Büyük medeniyet özlemi
Türkiye'nin dört önemli gazeteci ve yazarı 'AK Partinin 1 Kasım seçim zaferini' Yeni Haber'e değerlendirdi. Ortak görüş Seçimin kazananı millet, ümmet ve mazlumlar… Kaybedeni de vesayet ve bütün Türkiye düşmanları…
NEOCONLAR YENİLDİ, MİLLET KAZANDI
“1 Kasım Seçim sonuçları ısrarla “Sürpriz” olarak değerlendiriliyor. Anket firmalarının yayınladığı çarşaf çarşaf sonuçlar da örnek gösteriliyor. Ekranlarda boy gösteren uzmanların çoğu da ilk akşam “Vay”, “Çok ilginç”, “Şaşkınlık içerisindeyim”, “Beklemiyorduk”, “Sonuçlar bizi ters köşe yaptı” diyerek söze başlıyordu” diye sözlerine başlayan Gazeteci-Yazar Aslan Değirmenci, “Bir çoğunun ise şaşkınlığı ve pişmanlığı dilinden çok yüzüne vurdu. Rakamlar belki cidden şaşırtıcıydı ancak, AK Parti’nin tek başına iktidarı bir sonuçtu. Millet çoktan kararını vermiş sandığı dört gözle bekliyordu. Ama şaşıranların değer algısı Batı’ya endeksli, elit diye sınıflandırılan aydın bakışlı olunca gerçeği görmekte zorlanıyorlardı. Çoğu anket firması da değerlendirmelerini Batı’nın kurguladığı sistem üzerine bina ettiği için yanılgı kaçınılmaz oluyordu. Sosyologlar ise saha taraması yapacağına masa başı hazırlanmış veriler üzerinden analizlere imza atınca şaşkınlık tavan yapıyordu. Göbeğini kaşıyan adamın bunlar için hiçbir önemi yoktu” şeklinde konuştu.
Raportörlerin durumunun ise daha vahim olduğunu kaydeden Değirmenci, “Gittikleri bölgelerde kendi partilerinin il başkanlarından, parti üyelerinden, belediyelerden ve gönüldaşlarından aldıkları görüşleri baz alarak veri girişini yapıyorlardı. Otomatikleşmiş, kolay yöntem…” dedi. Değirmenci seçim ve sonuçlarını değerlendirdiği konuşmasını şöyle sürdürdü ; “Bir kısmı ise daha ilginç; Avanak Avnilerin peşine takılıyor, sosyal medya da tamamen algı üzerine kurulu, sonucu daha önceden sisteme yüklenmiş anketleri ciddiye alıyordu. Malum medyanın operasyonuna açık hale gelenlerin durumu daha da vahimdi. Her şeyin gazete manşetlerinden ve köşe yazılarından ibaret olduğunu sananlar; herkesi illegal yapı sözcüsü, örgüt yandaşı, etnik milliyetçi ya da mezhepçi sanıyordu. Sandıkları ihanet şebekelerinin saracağı, oyların küreselcilerin isteği doğrultusunda yön değiştireceğini umuyorlardı. “Beyin” manşetiyle halkın karşısına çıkanların beyinsiz algı operasyonlarıyla tarih yazılacağına inananları hiç söylemiyorum. Çünkü millet kendisini yok sayan anlayışa her zaman iradesine sahip çıkarak cevap verecek kadar akıllı ve şuur sahibiydi. Hele bir de şu algı ustalarının ekranlar karşısında sergiledikleri “Şaşkınlık” yok mu, 40 yıllık tiyatro sanatçıları ellerine su dökemez. Onların derdi ise halen başarıyı gizlemek. “Alemi saf kendini akıllı sanmak” hastalığıyla ekranlar karşısında çırpındıkça batmak. Diyeceğim o ki; bu kimselerin ne medeniyet değerlerinden haberi var ne de milletin gerçeğinden. Yıllarca tepe tepe kullandıkları sistemi bizzat milletin yıktığından da habersizler. Amerikan ve İngiliz muhibbi ve mandacısı olmaktan gözleri kör olmuş, dönüp bu millet ne düşünüyor demeye fırsat bile bulamamışlar. Zaten batıcı seküler elitler için halk, sırtına binilmekten ibaretti. Milletin çektiğini, yaşadığını, acısını ve açlığını önemsemez, büyük medeniyet özlemini hesaba hiç katmazlardı. Nasıl olsa sistemi kendileri kurgulamış, demir ağlarla örmüşlerdi anayurdu baştan başa…
Gün geçmemişti ki tektipçi kanunlarla kuşatmayı derinleştirmiş, küresel kapitalist sistemin dayattığı kalıplara gençleri dökmüşlerdi. Oysa çoktan ağlar delinmiş, kanunlar aşılmış, kalıplara ise bu nesil dar gelmişti. Yeni bir medeniyetin ihyası ve inşası için yanan yürekler çoktan safları sıklaştırmış, devrim için yeni bir kıvılcım bekliyorlardı.
Öyle de oldu.
Emperyalizme ve Oligarşiye karşı yıllardır direnen yüreklerini birleştirdiler, ideolojik dayatmaları ellerinin tersiyle ittiler, elitlerin ölçüsüz biçimdeki sömürüsüne başkaldırıp, devrim ateşini yeniden yaktılar.
Fırtına koptu yüreklerinde, 1 Kasım’da yağmur olup yağdılar. Burjavazinin önüne adaletle dikildiler. Tepeden tırnağa faşistleşmiş yapıların içini boşalttığı, darbecilerin işlevini değiştirdiği, emperyalizmin işgal için kullandığı “Devrim”in içini cesaretle, ahlakla, emekle doldurup, işlevinin içine Hak ve adaleti koyup yola düştüler.
Peki hocam bu vesayet odaklarıyla hesaplaşma olacak mı?
Seçimden bir gün önce kaleme aldığım yazımda; “Hazır mısınız? Geleceğimize, değerlerimize, kardeşliğimize, hayallerimize, heyecanlarımıza, ideallerimize, umudumuza ve özgüvenimize yönelik yapılan saldırıları tümüyle boşa çıkartmak için sandıkta buluşuyoruz. Gerçek devrimin mimarı oluyoruz” diye seslenmiştim.
Şimdi yine sesleniyorum;
Hazır mısınız?
Tarihi hesaplaşma tamam. Şimdi yolları aşma, büyük medeniyet buluşmasını sağlama vakti. Geri durmak yok. Küresel kuşatma delindi, blok siyaseti çöktü, vesayet tükendi, derin lobiler sarsıldı, Firavun'un torunları şaşırdı.
Şimdi kardeşlik vakti..
Hakkın, hukukun ve adaletin ikame edilmesi ve yüceltilmesi için daha da dik durmalıyız.
Bedel ödemeden kardeşlik sağlanamaz.
YENİ TÜRKİYE’NİN ÖNÜ AÇILDI
Seçim değerlendirmesine “7 hazirandan önceki tabloya bakmak lazım. 7 hazirandan önce bütün siyasi partiler, AK partiye karşı yoğun bir propaganda dönemi oldu. Yani özellikle HDP kendi kabuğunu aşarak çok ciddi bir seçim hazırlığı içine girdi” sözleriyle başlayan Gazeteci-Yazar Bayram Zilan’da “Bununla beraber diğer partilerinde, CHP ve MHP’nin sayısal vaatler anlamda çok ciddi bir kampanya dönemine girdiğini görüyoruz. Hatta yer yer AK partinin bu kampanya çalışmalarının çok çok geri kaldığını, sadece karşı partilerin vaatlerinin konuşulduğu bir seçim dönemi yaşadık. Bununla beraber tüm yurt dışı odaklarının içinde olduğu, büyük kara propagandalarının yaşandığı bir seçim dönemi oldu” diye konuştu. Zilan seçim değerlendirmesine şu sözlerle devam etti; “Bütün bunların yanında AK partinin bazı yapması gereken şeyleri ötelediği, bundan dolayı ders verecek kararsız bir kitlenin olduğunu gördük. Bu şekilde seçime girildi. Seçmen AK partiye bir ders verdi. Sen tek başına bir iktidar olamazsın dedi ve diğer partilerle bir koalisyon kur dedi. Daha çok dört partinin alması gereken dersler olmasına rağmen, seçmen AK partiye bir ders verdi. Çünkü 3 defa tek başına iktidara gelmiş bir partiydi. Bu 7 hazirandan itibaren Türkiye’de 2,5 yıl olmayan bir süreç tekrar başladı. Terör başladı. Ölümler başladı. Bu ölümlerin soğukluğu yansıdı seçmenlere. Bölge halkına, Kürtlere, Türklere herkese yansıdı bu durum. Bir millet bu olumsuz süreci yaşadı. İki koalisyon görüşmeleri olumsuz sonuçlandı. Bunun bir faturası oldu. Bu koalisyon süreci içerisinde siyasi parti liderin takındığı tavır bir faturaya dönüştü. Bütün bu faturalar ödendi 1 Kasımda. Herkes kendi üzerine düşen faturayı ödedi. Buradan kazançlı çıkan AK parti oldu. Yine güçlü bir şekilde tek başına iktidar oldu. Türkiye istikrara kavuştu 5 ay sonra. Tabi burada, 1 Kasımda önemli mesajlar var. 1 Kasımda seçmenin verdiği mesaj daha çok HDP’yi ilgilendiren, MHP’yi ilgilendiren, CHP’yi ilgilendiren mesajlardı. Ama en önemli mesaj sadece HDP ve MHP’ye verildi. MHP takındığı tavır her şeye hayır deme, koalisyondan kaçarak devlet sorumluluğunu üzerine almaması. MHP bu tavrından dolayı seçmenden düşük bir not aldı. HDP ise terörle arasına mesafe koymaması, teröre karşı, şiddete karşı bir duruş sergilememesi Kürt ve Türk halkının büyük tepkisini çekerek, onlara da bu tavırları bir fatura olarak döndü.
UZLAŞMA YAŞANABİLİR
HDP’nin artık siyaseti şiddetle beraber yürütemeyeceği bir tablo ortaya çıktı. Halk HDP’ye bu mesajı verdi. Bu mesajı okurlarsa siyasette var olabilirler. Okumazlarsa siyasette yok olurlar. Şimdi anayasa meselesi bir sayısal karşılığı olan bir mesele. Sayı olarak en az 330 vekiliniz varsa yeni anayasayı yapabilirsiniz ve başkanlık sistemini getirebilirsiniz. 330 ile referanduma götürüyorsunuz, 367 ile direk meclisten kendiniz geçiriyorsunuz. Şu an baktığınız zaman 330’u yakalayan bir parti yok. Ben olacağını düşünüyorum. Sivil anayasa, yepyeni anayasa, herkesin anlayabileceği, herkesi kuşatan yeni bir anayasa için siyasi partiler bir araya gelip bunu zorlayacaktır. Buradan bir sonuç çıkar mı? Yeni bir anayasa çıkar mı? Bunu bilmiyoruz. Ama bu zorlanmalı. Türkiye büyüyen, gelişen bir ülke bu darbe anayasasıyla yönetilemez. Sonuçta bu anayasa Türkiye’nin önünü kesen, paçalarından tutan bir anayasa. Ülkeye dar gelen bir anayasa. Bu önümüzdeki süreçte belirgin tartışılacak konulardan birisi.
TÜRKİYE ARTIK BENDE VARIM DİYOR
Bu seçim özellikle Türkiye’de amaçları olan, Ortadoğu’da amaçları olan odakların, merkezlerin ve ülkelerin yenilgisidir aslında. AK partinin devrilmesi onların bu coğrafyada daha rahat hareket etmesine sebep olacaktı. Ama AK parti güçlü bir şekilde geldi. Bir kere bunun altını çizelim. Suriyelilerin yanında olacak, Iraklıların yanında olacak, Filistinlilerin yanında olacak, Mısırlıların yanında olacak Mursi’nin yanında olacak bir tavrı daha aktif bir şekilde devam edecek. Türkiye artık Ortadoğu’da ben varım diyor. Bugünden sonra Türkiye’nin bu ülkelere karşı olan tavrı hiç değişmeden devam edecek. Ayrıca sınırındaki ülkelere daha aktif bir şekilde müdahil olacak. Olması da hakkıdır. Binlerce kilometre öteden conilerin gelip müdahalesinde hiçbir şey olmazken Türkiye’nin müdahalesi mi olay olacak. Bunu beklemekte abesle iştigal. Bizim Türkiye olarak sınırlarımızın hemen ötesinde olan her şeye müdahil olabilme potansiyelimiz var. Müdahale etmeliyiz. Çünkü o sınırlar içinde mazlumlarda var, katliama uğrayan Suriyelilerde var. Bunun içine askeri meseleler, sınırların değişimini ekleyebiliriz. Türkiye eli kolu bağlı duramaz. Türkiye 1 Kasımdan sonra çok güçlü bir şekilde masaya oturacak.
BU ZAFER İSLAM ALEMİNİNDİR
Seçim sonuçlarını değerlendiren Gazeteci-Yazar İsmail Yaşa’da “Seçim sonuçlarına Arap sokağının bakışını anlatayım. Arap sokağı AK Parti'nin seçimden zaferle çıkmasına ve Türkiye'nin yeniden siyasi istikrara kavuşacak olmasına çok ama çok sevindi. Araplar hiçbir seçimi bu kadar ilgiyle takip etmemişti. Adeta kendi ülkelerinde seçim yapılıyormuşcasına heyecanlıydılar. 7 Haziran'da çıkan sonuçlar tedirginliğe neden olmuştu. Türkiye'nin yeniden Arap dünyasından uzaklaşmasından korkuyorlardı. "Suriyeli mültecilere ne olacak?" sorusu gündemdeydi. 1 Kasım akşamı tüm bu endişelerin ve soruların yerini büyük bir sevinç aldı” diye konuştu.
SADECE AK PARTİ DEĞİL TÜM MAZLUMLAR KAZANDI
Seçim değerlendirmesine “ AK Parti 5 ay önce yapılan genel seçimlere göre oylarını ve milletvekili sayısını artırarak yeniden tek başına iktidar oldu. 7 Haziran’da 5 ilde milletvekili çıkaramayan AK Parti 1 Kasım’da sadece 3 ilde vekil çıkaramadı. 1 Kasım’da CHP 35 ilde, MHP ve HDP ise 57 ilde hiç milletvekili çıkaramadı. Dolayısıyla AK Parti bir kez daha iktidar olmaya en muktedir parti olduğunu ispatladı. Milletimiz, tek başına istikrarı sağlayacağına inandığı için AK Parti’yi bir kez daha iktidara getirdi” sözleriyle başlayan Gazeteci-Yazar Ahmet Zeki Gayberi “ Ulusalcı, Paralel, Doğan ve PKK medyasının tüm tezviratına, yalan haberlerine, yurtdışına jurnalleme yarışına girmelerine rağmen, millet final sahnesindeki Osmanlı tokadı ile bitirici vuruşu yaptı. Millet, ABD’den AB’ye, İsrail, İngiliz ve Alman gazetelerinden Paralel medyaya, Doğan’dan ulusalcı ve PKK medyasına kadar hepsinin ortak düşman haline getirdiği AK Parti’nin arkasında durarak “yeni ve güçlü Türkiye” için ona tam destek vermiştir. AK Parti, sadece Türkiye’de milletin iktidarda olmasını istediği bir parti olmaktan çıkmıştır. Gazze’den Şam’a, Somali’den Bosna’ya kadar dünyanın dört bir yanındaki mazlumların da umududur artık” ifadelerini kullandı. SAİT BULUT / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme