Cemaatten terör örgütüne FETÖ'nün tahlili
Yazarımız Mehmet Toker, 'Cemaatten Terör Örgütüne FETÖ'nün tahlili' başlıklı yazısında, FETÖ'nün kuruluş aşaması, Türkiye'de ve dünyada örgütlenmeye başlaması ve yıllar ile dönemler itibariyle nasıl devlet içerisinde yapılandığı, İslam dini üzerinde açtığı tahribatı tüm detaylarıyla kaleme aldı.
Martin Luther, Katolik'liğe karşı bayrak açıp, Reform hareketini başlattığı günlerdeki bir konuşmasında: "İncilin dünyasına öyle sarılmalıyız ki, eğer Tanrının bütün meleklerinin bana inancımdan farklı şeyler söylemek üzere geldiğini görsem, inancımın bir hecesinden bile şüphe etmeyi aklımdan geçirmeyeceğim gibi gözlerimi kapar ve kulaklarımı tıkarım, çünkü onlar görülmeye ve duyulmaya layık değil." diyordu. 1995 yılında terör örgütü elebaşısı Fethullah Gülen, Savaş Ay'a vermiş olduğu bir röportajında şöyle diyordu: "Cebrail (AS) gelse, parti kursa, Ben ona diyeceğim ki; sen bir parti kurdun ama müsaadenle ben seni desteklemeyeceğim." sözler arasındaki paralellik elbette dikkat çekici. Martin Luther yerleşik olan Katolik inancına karşı bir isyan hareketi başlattığında melekleri görse ve melekler, kendi oluşturmuş olduğu inancının dışında bir şey söylese kulaklarını tıkayacağını söylüyordu. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra da "dinler arası diyalog" söylemiyle "Ilımlı İslam" anlayışıyla bir anlamda batılılar tarafından "reformist İslamcı" "dinler arası diyalog ve medeniyetler ittifakının lideri" olarak nitelendirilen, terör örgütü liderinin söylediği sözler elbetteki paralellik arz edecektir. Çünkü örgütler belirli amaçlara ulaşmak için bir araya gelmiş insanların, karşılıklı işbirliği ve koordinasyonu içinde, lidere sıkı sıkıya bağlı, katı veya yarı katı hiyerarşik bir yapılanması olan, ortak hedeflere yönelik çabalarından oluşan gizli veya açık, resmi veya gayri resmi gruplar olarak tanımlanabilir. Örgütler, yerleşik düzene karşı çıkarak kendilerini meşrûlaştırmak da isteyebilirler. Kendilerine taraftar bulmak için meşru düzenden, işleyen sistemden ayrılarak, farklılıklarını ortaya koyup, günceli küçümseyip, gelecekte "her şeyin daha güzel olacağı" ümidini insanlara aşılama yoluna giderler ki; terör örgütü elebaşısı Fethullah Gülen'in yetiştirmekte olduğu örgüt elemanları için "altın nesil" ifadesini kullanması, gelecekte "Yeni Bir Dünya" inşa edeceklerini müntesiplerine aşılaması da örgütçü düşüncenin bir dışa vurumudur. Cemaat kelimesi, topluluk manâsına gelen, İslami literatürde, özellikle Hadis-i Şeriflerde cemaat kelimesi, "namaz kılmak üzere bir araya gelen topluluk", şeklinde fıkhi anlamı yanında, "İslam dinine mensup olanların yolu" veya "siyasi birlik" manalarına da kullanılır. Hz. Peygamberin (SAV) Tirmizi, Edeb bölümünde geçen hadisi şerifinde: "Bir karış da olsa cemaatten ayrılan kişi İslam bağını boynundan çözmüş olur." yine Tirmizi'nin Fiten bölümündeki: "Allah ümmetimi sapıklık üzerinde birleştirmez. Allah'ın eli cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa, cehenneme ayrılmış olur." mealindeki hadisi şerifleri, "Müslümanların yolu", "Müslümanların siyasi ve dini birliği" olarak da anlaşılabilir.
CEMAAT DEĞİL ÖRGÜT
Cemaat dediğimiz zaman, elbette ki ilk aklımıza gelen cami cemaatidir. Ancak kitleler, kendilerini ifade etmek için "cemaat" ifadesini kullanmışlardır. Kitle, aynı inanç, düşünce yada zevke sahip insanların oluşturduğu toplumsal kategoridir. Örneğin belirli bir gazete okuyucuları, belli bir müzik türünden hoşlananlar, belli inanca sahip olanlar birer kitledir. Bir kitle içinde yer alan insanların bir arada bulunmaları, yani fiziksel bir birliktelik oluşturmaları da gerekmez. Kitleler, fiziksel birlik oluşturduklarında toplumsal yığına dönüşürler. Toplumsal yığınları harekete geçiren, o yığınları belirli bir amaca ulaşmak için koordine eden ve belirli bir lidere sıkı sıkıya bağlı katı veya yarı katı hiyerarşik yapılanmalara da biz örgüt diyoruz. Örgütler, kitleleri kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmek için, güdebilmek için ya da kitleleri hedefi gayesi olan kendileri adına savaşmaya ve ölmeye hazır duruma getirebilmek için kullanmış oldukları birtakım sosyolojik enstrümanlar vardır. Bu enstrümanlar, cemaate dahil olmuş kitlenin her ferdi için ayrı ayrı kullanılır. Diğer bir ifadeyle, kitle içerisinde gerçek kimliğiyle bulunan bireyin, örgüt elemanı yapabilmesi için sürünün bir parçası haline getirilmesi gerekmektedir. Yani kitleyi örgüte kitleyebilmek için bireyler sistematik biçimde, kapalı kolektif bir topluluğun içerisinde eritilerek, o topluluğa uydurulmasıyla ona hayali bir kişilik tanımak yoluyla, şimdiki zamanın küçümsenmesini ona aşılamak ve onun ilgisini henüz var olmayan şeylere kaydırmak yoluyla, onunla gerçek arasına bir perde (öğreti) koymak, ihtiraslar enjekte ederek, o kimse ile nefsi arasındaki dengeyi önlemek (aşırılaştırmak) yoluyla yapılabilir.

KODLANMIŞ BİR ROBOTA DÖNÜŞTÜRÜLDÜLER
Fetö terör örgütü, kolejlerinden, yurtlarından, cemaat evlerinden devşirmiş olduğu Anadolu çocuklarını, gençleri kapalı kolektif bir topluluğun içinde eriterek, o topluluğa uydurmuştur. Sürekli olarak örgüt liderinin vaazları, konuşmalarıyla eğitilen-yetiştirilen, örgüt elebaşının kitaplarının dışında herhangi bir kitap okutturulmayan bireyler, kapalı kolektif topluluğun içerisinde artık kendi benliklerinden, kişiliklerinden sıyrılarak, sürünün bir ferdi haline getirilir. Akabinde ona hayali bir kişilik tanımlanır. O, artık Ali ya da Veli değil "şakirt Ali", "şakirt Veli"dir. Hatta örgüt basamaklarında yükselmeye başlamasıyla, (Talebe Mesulü, Bölge Abisi vb.) artık farklı kod adları verilerek kodlanmış bir robota dönüştürülmüştür ki; bu sadece fetö terör örgütüne has bir durum değil, aynı işleyiş veya sistem, PKK, DHKP/C, MLKP, TİKKO, İŞİD gibi terör örgütlerinde de aynı şekilde işlemektedir. İkinci aşamada, şimdiki zamanın küçümsenmesini ona aşılamak ve onun ilgisini henüz var olmayan şeylere kaydırmak gelmektedir. Fetö terör örgütü, mensuplarına daima, geleceğin hep daha iyi geleceğini ve kendi mefkureleri doğrultusunda bir dünya kurulacağı ümidini aşılayagelmiştir. İçerisinde yaşanılan şartlar, mevcut dönem sürekli aşağılanarak geleceği inşa ettiklerine inandırılırlar. Gelecekte kendilerini "Bahar mevsimi"nin beklediğine şartlandırılmış bir topluluk oluşturulmuştur. Dolayısıyla, günümüzdeki olumlu veya olumsuz gelişmeler, siyasal ilişkiler, uluslararası bazdaki dönen birtakım entrikalar, örgüt elemanı haline gelmiş, kişiliği alınmış, kimseler için flu birer görüntüden ibarettir. Çünkü örgüt onunla gerçek arasına bir perde ve bir öğreti koymuştur. O, artık kendi benliğinden ve kişiliğinden sıyrılmış artık terör örgütün bir parçası olmuştur. Örgüt içerisindeki ilerlemesi ya da kabiliyetlerine göre, almış olduğu farklı görev ve unvanlar onda farklı bir kişilik inşa etmiş, aynı zamanda manevi bilenmişlik ve maddi fedakârlık yapabilecek duruma getirmiştir.

İNSANLARI KENDİSİ OLMAKTAN ÇIKARDILAR
Mesela, Anadolu'nun bir ilçesinde kazasında kendi yağıyla kavrulan bir esnaf iken, örgütün ağına takıldıktan sonra, örgüt O'nu kazanmak için O'nu kendisi olmaktan çıkarır. Öncelikle örgüt ve elemanları, O esnafı, maddi olarak kalkındırırlar. Bu maddi kalkındırmanın karşılığında ondan da geri dönüş olarak maddi fedakârlıkta bulunması, burs vermesi, himmet etmesi istenir. Önce esnaf abisi olarak tanımlanan kişi, sonra mütevelli ve benzeri sıfatlarla artık kendisi olmaktan çıkarılmış, hiyerarşik yapının bir katmanı haline getirilmiş olur. Bu arada hem esnaf/işadamı, hem de öğrencilikten itibaren örgüte devşirilen kimselere ihtiraslar enjekte edilerek, artık dengeyi yitiren, aşırılıklar yapabilen bir kişiliğe dönüştürülmesi de gerçekleşmiş olur. Mesela öğrenciye anne babası ile irtibatını kesmesi istendiği zaman ya da 15 Temmuz örneğinde gördüğümüz gibi kendi vatandaşlarına kurşun sıkması istenildiği zaman hiç gözünü kırpmadan yapabilir. Veya birtakım iftiraları, yalanları yazıp paylaşması istenildiği zaman, bunların günah olduğu kul hakkı olduğu aklına bile gelmez. Aynı şekilde esnaflar himmet ve burs yarışına girerek kendi gücünün üstünde birtakım vaatlerde bulunarak aşırılığada gidebilirler. Sürünün oluşumu tamamlanmıştır. Mankurtluğa giden yolun taşları bu şekilde döşenmemektedir. Sürü içerisinde fedakarlığı artıran bir takım etkenler söz konusudur. Bunlardan birincisi kolektif bir topluluğun kimliğini taşımak. Bu kimlik-menfaat ilişkisi ve aforoz etkisi dediğimiz üçlü bir sacayağı içerisinde sürdürülür. Denklem basittir. "Kimliğini korursan menfaatin devam eder. Kimliğini kaybedersen aforoz edilirsin, menfaatini kaybedersin." 15 Temmuz'da cevabı aranan sorulardan bir tanesi şuydu: "Nasıl oluyor da koca koca profesörler, generaller, işadamları, bürokratlar, ilkokul mezunu bile olmayan sümüklü bir vaizin sözü ile bütün hayatlarını ya da sahip oldukları makamları, unvanları, sermayeyi feda edebiliyorlar?" Cevap basit. Çünkü bu insanlar, o döneme kadar kimlik-menfaat ilişkisi ve aforoz etkisi ile yetiştirilmişlerdir. Sahip olmuş olduğu unvana, makama, rütbeye, sermayeye, hatta aileye sahip olmuş olduğu örgüt kimliği sayesinde ulaşmıştır. Örgüt kimliğini taşımak, ona geçmişte hayal bile edemeyeceği unvanları, rütbeleri, makamları ve sermayeyi kazandırmıştır. Örgüt kimliğini kaybettiği zamanda dünyasını kaybedeceğinin farkında olduğundan dolayı, itirazsız bir itaat söz konusudur.

TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİ LİDERLERİNE KİMLİK YÜKLER
Fedakârlığı artıran ikinci etken uydur-inan etkenidir. Tüm terör örgütleri, liderlerine insanüstü ya da doğaüstü/egzotik kimlikler yüklerler. Bu kimlikler uydurmadır. Çünkü örgüt lideri, bu kimliklere sahip olmasa bile, "şeyh uçmazsa müridi uçurur" babında örgütü bir arada tutmak için ve örgütün dinamizmini artırmak için uydurulur. Tıpkı Fethullah için, Mehdi, Mesih, Kainat İmamı, Gavs, Kutup vb. sıfatların uydurulması gibi. Yada peygamberlerle görüşmesi, Hz. Peygamberin sohbetlere, örgütün kurumlarına gelmesi vb. yalanlardır. Elbette, uydur-inan etkeni içerisinde rüyalarda önemli bir yer tutar. Görülmeyen ama uydurulan rüyalar, örgütün bireylerinin dinamizmini artırmak için bir etkendir. Olağanüstü rüyalar veya rüyaların gerçekleştiği şeklindeki uydurulan yalanlar örgüt mensupları arasında hayali bir dünya oluşturur. Sürünün fedakârlığını artırmak için kullanılan üçüncü etken, şimdiki zamanın gözden düşürülmesidir. İhtişamlı geçmişe vurgu yapmak ve gelecekte de geçmişteki ihtişamı yeniden kuracağını hayali ile yaşamak ve insanları buna güdülemek örgütün kullanmış olduğu önemli enstrümanlardan birisidir. Fetö terör örgütünün elebaşının konuşmalarında özellikle Asr-ı saadet dönemine yapılan vurgu ve cemaatin gelecekte ikinci bir asr-ı saadeti kuracağına inanılması bu bilinçli bir tercih olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir etken, olmayan şeylerin, olan şeylerden daha yüce daha erişilmez olarak anlatılmasıdır ki bu etkenler sadece fetö terör örgütü tarafından değil bütün terör örgütleri tarafından kullanılan enstrümanlardır. Bakınız Nazi Partisi'nin genel sekreteri ve sözcüsü olan Rudolph Hess, Nazi partisi yemin töreninde toplanan kalabalığa şöyle hitap ediyor: "Adolf Hitler'i aklınız ile araştırmayın. Hepiniz onu kalplerinizin gücüyle bulacaksınız!". Benzer cümleleri terör örgütünün üst düzey yöneticileri, örgüt elebaşısı için kullanıyorlardı. Onların ifadesiyle: "Hocaefendiyi ve hizmetini aklınız ile araştırmayın, anlayamazsınız. Onu ancak muhabbet fedaileri kalpleri ile anlayabilirler." mealinde sözler telaffuz ediyorlardı. Sürünün gücünü artırmak için ve sürüyü kitlesel bir harekete döndürmek için kullanılan etkenlerin başında da, "aşırılığın normalleştirilmesi ve anlamsızlıkta hikmet arayışı ve bunu kabullenmek" yatmaktadır. Örgüt elebaşının saçmaladığı ya da dinin temel öğretilerine taban tabana zıt bir şey söylediğinde bile, örgütün söylemiyle: "Vardır bir hikmeti!" şeklinde yorumlanması, "absürdlükteki hikmet arayışının ve aşırılığı normalleştirmenin" dışa yansımasıdır. Kirli/terli atletlerin külotların koklanılması, sümüklü mendillerin, Kabe örtüsü mesabesinde değer görmesinin altındaki psikolojik etken budur.

HİYERARŞİK DÜZEN SÖZ KONUSUDUR
Terör örgütlerinde de, tıpkı ordularda olduğu gibi hiyerarşik bir düzen söz konusudur ki; bu bütün terör örgütleri için geçerlidir. Zirvede örgüt elebaşının olduğu, katı kast tabakalarının oluşturduğu bir piramit görürüz. Ancak ordular mevcut düzeni desteklemek korumak ve yaymak için bir araç iken, terör örgütleri ve kitle hareketleri ise mevcut düzeni yıkmak, kendi ideolojilerini, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için hareket eden güçlerdir. Sürüleştirilmiş örgüt elemanlarını bir arada tutan etkenler de vardır. Bunların başında "nefret" yani ortak düşman algısı gelmektedir. Her terör örgütü, kendisine bir düşman seçerek onu yok etme, onun yerine kendi dostlarını yada kendi ideolojisini var etme anlayışı üzerine kurulur ve bu amaç için hareket eder. İkincisi, taklitçilik dediğimiz terör örgütü liderinin yada örgütte üst düzey konuma gelmiş kimselerin taklit edilmesi vardır. Bu aşamada giyim kuşamdan, söylemlere kullanılan kelimelerden, görünüşe kadar kör bir taklitçiliğin yansımalarını görebiliriz. Sürüyü birleştirici diğer etken, "kandırış ve zorlama"dır. İnsanlar, ya ikna yoluyla yada kandırılarak hayali hedeflerin peşinde bir arada tutulur. Vasati durumun farkına varıp, kandırıldığını fark ederek sürüden kopmak isteyenler ise çeşitli şantajlarla ve zorlamalarla sürüden kopmaması temin edilir. Sürüleri birleştirici son etken ise liderliktir. Liderin olağanüstü, doğaüstü güçleri olduğuna inanılır. Bu inanç kalplere yerleştiği zaman, liderin her hareketinden hikmet çıkarma ve her sözünü nas olarak kabul etme anlayışı artık zirve yapmıştır. İşte 15 temmuz'da terör örgütü mensuplarının insanları tankların paletlerin altında ezecek, ülkesinin Millet Meclisini, jandarmasını, özel harekat merkezlerini, uçaklarla bombalayacak ve kendi yakınlarına dahi silah doğrultacak kadar canavarlaşmış olmasının arkasındaki sosyolojik ve psikolojik güdülenme ve inanmışlık bu şekilde sağlanmıştır. Tabii örgütün iç evlilikler, şirketler vb. yollarla karşılıklı menfaat birliktelikleri kurması, örgütteki içe kapalı yapıyı ve sürü yapısını daha da muhkem hale getirmiştir. Fetö terör örgütü bir tarikat ya da cemaat yapılanmasından daha ziyade, kitleleri mankurtlaştıran örgüt yapısı ile örgüt içerisindeki bağlılarını sürüleştirerek küreselcilerin hizmetine vermiş ve kendi sürüsünü gönüllü köleler haline getirmiş bir terör yapısıdır. Dolayısıyla, 15 Temmuza giden yolun nasıl döşendiğini ve örgütün gerek askeriyede, gerek devlet içerisinde paralel yapılanmasının niteliğini anlayabilmek için, kitle psikolojisinin nasıl çalıştığının farkına varmamız lazım. Bu noktada aynı veya da benzeri yapılanma içerisinde olan diğer örgütleri de iyi tanımamız ve tahlil etmemiz gerekiyor. Kitleleri örgütleyip, örgütleri sürüleştiren küreselci üst akılla mücadele etmediğimiz sürece, yapmış olduğumuz iş sadece sivrisinek öldürmekten ibarettir. Asıl mücadelemiz bataklığı kurutmak olmalıdır.
•MACİT ULUÇAMLIBEL / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme