için kuraklık ve çölleşme riski söz konusudur diyebiliriz. Konya’da kuraklık anlamında değiştiren negatif bir etken yok. Zaten yağış az. Buradaki temel sorunumuz bu yağış azlığına rağmen yer altı suları kullanımının giderek artıyor olmasıdır” ifadelerini kullandı.  

bu-yagis-konyaya-4.jpg

‘BELGESİZ SU KUYUSU AÇANLAR TEHLİKE ARZ EDİYOR’

Kaçak yollardan belgesiz su kuyusu açanların olduğundan bahseden Arık, “2007-2008 yıllarında devlet su işlerimizin yaptığı resmi envanter çalışmalarında 27 bin 500 belgeli kuyuya karşılık 67 bin belgesiz kuyu vardı. Ancak 2008’den sonra geçen süre içerisinde yaklaşık 12 dönem geçti. Bu süre içerisinde belgesiz kuyu açımı hiçbir şekilde durdurulamadı. Dolayısıyla yıllık ortalama 10 bin civarında belgesiz kuyu tahmin etsek bile sayıyı çoktan 100 binlere aşmış gibi görünüyor. Bu kaçak kuyuları açarken herhangi bir şekilde teknik destek almıyorlar. Bilen birileri açmadığı için vatandaş herhangi bir yerde kazıya başlıyor. Suyu bulduğu zaman da oradaki tesisini kurup sonra da su üretmeye başlıyor. Ancak devlet su işlerimizin yaptığı belgeli su işleri çalışmalarında mutlaka kuyuların başında jeoloji Mühendisi oluyor.  Hangi formasyonlar geçiliyor, hangi nitelikte su alınıyor, kuyunun geliştirilebilmesi için gerekli teknik destek yapılıyor. Ve ona göre de su tahsisi yapılıyor” şeklinde konuştu.

SU KULLANIMINDA EN BÜYÜK AKTÖR: TARIM

Suyun kullanımında en büyük aktörleri sıralayan Arık, “Sanayi kesimi ve sanayi kentsel kullanım. Kentsel kullanımda biz toplam suyumuzun yaklaşık yüzde 10”unu falan kullanıyoruz. Konya kapalı havzası özelinde söylüyorum. Sanayide bir yüzde 10 kadar kullanılıyor.   Yüzde 80’nini tarım kesimi kullanılıyor. Yani tarımda yer altı suyu kullanımı yüzde 80’ler seviyesindedir. Bu durumda en başat aktör tarım kesimidir. Bunlarla ilgili bir çözüm getirilmesi gerekiyor. 1960’lı yıllardan itibaren başlayan sulu tarım dönemiyle kapalı havzasında ürün deseni çeşitliliği artmıştır. Daha çok su tüketen bitkilerin üretimi artmıştır. Dolayısıyla yer altı suyu üretim kuyularının sayısı da buna bağlı olarak artmıştır. Yani bunlar birbirlerini tetikleyen şeylerdir. Havzadaki genel demografik dağılıma baktığımız zaman Konya, Karaman, Aksaray bölgesinde yaklaşık 3 buçuk milyon insan yaşıyor. Bu nüfusun neredeyse yüzde 90’ı kentlerde, il ilçe merkezlerinde yaşıyor. Doğrudan kırsal alanda yaşayan nüfus sayısı en iyimser rakamlarla 500 bindir. Yani havzadaki toplam nüfusun 7”de 1”i tarımla uğraşıyor ama toplam suyun yüzde 80’ini kullanıyor. Böyle bir dengeyi düşündüğünüz zaman gelecek nesillere kullanılabilir temiz su kaynakları bırakmak ortak görevi olmalıdır” diye konuştu.  

kuraklik-002.jpg

‘CEZA DEĞİL TEŞVİK GEREKİYOR’

Havzadaki kırsal alanda tarımla uğraşan kesime artık suyu kullanmayın demek sağlıklı bir öneri olmaz. Bu durumda suyu daha az tüketen bitkilere doğru bir geçiş gerekiyor. Bunu da çok keskin bir şekilde yapamayız çünkü vatandaşımız ona göre yatırımlar yapmıştır. O yüzden suyu daha az tüketen buğday, arpa gibi hububat tarımına doğru özendirilmesi gerekiyor. Bu da cezadan ziyade teşvikle sağlanabilir. Yani burada siz çok su tüketen bitki üretirseniz cezalandırırız demek çok doğru bir yaklaşım olmaz ama burada ben üretimde ton başına bu yıl için bir 50-80 kuruşluk bir destek verilmiş olması bile olayı çok farklı bir noktaya getirir. O yüzden buğday üretimini teşvik edersek, Toprakta da çok uzun süre kalmadığı için vatandaşımızın tarım üremiyle ilgili harcadığı vakitte ciddi şekilde tasarruf edilebilir. Daha az su tüketen bitkilerin özendirilmesi de çözüm önerimizdir” ifadelerine yer verdi.

GÖLLER KURUYOR!

Havza içerisindeki sulak alanların önemli bir bölümünün kurumuş vaziyette olduğunu ifade eden Arık şunları aktardı:” Beyşehir gölü yüzey alanı yarı yarıya azalmış durumda. Su seviyesi oldukça düştü, Akşehir gölü tamamen kurudu. Bizim için Orta Anadolu’nun en önemli göllerinden biri olarak düşündüğümüz Akşehir gölüne şuanda su çok tehlikeli derecede azaldı. Akdeniz gölünün kurtarılabilmesi için şuanda orada dernekler, özel çevre kurumları faaliyet gösteriyorlar. Başka havzalardan su getirip Akşehir’i destekleyebilmek için. Havza içerisinde eskiden sulak alan şeklinde gördüğümüz Otamış, şuanda kurulmuş vaziyette yerine bir mavi tünelle getirilecek olan suyun depolama alanı tesis edildi. Akgöl şuanda kurumuş vaziyette. Çok az miktarda yaz yağışlarıyla yukarıdaki barajlardan artan sularla bir miktar su birikse de orada da aynı durum söz konusu. Temel sebep birincisi kuraklık, ikincisi havza içerisinden gelen küçük akarsuların önüne yapmış olduğumuz barajlar göller, göletler bunlar suyu orada tuttukları için oraya su akışı gerçekleşmiyor. Bu da doğal olarak yer altı seviyesinin düşmesine neden oluyor”

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ NELERDİR?

Suyun tükenmemesi için çözüm önerileri sunan Arık, “Havza içerisinde özellikle ağaçlandırma çalışmalarının yaygınlaştırılmasıyla belki de havzaya biraz daha yağış fazlalaştırabiliriz. Çünkü ağaç suyu sever ve suyu çağırır. Böylece yağışı artırıp suyu da az kullandığımız zaman havzadaki suyun azalmasını ya da tükenmesini engelleyebiliriz. Tarımsal üretimi biraz daha öteleyebiliriz biraz da uzun zamana yayabiliriz. Ama hiçbir önlem alınmadan bugünkü şekliyle kullanırsak susuz kalacağımız aşikar. Bu havza içerisinde su kullanmaya devam edeceksek de verimli sulama sistemlerinin mutlaka kullanılması lazım. Bitkinin ihtiyacı kadar suyun verilmesi için sürekli ölçüm gözlem çalışmalarının yapılma lazım. Çünkü bizim vatandaş olarak öteden beri alıştığımız biz oraya suyu şöyle bir sallayacağız. Su gözümüze görünecek o şekilde sulama seviyoruz. Damla sulamayla yaptığımız zaman toprak neredeyse ıslanmıyor bile öyle olunca vatandaş bitkilerin yeterli su alamadığını düşünüyor. Bunun eğitim seminerleriyle, bilinçlendirme çalışmalarıyla, kamu spotlarıyla vatandaşa aktarılması lazım” dedi. Konya havzasında özellikle Yunak, Çentik bölgesinde yer altı suyunun bittiğine değinen Arık,” Altınekin havzasında 250 metrenin altından su çekiyoruz. Kaba bir hesapla sadece enerji gideri o suyun üretimi için kullanılan enerji gideri bizim Orta Asya’dan, Türkmenistan’dan getirdiğimiz doğalgazdan daha pahalıya geliyor. Su hayat, suyun olmaması hayatın bitmesi anlamına gelir. Biz sudan geldik, hayatımızı idame ettirmek için suya ihtiyacımız var. Suyun bitmesini tahayyül bile edemiyorum ama bu şekilde kullanmaya devam edersek bu su bitecek” diyerek sözlerini tamamladı.

•SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ

Bakmadan Geçme