Büyük bir konsorsiyumun ortak planı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kurtulmuş, 'Türkiye'deki son gelişmeler, içeride ve dışarıda büyük bir konsorsiyumun ortak olarak planladığı gelişmeler olarak görülmeli' dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) tarafından düzenlenen "Gezi ve 17 Aralık Gölgesinde 2014 Türkiye Ekonomisi" konulu panelde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik gündeminin yoğun ve karmaşık olduğunu belirterek, bütün bu sürece rağmen iyimser olduğunu kaydetti.

Kurtulmuş, özellikle içinde bulunduğu coğrafyanın amiral gemisinin Türkiye olduğunu belirterek, "Türkiye sadece kendisinden ibaret değil, İslam coğrafyasının, Ortadoğu'nun, Balkanlar'ın, Kafkaslar'ın ve dünyada yeni bir ses arayışı içinde olan geniş kitlelerin arayışına tercüman olacak noktadadır" dedi.

Türkiye'nin son 11 yıllık performansıyla küresel sistemin içerisinde sözü dinlenir ve dünyadaki egemen unsurlar bakımından tehlike arz eden bir ülke konumuna geldiğini vurgulayan Kurtulmuş, şunları kaydetti:

"Türkiye'deki ekonomik ve siyasi gelişmelerin arkasında birtakım küresel oyunların ve komploların olması da son derece doğaldır. Dünyadaki alternatif sesin, dünyadaki sorunlara karşı yeni söyleyecek bir şeyleri olan Türkiye'nin güçlü olmasına mani olmak, bu sesin daha fazla çıkmadan kısılması için etkin güçlerin birtakım şeyler yapacağı açıktır. Siz eğer IMF'in kapısında 50 milyon dolar için avuç açarsanız sizden iyisi yok. Ama siz ne zaman IMF ile ilişkilerinizi bitirir, 'Bizim IMF ile ilişkimiz yok, IMF'ye biz borç vereceğiz' derseniz o zaman tehlikeli ülke olmaya başlıyorsunuz. Ortadoğu'daki gelişmelere, İsrail'in saldırgan politikalarına ses çıkarmazsanız sizden iyisi yok. 'Bütün dünya sırtını dönse biz Filistin davasına sırtımızı dönmeyeceğiz' derseniz sizden daha kötüsü yok.

AB'nin terbiye salonlarında beklemeye rıza gösterirseniz siz iyisiniz, 'Türkiye'nin AB'ye katılımı AB'yi güçlendirecek' derseniz sizden kötüsü yok. Mısır'daki olaylara karşı demokratik meşruiyete inanan parti, grup sessiz kalamaz derseniz sizden kötüsü yok. Siz ne zaman 'dünya 5'ten büyük' deyip BM'nin yeniden yapılanmasını isterseniz sizden kötüsü yok. Dünyada küresel güçlerin karşısında ses çıkarmayan, başını önüne eğen, kendisine gösterilen yerde durmaya razı olan Türkiye olursa böyle bir Türkiye'nin birtakım olaylarla karşı karşıya kalması mümkün değil. İddia sahibi, irade sahibi olmaya başlarsanız birilerini rahatsız edersiniz."

"Türkiye ekonomisinin üzerindeki etki yapay etkilerdir"

"Türkiye'deki son gelişmelerin içeride ve dışarıda büyük bir konsorsiyumun ortak olarak planlamış olduğu gelişmeler olarak görmekte fayda var" diyen Kurtulmuş, dünyada ekonomik sistemde de olağanüstü gelişmelerin yaşandığını söyledi.

Numan Kurtulmuş, küresel sistemdeki ekonomik konular, para piyasaları, finans hareketlilikleri ya da faizdeki hareketlilik üzerinde konuşulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Fed'in aldığı kararlar bütün ülkeleri etkiliyor. Fed'in ilk açıklaması da sonraki açıklamasından Türkiye kısmen etkileniyor. Türkiye ekonomisindeki esas etki Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 17 Aralık operasyonu ile gelişen süreçte ortaya çıkan etkilerdir. Bunlar doğal değil, yapay etkilerdir. Türkiye ekonomisinin gücünü azaltmak için ortaya konulan yapay etkilerdir. Türkiye'nin küresel finans piyasalarından etkilenmesini de bir yerde bahane olarak, bu işin arkasına sığınarak bu işlerin yapıldığını söylemek isterim."

Kurtulmuş, Gezi olayları başlamadan önce borçlanma faiz oranının Türkiye'de 4,61 olduğunu hatırlattı.

O dönemde faiz oranının tarihsel olarak, Türkiye tarihinin en düşük oranına inmiş olduğunu dile getiren Kurtulmuş, "Ama maalesef bugün faiz neredeyse 11'ler seviyesine çıktı. Bunun Türkçesi şudur; hem Türkiye'nin ülke olarak borçlanması Türk parası üzerinden iki katından fazla artmıştır hem de üretim niyetinde olan, üretimin içinde olan iş adamlarının borçlanmaları, kredi almaları iki katından fazla artmıştır" değerlendirmesinde bulundu.

Numan Kurtulmuş, 17 Aralık sürecinden sonra faizde yaşanan gelişmelere dikkati çekerek şunları anlattı:

"16 Aralık'ta faiz oranlarımız, gösterge faizlerimiz 8,60, 27 Ocak itibariyle 10,70 olmuştur. 27 Ocak tarihini alma nedenim şu; Gezi olayları, arkasından 17 Aralık gelişmeleri ve arkasından 17 Aralık'tan sonra aşağı yukarı bütün uluslararası finans çevrelerinde 'Türkiye faizlerini artırmak zorundadır' diye ortaya çıkan bir faiz artırma baskısı oluştu. Bunun sonucu olarak da Merkez Bankası'nın faiz oranlarını artırması..."

Bu üç olayın birbiriyle ilişkili olaylar zinciri olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, "Sonuçta Türkiye'de, repo ihale faizi yüzde 4,5'den yüzde 10'a yükselmiş, marjinal fonlama faizi yüzde 7,5'den yüzde 12'ye çıkmıştır ve son derece radikal, son derece sert bir politika faiz ayarlamasıyla, Türkiye faizlerini artırmak zorunda kalmıştır" dedi.

Aynı zamanda küresel etkinin de olduğuna işaret eden Kurtulmuş, konuşmasına şöyle devam etti:

"Hindistan da, Güney Afrika da, Rusya da, Brezilya da, gelişmekte olan ülkeler de ciddi şekilde bu sürecin içine girmiş ve bunların içinde sadece Rusya faiz artırımına girmemiş, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin hemen tamamı faiz artırımına gitmiştir. Bunların bir kısmı zaman içinde minimal seviyede artırarak gitmiş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise şok bir kararla yüzde 12 seviyelerine faiz oranlarını yükseltmiştir. Bundan sonra da hemen ertesi gün, Fed 10 milyar dolar sermaye alımlarını çekti, dolayısıyla bunun da ortaya çıkardığı bir küresel etki olduğunu söylemek mümkün."

Kurtulmuş, 30 Ocak tarihinde faizlerin 11,10'a çıktığını, 5 Şubat itibariyle de 10,69 seviyelerinde bulunduğunu dile getirerek, "16 Aralık, yani 17 Aralık operasyonlarının başladığı tarihinden bir gün öncesi ile, 5 Şubat'ı alırsak Türkiye'deki reel faiz, borçlanma faizleri oranı 1,79 puan artmıştır" ifadesini kullandı. Bu artışın verdiği tahribata da değinen Kurtulmuş, bu tahribatın devlet iç borçlanma senetleri üzerinden ölçüleceğini, bu artışın devlet iç borçlanma senetleri üzerindeki değer kaybına etkisinin de 6,88 milyar lira olduğunu söyledi.

Kurtulmuş, hükümetin "Faiz Lobisi"nden bahsettiğinde bazı çevrelerin kendilerini eleştirdiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

"İşte biz faiz lobisini buradan çıkartıyoruz. Türkiye'de AK Parti iktidara gelmeden evvel, 2002 yılında, borçlanma faizleri yüzde 63 seviyesindeydi. Mayıs ayının ortasında 4,61'e indi. Biz bunu yüzde 65 ve yüzde 5 olarak aldık ve hesaplarını yaptık. Türkiye son 11 yıl içinde 642 milyar lira faiz lobisine daha önceki dönemlerde verdiği parayı vermemiştir. Kızılca kıyametin koptuğu yerlerden biri de burası işte. Bu para faize gitmektense, milletin ihtiyaçlarına doğru döndürülmüştür."

"16 Aralık'tan sonra Türkiye'nin risk birimi yüzde 36,3 arttı"

Numan Kurtulmuş, 16 Aralık'tan sonra Türkiye'nin risk biriminin yüzde 36,3 arttığı bilgisini vererek, bunun da hem bankaların dışardan kredi getirirken daha yüksek faiz ödeyeceği hem de özel sektörün kredi kullanırken daha yüksek faiz ödeyeceği anlamına geldiğini söyledi.

Dövizde yaşanan gelişmelere de değinen Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Döviz, Gezi olayları başlamadan evvel 1,74 seviyesindeydi, 17 Aralık olayları başlamadan evvel 2,47 idi, 5 Şubat itibariyle 2,24 olmuştur. Dövizdeki gelişmeleri de kısa vadeli borç stokumuza etkisi bakımından hesap etmemiz lazım. Biz kısa vadeli borç stokumuzu 17 Aralık öncesinden itibaren alırsak, bunun Türk parası karşılığı 264,9 milyar liradır, 6 Şubat tarihi itibariyle bu 290,8 liraya çıkmıştır. Yani 25,8 milyar lira da kısa vadeli borç stokumuzun Türk parası olarak değer artışıdır. Reel sektörün yabancı para pozisyon açığında da son rakam 170 milyar dolar seviyesinde ve buradaki artış 34 milyar liradır. Gezi olaylarından bu yana, 17 Aralık sürecini de kapsayan dönemde Türkiye toplamda 156,8 milyar dolarlık bir kayıpla karşı karşıya kalmıştır."

Kurtulmuş söz konusu zararların sebebini hiç kimsenin Fed kararlarına bağlayamayacağının altını çizerek, Fed'in açıklamalarında dolayı ortaya çıkan tahribatın aşağı yukarı 9-10 milyar dolar civarında olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin Gezi olayları arkasından 17 Aralık sürecinde yaşadığı kayıplara ilişkin de Kurtulmuş, "Kimsenin buna hakkı yok. Türkiye'de savaş olmadı, büyük bir ekonomik kriz olmadı. Niye Türkiye ekonomisi 156 milyar dolarlık bir kayıpla karşı karşıya kalsın? Kimin böyle bir kaybı ortaya çıkarmaya hakkı var. Bu sonuç kabul edilebilir bir sonuç değil. Ama şunu da söylemeliyim ki, zaten birileri Türkiye'nin bir kayıp, ekonomik istikrarsızlık içine girmesini istiyor. Birileri polisi ayrı telden çalan, yargısı ayrı telden çalan, hükümeti ayrı telden çalan, bütün bakanlıkları ayrı telden çalan, kimsenin kimseyi yönetemediği bir Türkiye haline gelsin istiyor" diye konuştu.

Numan Kurtulmuş, 12 Eylül dönemi öncesinde, 28 Şubat öncesinde de Türkiye'nin böyle bir noktaya getirildiğini hatırlatarak, şu an siyasi istikrarsızlık isteyenlerle ekonomik istikrarsızlık isteyenlerin her türlü oyuna devam ettiğini söyledi.

"Türkiye'nin çözüm için adım attığı en önemli sorun, çözüm sürecidir"

Bu oluşumun içinde çözüm sürecini sekteye uğratmak isteyenlerin de olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, "Osmanlı'nın son dönemi dahil olmak üzere, Türkiye'nin kendi inisiyatifiyle  ele aldığı ve çözmek konusunda adım attığı en önemli sorunu, Kürt sorunudur ya da çözüm sürecidir" dedi.

Kurtulmuş, 30 yılda 1,2 trilyon dolarlık maddi kayba ve 32 bin insanın ölmesine neden olan sorunun çözülme noktasına girmesinden bazı çevrelerin rahatsız olduğunu, bu operasyonların ve bu süreçlerin arkasında çözüm sürecini akamete uğratmak isteyenlerin de olduğunu dile getirdi.

Numan Kurtulmuş, cumhurbaşkanlığı seçimlerine de değindi. Geçmiş yıllarda bütün cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türkiye'de birtakım olayların olduğunu belirten Kurtulmuş, bu olayların ilkinin 1961 yılında Ali Fuat Başgil'in cumhurbaşkanlığı adaylığından silah zoruyla vazgeçirilmesi olduğunu söyledi.

Ali Fuat Başgil olayından bu yana, Türkiye'de bütün cumhurbaşkanlığı seçimlerinde "Ali Cengiz oyunlarının" oynandığı yorumunda bulunan Kurtulmuş, "Bu cumhurbaşkanlığı seçimleri ise, Türkiye'de sistemi değiştirecek önemli gelişmelerden biridir. Artık Türkiye'de kimin cumhurbaşkanı olacağına kapalı kapılar ardında siyasi çevreler karar vermeyecek, millet doğrudan doğruya karar verecek. Bu nasıl bizim için sevindirici bir durumsa, milletin efendisi olduğunu iddia eden ekonomik ve siyasi çevreler için de o kadar kahredici bir pozisyondur" değerlendirmesini yaptı.

Cenevre görüşmeleri hakkında da açıklamalarda bulunan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin Cenevre görüşmelerinde masada çok zayıf şekilde olmasını isteyenler, Türkiye'yi bu süreçte ciddi şekilde köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Türkiye masada olsun ama masanın kenarında etkisiz bir ülke olarak otursun istiyorlar. Başka gruplar da var tabii, 'kaos lobisi' dediğimiz kendi kişisel ya da grupsal çıkarlarının, bu bölgelerdeki, ülkelerdeki iç karışıklıktan, kaoslardan geçtiğini bilen çevrelerin de bu işin içinde olduğunu biliyoruz. Bunların bir kısmı bölgesel güçlerdir, bir kısmı küresel güçlerdir."

Türkiye'nin mayıs ayı ortalarından bu yana, uluslararası ekonomik sistemdeki gelişmelerin üstüne Türkiye'nin ciddi bir ekonomik ve siyasi baskı altında bırakılmaya istendiğine işaret eden Kurtulmuş, "Ama Türkiye, çok şükür bunu aşacak güçtedir. Türkiye ekonomisi 2001'deki Türkiye ekonomisi değildir. Türkiye bugün iyi bir noktadadır. Bütün bunlar olmasa iyi olurdu ama oldu diye de kahredecek değiliz, bunlar bize ders olsun. Bunlardan sonra Türkiye'nin daha güçlü bir gelecek perspektifine yönelmesi lazım" diye konuştu.

Bakmadan Geçme